• BIST109.361
  • Altın153,268
  • Dolar3,8380
  • Euro4,5070
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara -2 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »

    Başkanlık Sisteminde Bölünme Korkusu

    Bilal OKUDAN

    40 yıldır Türkiye üzerinde çeşitli operasyonlar yapanlar deneme yanılma yoluyla ülkemiz siyasetine ayar vermeye çalışıyorlar. En büyük heves ve arzuları Sevr Antlaşmasında çizdikleri haritaya ulaşabilmek. Bu sebeple Türkiye’yi bölmek ve parçalamak isteyenler özellikle son 10 yılda taktik değiştirmeye karar verdiler.

    Türklerle Kürtleri bir birine düşürmeye karar verenlerin hesaplayamadığı bir büyük aile tablosu var ülkemzide. 12 milyon Türk ve Kürt birbiri ile evlenerek akraba olmuş durumdalar. Güneydoğudaki Kürt nufusu kadar sadece İsanbulun bir ilçesinde Kürt nufusu olduğunu, Adana, Mersin, İzmir, Antalya ve Muğla gibi illerdeki Kürt nufusunuda hesaba kattığınızda sosyolojik ve matematiksel olarak ülkemizi bölemeyeceklerini anlayan Uluslar arası güçler devreye farklı bir hesapla girdiler.

    Özellikle 2002 seçimlerinde belirledikleri strateji ile Doğu ve Güneydoğu bölgesinin yönetimini bölgede yaşayanların büyük çoğunluğunun samimi müslüman olmalarına rağmen marksist ve ateist bir yapıya mahkum etme politikasına gittiler. Bölgede yaşanan mağduriyetler ve islami kesimde dahil yükselen Kürt Milliyetçiliği bu stratejinin tutmasına sebep oldu. Türkiyenin en dindar iki bölgesi ve bu bölgenin illeri marksist ve ateist yöneticilere mahkum hale getirildi.

    Uluslar arası güçlerin yaptıkları proje hızlı bir şekilde tutmuş ve istedikleri gerçekleşmişti. Sıra ikinci aşamaya gelmişti. Türkiye’de iktidar probleminin değil muhalefet probleminin olduğunun farkına varan bu güçler hızlı bir şekilde  ikinci aşamaya geçtiler. Muhalefet partilerinin kendi içlerindeki kısır çekişmeleri ve ülke sorunlarına çare üretememeleri üzerine 2011 seçimlerinde BDP’nin desteklediği Bağımsız Adayları toplumun her kesimini temsiledecek şekilde belirlediler. İslami kesimden, ulusalcılardan ve  aşırı solculardan oluşan adaylar sayesinde meclisteki sandelye sayılarını diğer seçimlere göre daha fazla attırabilmişlerdi. Sonrasında ilk kez Cumhurbaşkanını Halkın seçtiği 10 Ağustosta iyi bir hamle yaparak muhalefetin pasif ve muhalefet tabanlarının da istemediği çatı adayına karşın, HDP nin adayı Selahattin Demirtaş gösterdiği performansla yüzde 10 a yakın oy alınca artık projenin üçüncü aşamasına geçme vakit gelmişti.

     HDP Türkiye Partisi olacak ve meclise bağımsız adaylar üzerinden değil, parti olarak girecekti. Onlara göre bu seçimde HDP barajı geçemesse bile alacağı yüzde 10 a yakın oyla sonraki ilk seçimin muhtemel koolisyon ortağı olacağı ön görüsüne sahiptiler. Çünkü onlara göre yıpranan bir iktidar partisi var. Bu olay, heleki birde Recep Tayyip Erdoğanın Cumhurbaşkanı olması sebebiyle, iktidar partisinin oy oranlarında da az da olsa düşüş meydana getirtecekti. Bu sayede marksist ve ateist düşünceye sahip Kürtler üzerinden sadece bölge siyaseti değil ülke siyasetinde de etkin olunacak ve Müslüman Kürt Halkının inisifiyeti kendi gibi düşünmeyen insanların eline geçecekti. Çünkü HDP nin 12 yıllık başarısı ortada. Bölge Halkını temsil kabiliyeti, seçtirdiği milletvekillerinin performansı, HDP nin göz önünde olmasını sağlamıştı. Anamuhalefet CHP gibi gözüksede HDP yaptığı hamlelerle ve mücadele ile halkın gözünde çoktan gerçek Anamuhalefet olmuştu bile.  

    Evet muhalefet gerçekten Başkanlık Sistemine karşı gibi gözüksede, MHP, CHP ve HDP aslında Başkanlık Sistemine değil Recep Tayyip Erdoğan’ın Başkan olmasına karşılar. Zaten gerçek manada Başkanlık Sistemine karşı olmak kendi Milletine güvenmemek ya da hiçbir zaman iktidar yüzü göremeyeceğini kabullenmek demek. Bu sebeple kişisel hırslar bir kenara konulmalı ve ülke menfaati için en hayırlı sistem hangisi ise derhal o sisteme geçilmeli.

     Sonuç olarak, Cumhuriyetimizin kurucu iradesi, dünyada meydana gelen ve kürsel sermayenin bilinçli bir şekilde pompaladığı ülkeler yönetim kaosunun farkına varmış ve Türkiye’de de çöken sistemin derhal modernize edilerek, acil olarak Başkanlık Sistemine geçme kararını aldılar. Çünkü onlarda büyüyen tehlikenin farkına vardılar ve ülke idaresinin bölünmemesi için en mantıklı yolun Başkanlık Sistemi olduğunu benimsediler. Kurucu İradeye göre,  güçlü bir Başkanla sarsılan kurumların imajı düzeltilebilir ve bu şekilde kurumların kaybettiği prestij yeniden kazanılabilir.

    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları