• BIST109.156
  • Altın153,298
  • Dolar3,8173
  • Euro4,5053
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 1 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »

    Beşiktaş Bir Borussia Dortmund Olabilir mi?

    Ali Yiğit KUTLUCA

    Türk spor tarihinin en köklü kulüplerinden biri olan Beşiktaş....

    Bugünkü yazımı biraz daha Beşiktaş odağında sürdürmek istedim. Beşiktaş, spor tarhimizin özellikle de futbol tarihimizin en önemli mihenk taşlarından biridir. Hem en eski, hem de en başarılı futbol kulüplerinden biridir. Türkiye’de yer alan 4 büyüklerin ilkidir. Tarihi ulusal ve ulasl çapta başarılarla dolu bu gözde takım son 2.5 sezondur birçok zorlukla mücadele etmektedir. Hem saha içi hem de saha dışı...

    Tarihin kara lekelerinden biri olan son Yıldırım Demirören dönemi bitmiş ve 2.5 sezon önce borç batağında olan kulübün başına Başkan olarak Fikret Orman seçilmiştir. Kulüp borç batağındadır ve sportif anlamda sadece basketbol şubesinin başarıları ön plandadır ki o dönemin ardından Demirören’ler tarafından maddi destek çekildiği için takım da dağılmıştır. Özellikle futbol branşı anlamında eldeki oyuncular paralarını alamadıkları için bırakıp gitmişlerdir.

    KARTAL’IN KÜLLERİNDEN DOĞUŞU

    Fikret Orman’ın ilk yılı “Feda” yılı olacaktır. Kulübün içinden biri olan Samet Aybaba takımın başına getirilmiş, daha çok yerli ve az maaş alan oyunculara yönelinmiş ve o sezon lig bu şekilde bitirilmişti. Sezon sonu tarihe sahne olan İnönü Stadı, yıkılacak ve yeni stat yapılacaktı. Beşiktaş, sonraki sezonda UEFA’da yer alan dosyalar nedeniyle Avrupa kupalarından men edilecekti. Önceki borçlar ve kötü yönetim, kulübü artık kapanma noktasına getirmişti ki işte tam da bu nedenle ilk yıl Feda yılıydı.

    İnönü Stadı yıkılmış ve Beşiktaş’ın kendi öz kaynakları ile yapacağı stadın inşaatına başlanmıştı. Takımda biraz daha değişiklikler olmaya başlamıştı. Artık kurumsal bir yapıya geçmek, sistemli, uzun vadeli transferler yapmak, kulübün en az 5 senesini planlamak gerekliydi. Bu durum için bana göre en uygun kişi olan Önder Özen getirilip futbol ona emanet edildi. İlk basın toplantısında herkesin gönlünü fetetmiş ve gerçekten futbol anlamında istediğimiz Beşiktaş’ı bu adam bize kuarabilir dedirtmişti. Onun uygun görmesiyle yine kulüp karakterine çok uygun olan bir Teknik direktör Bilic getirilmişti. Takıma yapılan transferler, nokta ve ilerisi için ümit vaadeden yapıdaydı. O sezon çok iyi başlayan lig, Galatasaray maçından sonra kabusa dönüşmüştü. İşte o andan sonra Beşiktaş’ın karşısında başka korku belirdi; Beşiktaşlı Hainler...

    Kendisini Beşiktaşlı olarak tanımlayan fakat Beşiktaş’a yararından çok zararı olan kişiler. Ve sonrasında gelen kötü sonuçlar, Olimpiyat Stadının uygun olmayan koşulları...

    Olimpiyat Stadının Beşiktaş’a iyi gelmediği anlaşıldığından başka bir stat arandı. O dönem tüm büyük kulüpler, özellikle de Fenerbahçe ve Galatasaray, basında da görüldüğü üzere Ebedi Dostluklarının nişanesi olarak Beşiktaş’a kapılarının sonuna kadar açık olduğunu belirtmişlerdi ama olmadı.

    Son çare Kasımpaşa’nın stadında anlaşıldı ki zaten orada da anlaşmazlıklar nedeniyle çok fazla maç yapılamadı. Bir sezon da öyle bitti. Bu sezona gelindiğinde ise artık Beşiktaş biraz 

    daha olgunlaşmış hale geldi. Hem futbol anlamında hem de yönetim anlamında. Artık her yapılan iş belirli bir sisteme, eldeki imkana göre yapılıyor.

    Stadın biraz uzun sürmesi ve takıma gerekli olan sağ bek pozisyonundaki transfer haricinde her şey şu an için iyi gidiyor.

    BEŞİKTAŞ’IN BİR BAYERN MÜNİH’İ YOK MU?

    Son 2.5 sezonda yaşananlar düşünüldüğünde akla Almanya’nın en köklü takımlarından biri olan, son 4 yıla damga vurmuş bir Borussia Dortmund geliyor. Onlar da bu güzel dönemleri öncesinde borç batağındaydılar. Kulüpleri borçlar nedeniyle kapanma aşamasına gelmişti ve şimdiki oynadıkları stat olan Westfalen daha yoktu. Peki onlar bu günlere nasıl geldiler?

    Belki buna inanmayacaksınız ama onları iflastan kurtaran tarih boyunca ezeli rakipleri olan Bayern Münih’ti. Evet ; Bundan 2 yıl önce 2 sezon üst üste şampiyon olarak darbe aldıkları takımı iflas aşamasındayken kurtaran Bayern Münih’ti. Çünkü onlar dostluğun ve rekabetin ne anlama geldiğini bilecek kadar büyük bir kulüptü. Sonrasında olacakları bilerek bunu yaptılar. Belki 2 şampiyonluk, kupalar kaybettiler ama yaptıkları sayesinde hem dostluklarını göstermiş oldular hem de şimdiki takımlarının iskeletini oluşturan Götze ve Lewansowski gibi yıldızlara sahip oldular. Bu iyiliği yapmaslardı belki de bu oyuncuları elde etme şansları olmayacaktı.

    Dortmund kulübü ise o badireleri attlattı, takımı genç ve vizyonu geniş bir teknik adama emanet ettiler. Kadroda gençlere yönelerek ilk 2 sezonlarını orta sıralarda geçirdiler. Sonrasında ise peş peşe gelen 2 lig şampiyonluğu, kupa şampiyonlukları ve Şampiyonlar Liginde final...

    Hemen tüm koltukları kombineli taraftarlara ayrılmış, her maçını full oynayan bir Dortmund. Avrupanın önde gelen kulüplerine yapılan oyuncu transferlerinden elde edilen gelirler ve oturmuş bir takım şablonu....

    Bu şekilde düşünüldüğünde Beşiktaş’ın da bir Borussia Dortmund yolunda olduğu anlaşılacaktır. Beşiktaş da aynı şekilde gençlere yönelmiş, yeni stad yapımı aşamsında, Jurgen Klopp’a benzeyen bir Teknik Adam olan Bilic’e ve en önemlisi de müthiş bir taraftar kitlesine sahip.

    EZELİ RAKİP ÇOK EBEDİ DOSTLUK BOŞ...

    Dortmund’tan tek farkı ise Beşiktaş’ın bir Bayern Münih gibi Ebedi dosta sahip olamamasıdır. Onun sadece Galatasaray ve Fenerbahçe gibi birbiri ile sürtüşen Ezeli Rakipleri vardır.

    Bu iddiamı gerekçelendirmeme bile gerek yoktur. Çünkü, stat arayışlarında her iki kulübün takındığı tavır bunu doğrular niteliktedir. Oldukça Bencil ve Ebedi Dost kavramına aykırı düşen hareketler...

    Belki Beşiktaş bir Dortmund olamaz ama bu gidişle Türk Futbolu da ancak sadece yerinde sayar. Gerisi sizlerin yorumunuza kalmış...

    • Yorumlar 1
    • Facebook Yorumları 0
      Yazarın Diğer Yazıları