Cumartesi , Temmuz 21 2018

Bilginin Bildiremedikleri


Bilmek, akıl melekesi bulunduran bir varlık olan insan için en tabii ihtiyaçtır. İnsanoğlu harfleri, rakamları bu bilme ihtiyacını karşılamak için bir araç olarak kullanmış, yaratıldığından beri. İlk çağlardan beri taşlara, derilere ve kâğıtlara milyonlarca şey yazılmış ve halen yazılmakta ve de okunmakta. Gelinen noktada insanoğlunun yapıp ettikleriyle bildikleri bir tezat oluşturur mahiyette. Peki, ama neden?

Öncelikle şunu bir daha belirtmeliyim. Burada yazdıklarım ve yazacaklarım kendi kişisel tecrübelerimden çıkardıklarım ve bunların ilk muhatabı da benim. Sorumuza geri dönelim. Bildiklerimiz ve yaptıklarımız arasındaki tezattı konuşuyorduk. Bütün bilgi edinme süreçlerinde iki etken vardır. Öğreten ve öğrenen. Yani usta-çırak, hoca-talebe, mürşid-mürid gibi… Her insan öncesinde, çırak ya da öğrencidir. Belki de çıraklık, öğrencilik bitmeyen bir şeydir. Bu ilişkilerde ki verimsizliğin temel kaynağının niyetimiz ve pozisyon alış biçimimiz olduğu kanaatindeyim. Bu konuyu herkesin çok iyi anlayabileceği bir örnek üzerinden anlatmaya çalışacağım. Bütün yanlış anlamaları da göze alarak bunu yapacağım.

Erkek ve kadının cinsel birleşmesi üzerinden mevzuya bakalım. Şöyle ki, bu cinsel birleşme de erkeğin yegâne gayesi o anda alacağı haz ve lezzettir. Kadın ise o anda alacağı lezzetle birlikte bir şey daha yapar. Erkekten aldığı bir şeyi kendinde ki bir şeyle birleştirir. Ve 9 ay 10 gün boyunca bu birleşmeden elde edilen küçücük bir hücreyi vücudunda bir insana dönüştürür. Bu çok çileli bir süreçtir. En sonunda sancılı bir doğumla bir çocuk dünyaya getirir. Bu zaman zarfında beslenmesine, yürüyüşüne, vücutta ki vitamin eksikliğini gidermeye ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmaya gayret eder. Evet, bu süreçte erkek olmak, kadın olmaktan daha kolaydır.

Tabii olarak insan nefsi de öğrenme süreçlerinde erkek fıtratıyla hareket etmeyi tercih ediyor. Sonrasında anlık bir haz dışında bir şey elde edemiyor. Öğretmenlik hayatım boyunca öğrencilerimden en çok duyduğum cümlelerden birisi “hocam dersi dinlerken konuyu anlıyorum, ama eve gidince soruları çözemiyorum ve başarılı olamıyorum” ifadesidir. Ya da” abi mürşidimle beraberken sanki bulutların üstünde gibiyim ama memlekete döndüğümde bir boşluğa düşüyorum ve tekrar eski halime dönüyorum” ifadesini çokça işitmişimdir. Bunun en temel sebebi, bu ilişkilerde erkek fıtratıyla hareket ediyor olmamızdır, zannımca. Anlık alacağımız zevki düşünüyoruz, o kadar.

Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu’nun bir ifadesi var, çok çarpıcı. “Gönlün döllenmesi” diye bir şey söylüyor. Güzel insan ya da insanların bulunduğu meclislerde muhakkak gönlümüz dölleniyor. Sonrasında kendinde olan birşeyle bunu birleştirip zikir, ibadet ve tefekkürle bunu besler ve kötü ortamlardan uzak durursa çileli bir sürecin sonunda mutlaka bir doğum yapar ve nur topu gibi bir çocuğu olur insanın. Hz.Mevlana’nın kötülüklerden bahsedip onları çoğaltmayın, hep iyi şeylerden evladınız olsun” sözü geldi burada aklıma. Peki, nefs neden erkek fıtratla olmayı tercih eder. Çünkü zihinsel, bedensel ve düşünsel konforunu bozmak istemez. Birileri benim yerime düşünsün ben de onlardan alır tatmin olurum işime bakarım diye düşünür. Bugün ise insanlar sosyal medya üzerinden suni(yapay) döllenme yapmak peşindeler. Bu da ortalıkta kör ve topal çocuklar dolaşmasına yani sığ ve basit fikirler peydahlanmasına yol açıyor. Bir güzel insanın ifadesiyle “gerçek bilgi ağızdan kulağa aktarılan değil, gönülden gönülle aktarılandır.” Bu da iki insan arasında olagelmiştir ve bundan sonra da öyle olacaktır.

Evet, kadınlık zor iş. Ama doğum olmadan da hayat devam etmiyor. Fikri, kültürel, düşünsel hayatımızın kuruması, çölleşmesi ve kısırlaşması hep bu erkek fıtratlılık kolaycılığını tercih etmemizle alakalı. Sosyal medya dışında da her gün milyonlarca insan bir araya geliyor ve konuşuyorlar çeşitli mecralarda. Âma istenilen verim alınamıyor. Gönlü kısırların gönlü kısırlarla beraberliğinden ne çıkacaktı ki. Allah(c.c) bizi güzel doğumlar yapabilen ve güzel şeylerden evlatları olan kullarından yapsın. Bir fotokopi makinası çalışmaya başladıktan çöpe atılana kadar milyonlarca sayfa bilgiye muhatap olur. Ama bu bilgilerle hiç işi yoktur. Kur’an da ” kitap yüklü eşekler” betimlemesi de muazzam ve düşündürücü.

İlim Alim (Allah)’ i unutturuyorsa da insanın başına beladır.
Her şeyi Allah’la ve Allah için olanlara selam olsun. Vesselam.

About İsmail ÇİĞCi

Check Also

Kendimize Sormamız Gerekenler

Neden asabiyiz?      Toplumsal baskı ve ötekileştirmeye maruz kalıyor muyuz?     Sevgisizlik ve şiddet neden …

10 comments

  1. Fahrettin Aktaş

    Tebrikler. Çok güzel yazmışsın, okudum. İstifade edenlerden olurum inşallah.

  2. Her oluşun kendi içinde bir disiplini vardır. Nasıl kömür toprak altında pişe pişe elmas oluyorsa, kalb içinde yana yana insan olmaya götürecektir. Üstün hakikat yolu da bunu anlatır. Sayın hocam yazınızın en büyük vurgusu sanki fetih sırrının başlıca usul şartı… Hürmetler kaleminize sağlık.

  3. Mithat sipahioğlu

    Bilgiye sahip olunan ama uygulamasını göremediğimiz ,Tebliğin cılkını çıkartıp temsile muhtaç olduğumuz, Emri bil maruf un evvela dışa değil içe yapılmasını unuttuğumuz şu günlerde ,gönle hitap eden ve Semeresinin çekildiği satırların arasında gizli olan bu yazıların devamını bekliyoruz.

  4. Günümüz manevi hastalığına farklı bir bakış açısı ile değinilmiş. Güzel tespitler ve çözüm önerileri var başarılı bir yazı…

  5. Yaşama ve yaşama sebebine dair mükemmel bir yazı…

  6. Ahmet Selman Akkartal

    Sayın Hocam, daha önce de blog yazılarınızı da takip ediyordum, Rabbi Rahim devamını nasip etsin yazılarınızın. Kaleminiz daim keskin olması dileğiyle.

  7. Fikret Madamalioglu

    İsmail bey gayet ilgi çekici ve önemli bir konuya nevi şahsına münhasır bir yaklaşımla yazmışsınız yazilarinizin devamını bekler teşekkür ederim. Bir okuyucuyu tatmin edici bir yazı ve üslup.

  8. İsmail çiğci fun

    Çok güzel olmuş çok da iyi olmuş..maşallah

  9. Allah için yüreğinizden taşan duyguları kaleme döküp bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim. Yazılarınızın devamını bekleriz. Saygılar…

  10. Sebiha Güney Bor

    "İnsani" sıfata bürünme yolunda sarf edilen gayret ve damarlara islemiş tembellik arasında haps olmuş ademoğlunun özetini, yalin bir dille bizlere aktaran siz değerli hocamiza canı gönülden teşekkür ederim. Allah muvaffak eyleye. Saygılar….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir