• BIST102.270
  • Altın149,533
  • Dolar3,5485
  • Euro4,2033
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 13 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »
    • CANLI PAYLAŞIM
    • Yazarlarımız
    Tüm Yazarlarımız »

    Bilginin Bildiremedikleri

    İsmail  ÇİĞCi

    Bilmek, akıl melekesi bulunduran bir varlık olan insan için en tabii ihtiyaçtır. İnsanoğlu harfleri, rakamları bu bilme ihtiyacını karşılamak için bir araç olarak kullanmış, yaratıldığından beri. İlk çağlardan beri taşlara, derilere ve kâğıtlara milyonlarca şey yazılmış ve halen yazılmakta ve de okunmakta. Gelinen noktada insanoğlunun yapıp ettikleriyle bildikleri bir tezat oluşturur mahiyette. Peki, ama neden?


    Öncelikle şunu bir daha belirtmeliyim. Burada yazdıklarım ve yazacaklarım kendi kişisel tecrübelerimden çıkardıklarım ve bunların ilk muhatabı da benim. Sorumuza geri dönelim. Bildiklerimiz ve yaptıklarımız arasındaki tezattı konuşuyorduk. Bütün bilgi edinme süreçlerinde iki etken vardır. Öğreten ve öğrenen. Yani usta-çırak, hoca-talebe, mürşid-mürid gibi... Her insan öncesinde, çırak ya da öğrencidir. Belki de çıraklık, öğrencilik bitmeyen bir şeydir. Bu ilişkilerde ki verimsizliğin temel kaynağının niyetimiz ve pozisyon alış biçimimiz olduğu kanaatindeyim. Bu konuyu herkesin çok iyi anlayabileceği bir örnek üzerinden anlatmaya çalışacağım. Bütün yanlış anlamaları da göze alarak bunu yapacağım.


    Erkek ve kadının cinsel birleşmesi üzerinden mevzuya bakalım. Şöyle ki, bu cinsel birleşme de erkeğin yegâne gayesi o anda alacağı haz ve lezzettir. Kadın ise o anda alacağı lezzetle birlikte bir şey daha yapar. Erkekten aldığı bir şeyi kendinde ki bir şeyle birleştirir. Ve 9 ay 10 gün boyunca bu birleşmeden elde edilen küçücük bir hücreyi vücudunda bir insana dönüştürür. Bu çok çileli bir süreçtir. En sonunda sancılı bir doğumla bir çocuk dünyaya getirir. Bu zaman zarfında beslenmesine, yürüyüşüne, vücutta ki vitamin eksikliğini gidermeye ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmaya gayret eder. Evet, bu süreçte erkek olmak, kadın olmaktan daha kolaydır.


    Tabii olarak insan nefsi de öğrenme süreçlerinde erkek fıtratıyla hareket etmeyi tercih ediyor. Sonrasında anlık bir haz dışında bir şey elde edemiyor. Öğretmenlik hayatım boyunca öğrencilerimden en çok duyduğum cümlelerden birisi "hocam dersi dinlerken konuyu anlıyorum, ama eve gidince soruları çözemiyorum ve başarılı olamıyorum" ifadesidir. Ya da" abi mürşidimle beraberken sanki bulutların üstünde gibiyim ama memlekete döndüğümde bir boşluğa düşüyorum ve tekrar eski halime dönüyorum" ifadesini çokça işitmişimdir. Bunun en temel sebebi, bu ilişkilerde erkek fıtratıyla hareket ediyor olmamızdır, zannımca. Anlık alacağımız zevki düşünüyoruz, o kadar.

    Rahmetli Fethi Gemuhluoğlu'nun bir ifadesi var, çok çarpıcı. “Gönlün döllenmesi" diye bir şey söylüyor. Güzel insan ya da insanların bulunduğu meclislerde muhakkak gönlümüz dölleniyor. Sonrasında kendinde olan birşeyle bunu birleştirip zikir, ibadet ve tefekkürle bunu besler ve kötü ortamlardan uzak durursa çileli bir sürecin sonunda mutlaka bir doğum yapar ve nur topu gibi bir çocuğu olur insanın. Hz.Mevlana'nın kötülüklerden bahsedip onları çoğaltmayın, hep iyi şeylerden evladınız olsun" sözü geldi burada aklıma. Peki, nefs neden erkek fıtratla olmayı tercih eder. Çünkü zihinsel, bedensel ve düşünsel konforunu bozmak istemez. Birileri benim yerime düşünsün ben de onlardan alır tatmin olurum işime bakarım diye düşünür. Bugün ise insanlar sosyal medya üzerinden suni(yapay) döllenme yapmak peşindeler. Bu da ortalıkta kör ve topal çocuklar dolaşmasına yani sığ ve basit fikirler peydahlanmasına yol açıyor. Bir güzel insanın ifadesiyle "gerçek bilgi ağızdan kulağa aktarılan değil, gönülden gönülle aktarılandır." Bu da iki insan arasında olagelmiştir ve bundan sonra da öyle olacaktır.


    Evet, kadınlık zor iş. Ama doğum olmadan da hayat devam etmiyor. Fikri, kültürel, düşünsel hayatımızın kuruması, çölleşmesi ve kısırlaşması hep bu erkek fıtratlılık kolaycılığını tercih etmemizle alakalı. Sosyal medya dışında da her gün milyonlarca insan bir araya geliyor ve konuşuyorlar çeşitli mecralarda. Âma istenilen verim alınamıyor. Gönlü kısırların gönlü kısırlarla beraberliğinden ne çıkacaktı ki. Allah(c.c) bizi güzel doğumlar yapabilen ve güzel şeylerden evlatları olan kullarından yapsın. Bir fotokopi makinası çalışmaya başladıktan çöpe atılana kadar milyonlarca sayfa bilgiye muhatap olur. Ama bu bilgilerle hiç işi yoktur. Kur'an da " kitap yüklü eşekler" betimlemesi de muazzam ve düşündürücü.

    İlim Alim (Allah)' i unutturuyorsa da insanın başına beladır.
    Her şeyi Allah'la ve Allah için olanlara selam olsun. Vesselam.

    • Yorumlar 13
    • Facebook Yorumları 0
      Yazarın Diğer Yazıları