• BIST104.123
  • Altın145,971
  • Dolar3,4910
  • Euro4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 12 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »
    • CANLI PAYLAŞIM
    • Yazarlarımız
    Tüm Yazarlarımız »

    Çanakkale ve Hoşgörü

    Bilal OKUDAN

    Son 100 yıldır dünyanın her yerinde Avrupa merkezli bir tarih algısı oluşturulmaktadır. Merkez batı siyasetine uygun bu ideolojik tarih algısına göre; Osmanlı son derece acımasız ve zalim bir devlettir. Ayrıca barbar ve vahşidir. Dünyanın dört bir yanında kan dökerek zorla hâkimiyet kurmuştur. Osmanlı askeri gittikleri yeri yakıp yıkmıştır…

    İddialar ya da ( iftiralar) uzayıp gider. Gerçi şöyle bir zihnimizi yokladığımızda şunu görürüz ki bugün Osmanlının çekildiği toprakların tamamında kan, gözyaşı ve savaş vardır. Bugün Osmanlıyı kan dökmekle suçlayan küresel güçlerin kendilerinin kan döktüğü topraklarda Osmanlı yüzyıllarca hâkim olmuş ancak bir vatandaşının bile burnunun kanamaması için çaba göstermiştir.

    Osmanlı döneminde huzurun ve barışın coğrafyası olan Ortadoğu ( ki bugün kanının dinmediği topraklardır) Osmanlı hâkimiyetinin gittiği topraklara huzur götürdüğünün en büyük delilidir. Filistin ayrı bir örnektir Balkanlar ayrı bir örnektir… ve liste uzayıp gider.

    Ancak bir devletin şefkatini en iyi şekilde ortaya koyan onun dostlarının değil düşmanlarının ne dediğidir. İsterseniz gelin Çanakkale’de tüm dünyaya “ medeniyet” nedir öğreten bir milletin destansı hikayesini bir de düşmanlarından dinleyelim. İşte o tarihe geçecek itiraflardan bir kaçı:

    “Conkbayırı’ndan korkunç siper savaşları oluyordu. Siperler arasındaki mesafe 10 metreye kadar indi. Süngü hücumundan sonra savaşa ara verildi. Askerler siperlerine çekildi. İki siper arasında açıkta ağır yaralı ve bir bacağı kopmak üzere olan İngiliz yüzbaşı avazı çıktığı kadar bağırıyor, ağlıyor, çırpınıyor, kurtarın diye yalvarıyordu. Ancak siperlerden hiçbir kimse çıkıp yardım edemiyordu. Çünkü en küçük bir kıpırdanışta yüzlerce kurşun yağıyordu. Bu sırada akıl almaz bir olay oldu. Türk siperlerinden beyaz bir iç çamaşırı sallandı. Arkasından aslan yapılı bir Türk askeri silahsız olarak siperden çıktı. Hepimiz donup kaldık. Hiçbirimiz nefes almıyor ona bakıyorduk. 

    Asker yavaş adımlarla yürüyor siperdekiler kendisine nişan almış bekliyordu. Asker yaralı İngiliz subayını yumuşacık bir hareketle kucakladı. Kolunu omuzuna attı. Ve bizim siperlere doğru yürümeye başladı. Yaralıyı usulca yere bırakıp geldiği gibi kendi siperlerine döndü. Teşekkür bile edemedik. Günlerce bu cesareti, güzelliği ve insan sevgisini konuştuk.” 

                                                                                                                                         Üsteğmen CASEY

    Avusturalyalı bir subayı dinleyelim:

    “Çanakkale’de bulunduğumuz günler zarfında bir gün bizim dini bayramımızdı. O günü neşe içinde geçirmek ve eğlenmek istiyorduk. Ama harp halinde bulunduğumuz için de bunu imkânsız görüyorduk. Son çare olarak, Türklere elçi gönderip onlara bugünlük olsun ateş açmamaları için söz aldık. Ama hile olup olmayacağı kuşkusu içindeydik. Bununla beraber biz eğlencemize devam ederken bize Türk kumandanının hediyeler gönderdiği haberini alıp elçiyi kabul ettim. Bize adına ayran dedikleri bir içecek göndermişti. Türklerin bu hareketleri beni son derece duygulandırmıştı.”

     

    Avusturalyalı Harold Clive Newman :

    “Savaşta bizleri en fazla etkileyen durumlardan biri de Türk askerlerinin centilmenlikleri olmuştur.

    Anzak koyu açıklarında demirlenmiş bulunan hastane gemimiz Türk topçusu tarafından daima büyük bir dikkatle korunmuştur. Zaman zaman savaş gemilerimiz hastane gemisine yaklaşınca Türk topçusu Kızılhaç işaretini taşıyan gemiye zarar vermemek için hemen ateş kesmekten geri kalmıyordu. Bunlar ve benzeri olaylar birliğimizin bütün mensupları üzerinde derin bir saygı ve sempati uyandırmakta gecikmemiştir. Pek çoğumuzun düşünce ve kanaatini de ifade ettiğimden emin olarak belirtmek isterim ki Türklerin karşımıza değil, bizimle aynı safta olmalarını yürekten arzulamıştık. Bu dehşet verici savaş içinde bizler Türk askerlerini “ cono türk” olarak tanımış ve hayranlık duymuşudur.

    İlerlemiş yaşlarımda yürekten dileğim Türkiye ile Avustralya arasında sağlam bir dostluk kurulması ve sürdürülmesidir.”

    Bu tür itiraflar birkaç taneyle sınırlı değildir. Ancak biz burada birkaç tane ile iktifa etmeyi düşünüyoruz. Zira biliyoruz ki biz ne kadar anlatırsak anlatalım birileri yine karalamaya devam edecektir varsın onlar karalasınlar ancak şunu bilsinler ki; onların karalamaları sadece kendilerini düşürür bu milletin büyüklüğüne zarar veremez. Yalancılar tarihin karanlık sayfalarında yok olmaya mahkûmdur, ancak bu millet tarih yazmaya devam edecektir.

    • Yorumlar 1
    • Facebook Yorumları 0
      Yazarın Diğer Yazıları