• BIST109.330
  • Altın155,894
  • Dolar3,8638
  • Euro4,5501
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 6 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »

    Doğadaki Gizem, Biyomimetik…

    Öğr. Gör. Uğur SOYKAN

         “Doğa, teknolojik ilerleyişin eşsiz bir kilometre taşıdır.” Bu slogan, koskoca bir dünyanın kapısını açan bir anahtar gibidir. Peki, nasıl oluyor da binlerce yıldır içinde yaşadığımız doğa, bu kadar farkındalık yaratıyor ve bilim için doğanın ahengi bu kadar önemli hale geliyor? İşte bu soruların cevabı fazla bir araştırma geçmişi olmayan “biyomimetik” adındaki bilim dalında gizli. Biyomimetik, bilim insanlarının doğada ve canlılarda bulunan sistemlerden, ölçülerden ve modellerden ilham alarak, teknolojik gelişmelere ve günümüz sorunlarının çözümüne ışık tutan bir bilim dalıdır. Yani doğadan ilham alarak yeniliklerin öncüsü olma ve biyotaklit anlayışıdır. Kendi adıma bu bilim dalının en mutluluk verici yanı ise doğadaki her tasarıma, her yapıya ve her canlıya saygı duymayı, bilimi doğadan öğrenmeyi ve esin kaynağı olarak tekrar doğayı benimsemeyi bizlere öğretmiş olmasıdır. Peki ya, biyomimetiğin hayatımızdaki öneminin,  doğa sistemlerinden yararlanılarak yapılmış ürün ve icatların ne kadar farkındayız? Bu ilginç sorunun yanıtını bulabilmek için sadece etrafımıza biraz daha dikkatli bakmamız yeterli olacaktır...

         Yeşil bir bitkinin dalında duran küçük, kanatlarını yana açmış dinlenmekte olan bir yusufçuğu düşünün! Ne kadar hoş ve masum bir doğa görüntüsü öyle değil mi? Görüntüden ziyade, bilim insanlarının asıl gözüne çarpan taraf, yusufçuğun çok hızlı ve ani yön değiştirme, uçuş manevralarındaki uyum ve avını yakalamak için uzun süre havada asılı kalabilme kabiliyetidir. İşte bu noktada biyomimetik devreye girmiştir. Doğadaki yusufçuğun uçuş yeteneklerinin ve stilinin taklit edilmesi sayesinde, benzer yapıdaki ve gelişmiş uçuş özelliklerine sahip hava araçlarının dizayn edilmesinde öncü rol oynamıştır. Küçücük bir yusufçuktan koskoca bir helikoptere, ilginç değil mi?  

         Peki ya, Eyfel Kulesi! Paris’ deki 300 metre yüksekliğindeki dev demir kule. Bu kadar büyük ve oldukça yüksek ağırlığa sahip demir yığınının yüzyılı aşkındır ayakta kalması biraz ilgi çekici olsa gerek? Bu ağırlığı kendi içinde sindirip ayakta kalmayı nasıl başarıyor acaba? Biz nasıl ayakta duruyor isek, o da öyle ayakta duruyor demek en doğru tabir olacaktır sanırım. Çünkü Eyfel Kulesi bizim ayakta durmamızda önemli bir role sahip olan uyluk kemiğinden esinlenilerek yapılmıştır. Nasıl mı? Uyluk kemiği, insan vücudunun en hafif, uzun ve en çok direnç gösteren kemiğidir. Kulenin yapılmasında esin kaynağı olan kemik, Eyfel Kulesi’nde olduğu gibi, içerisi uzun ince liflerle dolu boru şeklinde sarmal ve boşluklu bir yapıya sahiptir ve bu sayede dayanıklı, esnek, hafif ve rüzgar faktöründen etkilenmeyen havalandırmalı bir sistem haline gelmiştir. Küçücük bir kemikten ilham alınarak, Eyfel Kulesi gibi devasa bir mimarı yapı ortaya çıkmıştır sonuç olarak.  İşte bu biyomimetiğin ta kendisidir.

         Biyomimetiğin kimliğini yansıtan diğer bir dikkat çeken örnek ise, 1965 yılında DuPont şirketinin, aynı kalınlıktaki çelik bir telden beş kat daha sağlam, daha hafif ve karbon kökenli liflerden oluşan bir malzeme üretmiş olmasıdır. Bu malzeme, bazı bilgisayar oyunlarında bile kendine yer verilen Kevlar’dır. Herkesin bildiği kurşungeçirmez yelekler ve araç zırhları, birçok kat üst üste Kevlar lifinin dokunmasıyla oluşturulan kumaşlardan yapılmıştır zaten. Bu hayret verici sağlamlığa sahip olan malzemenin temel taşı nedir sizce? Şaşırtıcı olacağını bilerek söylüyorum ki, sadece ve sadece örümcek ipeği! Yani kevlar, örümcek ipeğinin kimyasal yapısından ilham alınarak üretilmiş bir malzemedir ve güzel bir biyomimetik örnektir. Günlük hayatta her zaman görüp de içindeki bilimi fark edemediğimiz, elimizle bazen bozup attığımız örümcek ağının marifeti işte bu malzeme! Görüldüğü gibi, biyomimetik doğanın bir yansıması, doğayı bilime uyarlama olgusudur.

         Peki, size elinizde hiçbir boyar madde olmadan, sürekli olarak renkli görünecek ve hatta bakış açınızın değişmesiyle de renk görünümünde farklılıklar olabilecek bir resim yapın desem ne düşünürdünüz? Her ne kadar bu durum ilginç gelse de, etrafımızda çoğu zaman gördüğümüz kelebek bu yeteneğe sahip. Kelebek üzerlerinde renk pigmenti barındırmadan nasıl renkli görünebiliyor peki? Kelebeklerin kanatlarında bulunan etkileyici bir düzenle sıralanmış katmanlı tabakalar ve boşluklar bir kristal gibi davranarak gelen ışığı farklı açılarda yansıtıyorlar. İşte kelebeğin göz alıcı renklere sahip olmasının temel sebebi de budur! Biyomimetik ise bilim insanlarına, kelebeğin gelen ışığı yönlendirme özelliğiyle, bulunduğu ortam ile ani renk uyumu sağlayabilecek, kendini kamufle edebilme yeteneğine sahip askeri araçların yapılmasına olanak sağlamıştır. Orman üzerinde iken yeşil, deniz üzerinde iken mavi olabilen bir askeri uçak düşünün, ne güzel değil mi? Bunlara ilaven, biyomimetik bizlere, yağmur ormanlarında yaşayan lotus bitkisi sayesinde kendini temizleyebilen gökdelenlerin yapılmasından tuttun da, hiçbir çarpışma olmadan yapılan devasa çekirge sürüsü göçünden yararlanılarak günümüzdeki trafik kazalarının önüne geçecek sistemlerin geliştirilmesine kadar etkili ve pratik çözümler sunar.

         Tüm bu anlatılanlar, farkında olsak da olmasak da biraz daha hassas ve dikkatli bakışlarla doğada keşfedilmeyi bekleyen birçok sistemin var olduğunun bir işareti, bir kanıtıdır. Biyomimetik bizlere doğa tasarımlarının kusursuzluğunu ve üstünlüğünü görmemizi sağlayan bir pencere gibidir. Doğaya bu pencereden bakarak yeni biyomimetik sistemlerin farkına varmamız ise en büyük temennimdir.

    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları