• BIST104.123
  • Altın145,971
  • Dolar3,4910
  • Euro4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 12 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »
    • CANLI PAYLAŞIM
    • Yazarlarımız
    Tüm Yazarlarımız »

    Eşitlik Adalet Değildir

    Hüseyin ŞANLI

    Kapı çaldı. Zeynep kapıya koştu. Düğüne gider gibi süslenmiş, en güzel elbiselerinden birini giymişti. Gözlerine sürme çekmişti Zeynep. O güzel gözleri ne kadar da güzel olmuştu sürme de çekince. Sanki usta bir sanatkarın resmindeki son rutüşları gibi; olmasa eksik değil ama bir şaheser oluvermişti gözleri. Hem önemli noktaların altı çizilmiyor muydu? O gözlerden daha güzel, daha önemlisi olur muydu ki?

    Gelen Abdullah’tı, kocası. Bu kadar telaş bundanmış demek. Zannedersiniz valiyi karşılayacak Zeynep. Ama vali gelse ona hiç itibar etmezdi herhalde. Onun valisi Abdullah’tı, başbakanı, reisi cumhuru, evinin reisi Abdullah. Kocası Abdullah’a adamıştı sanki hayatını.

    İzleyenler bilirler:  Matrix filminin birinci bölümünün sonunda seçilmiş kişi olan Neo ( Keanu Reeves), baktığı her yerde Matrixin şifrelerini görüyordu ve şifreleri çözmüştü. Kurşunlar Neo’ya işlemiyordu. Zaman algısı da değişmişti Neo’nun, sanki durmuştu zaman, sanki zamana hükmediyordu…

    Bu hikayenin matrixle ne alakası var diyeceksiniz belki. Zeynep’in halini anlatabilmek için aklıma daha iyi bir örnek gelmedi. O, seçilmiş kişi gibi Zeynep de hayatın şifresini çözmüştü sanki. Kocasına baktığında bir adam değil, kendisini cennete götürecek bir yol arkadaşı bir rehber görüyordu, kocasında Cenneti görüyordu Zeynep. Çünkü Allah tebarake ve teala’nın emri bu doğrultaydı.

    “Kocası razı olduğu halde ölen kadın Cennete girer.” (Tirmizi).

    Allah’ın rasulu böyle müjdelemişti müminlerin hanımlarını. Zeynep de kocasını hoşnut etme çabasındaydı. Demek bu kadar süslenme onun içinmiş, salaş bir halde cennetinin karşısına çıkmak istememiş.

    Dışarda ne kadar sade ise, evinde de o kadar süslü idi Zeynep. Giyer, değiştirir; takar takıştırırdı. Allah subhanehu  ve teala böyle emretmişse tabi ki böyle olacaktı. Bir mümine olarak onun seçme hakkı olamazdı, Allah’ın dediğini giyer, O’nun dediğini söylerdi… Allah’ın kitabındaki hükmü apaçıktı, tartışılacak, yanlış anlaşılacak bir tarafı yoktu:

    Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.(Ahzab Suresi, 36)

    Allah azze ve celle’nin giyim kuşam ve mahremiyetle ilgili kanunu da gayet açıktı. Ahzab Suresi, 33. ayetinde ve Nur Suresi 31. ayetinde bu durumu insanların en anlayışsızının bile kolayca anlayabileceği bir şekilde anlatmıştı:

    Evlerinizde oturun; eski Cahiliyye'de olduğu gibi açılıp saçılmayın; namazı kılın; zekatı verin; Allah'a ve Peygamberine itaat edin. (Ahzab Suresi, 33)

    Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar. Baş örtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Süslerini kocaları veya babaları ve kayınpederleri veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya müslüman kadınları veya cariyeleri veya erkekliği kalmamış hizmetçiler, ya da kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar! Saadete ermeniz için hepiniz tevbe ederek Allah'ın hükmüne dönün. (Nur Suresi, 31)

    Bu ayetleri bir elbise gibi üzerinde taşıyan Zeynep kapıyı açtı, sanki ilk defa görüyordu Abdullah’ı, gözleri ışıl ışıldı… Allah’ın ismiyle selamladı Zeynep’i, Zeynep de selamladı Abdullah’ı. Gelirken bir ekmek almıştı Abdullah, ekmek poşetini Aldı Zeynep Abdullah’ın elinden. Abdullah’ın boynuna atıldı Zeynep. Öptü, kokladı, kucakladı, akşama kadar onu ne kadar özlediğini söyledi ona. Ona en sevdiği yemekleri yapmıştı, Abdullah’ın annesi gibi yapmıştı. Annesinin yemeklerini çok severdi Abdullah, Zeynep de çarçabuk öğrenmişti işin püf noktalarını. Yemeklerini yediler, beraber cemaatle namaz kıldılar. Namazdan hemen sonra mutfağa koştu Zeynep çünkü Abdullah yemekten sonra çaysız yapamazdı beraber bir çay faslı yaparlardı.

    Çay içerken sohbet eder günlerinin nasıl geçtiğinden bahsederlerdi. Bu, bir terapiydi onlar için. Uzun bir günün yorgunluğu çayla beraber yapılan o sohbetle beraber uçup giderdi. Abdullah bir şey için tenkit etse Zeynep’i: Öfkelendiği an veya kocası kendine kızdığı zaman, kocasını razı edinceye kadar uyumayan kadın Cennetliktir.  (Taberani)  hadisi gereği, ne yapar eder kocasının gönlünü almayı başarırdı Zeynep…

    Zeynep’in hikayesi şimdilik bu kadar, belki daha sonra devam ederiz. Ben de isterdim hikayeyi biraz daha uzatayım diye. Ama benim size söylemek istediğim bazı şeyler var:

    Zeynep, benim yeni doğan kızımın olmasını istediğim kişidir. Ben, kızımı prensesim diye sevmeyeceğim. Kendini prenses zanneden bir kız, bu hikayedeki Zeynep olamaz. Zeynep olamazsa cennete gitmek onun için bir hayal olur. Benimse bu dünyadaki birinci görevim yakıtı taşlar ve insanlar olan cehennemin azabından kendimi ve çocuklarımı korumaktır. (Tahrim Suresi, 6)

    Kendini prenses zanneden bir kadın, adam hesabına bile konulmaz; ama kendini kocasına adamış bir kadın, o evin prensesi olur. Bırakın dayak yemeği, kötü söz işitmeyi, sizce Abdullah Zeynep’e onu incitecek bir şekilde bir bakış atabilir mi, bu kadına bu yapılabilir mi sizce?

    Ey kadın ve erkek eşitliğini savunarak, bu hikayedeki Zeynep’i kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz, hizmetçi miyiz biz? Diye eleştirerek kendilerini ve bütün bir ümmeti mutsuzluğa sevk eden kişi! Şunu en büyük harflerle görebileceğin bir yere yaz: Eşitlik adalet değildir. 100 kiloluk bir çuvalın 50 kilosunu benim sırtıma, kalan 50 kilosunu da karımın sırtına yüklesen bu kesinlikle eşit bir taksim olur, ama adaletli olmaz. 1 ekmeği ortadan 2’ye bölüp yarısını bana diğer yarısını 3 yaşındaki oğluma verirsen kesinlikle eşitliği sağlamış olursun ama adaletten fersah fersah uzaksın. Kadının Zeynep olmayı başarması dışarıdan bakıldığında eşit değilmiş gibi algılanabilir ama kesinlikle adil olan budur. Doğru olan budur. Hak budur. Zira Cenab-ı HAKK’ın emri budur.

    Tarık bin Ziyad, Emeviler  döneminin büyük komutanlarındandır. Endülüs’ü fethetmiştir. Endülüs’ü fethetmek için gemilerle İspanya kıyılarına varır varmaz askerlerine emir vererek gemileri yaktırır ve askerlerine: "Ey mücahitler! Arkanızda düşman gibi bir deniz, önünüzde deniz gibi bir düşman var, nereye kaçacaksınız?" demiştir.

    Kızlarına kendilerini kocalarına karşı ezdirmemelerini tembihleyen anne-babalar, bir gün kocalarından boşanma ihtimalini bilinç altına enjekte edip, kızlarını meslek sahibi yapan anne-babalar! Kusura bakmayın ama sizin kızınınız büyük ihtimalle eşinden boşanacaktır. Benden size bir tavsiye daha doğrusu bu Allah’ın ve rasulunun isteğidir: Kızınıza muttaki, müslüman bir eş bulun; kılı kırk yarın ama o adamı bulun. Kızınızı cennete götüreceğini düşündüğünüz o adamın sahiline kızınızı bırakır bırakmaz, kızınıza söyleyin: Gemileri yaksın.

    • Yorumlar 1
    • Facebook Yorumları 0
      Yazarın Diğer Yazıları