17 Ağustos 1999 Depremi'nden 15 Yıl Sonra...

Yakın çağın en yıkıcı depremlerinden biri olan 17 Ağustos 1999 Gölcük depremi, tüm Türkiye'yi yasa boğmuş, tam 17. 480 kişi hayatını kaybetmiş, 23.781 kişi yaralanmıştı. İşte 17 Ağustos depreminin acı gerçeği....

Haber albümü için resme tıklayın

MEHMET AVCI / Canlihaber.Com Özel Haber

Türkiye'nin ne yazık ki en büyük korkusu; deprem... Ülkemiz sahip olduğu fay sistemleri sebebiyle bugüne kadar onlarca yıkıcı depremle yüzleşmişti. Bunların büyük çoğunluğu taşra tabir edilen bölgelerde oluyordu. Ve özellikle batının yoğun ilgisinin o bölgelere ulaşamayışı, olan depremlerin şiddetini ve yıkımının hissedilmesini engelliyordu.
Ancak deprem, günün birinde batıda, İstanbul’un burnunun dibinde ve çok şiddetli oluyordu. Ne yazık ki ancak o zaman deprem ve depreme karşı önlemler akla geliyordu. 

Aslında 1999 Ağustos ayı oldukça sıcak başlamıştı. Ülkemiz yaz sıcağını iliklerine kadar hissederken, önemli bir doğa olayına yakından şahitlik edecekti: Güneş Tutulması… 
Türkiye tam bir güneş tutulmasına şahit olmak üzereydi. Milenyumun son güneş tutulması en güzel Türkiye’den görülüyordu. Gazetelerin kapaklarını süsleyen 148 saniyelik şöleni başta Japonya olmak üzere, İngiltere, Avusturya ve Amerika’dan ülkemize gelen yüzlerce turist izlemişti. 

İşte her şey o günden sonra başladı. Bu güzel doğa olayından sonra Türkiye tarihin en yıkıcı depremlerinden biriyle yüzleşecekti. Bilimsel olarak iki olay arasında bağlantı olup olmadığı tespit edilememiştir. Ancak güneş ve ay tutulmalarının yer yüzünde, özellikle sular üzerinde etkileri olduğu biliniyordu (Gel-Git olayı). Dahası fay sistemleri de ciddi miktarda suyu barındırmaktadır. Tüm bunlara karşın bu konu yine de bilimsel olarak kanıtlanmış değildir. 

Takvimler 17 Ağustos 1999’u saat 03:02 yi gösteriyordu. Türkiye’nin kuzey batısı depremin yıkıcı ve karanlık yüzüyle tanışıyordu. Deprem bu sefer batıda İstanbul’un burnunun dibinde olmuştu. Kuzey Anadolu Fayının batı kanadı kırılmış ve ardından yıkım gece yarısı gelmişti.

Deprem bir doğa olayıydı ve olabileceği biliniyordu. Ancak yılların boşvermişliği, vurdumduymazlığı ve rant uğruna gerçekleri hiçe sayma huyu ülkemizi mahvetmiş, binlerce insana mezar açmıştı. Türkiye bu felakete tamamen hazırlıksız, bilinçsiz ve çaresiz yakalanmıştı. 

İlk anda kimse ne yapması gerektiğini tam olarak bilemedi. Ne yazık ki buna devlette dahildi. Daha sonra birileri, düzenli ve planlı bir şeyler yapmayı akıl edecekti. Ancak 48 - 50 saat bir insanın göçük altında kalması, ölümün çoktan geldiği gerçeğini değiştirmeyecekti.

Gazetelerin dilini Gazeteci - Yazar Bekir Coşkun’un ifadeleri anlatıyordu. Yine nerdesin devlet?... başlığındaki yazısında şöyle devam ediyordu yazar: 

…Ve ne yazık ki Ankara yine geç kaldı.

Deprem bölgesindeki insanlar kaderleriyle baş başa kaldılar. Depremin üzerinden on-on beş saat geçmesine karşın, kent merkezlerine dahi yardım ekipleri gönderilemedi.

Bu yazı yazıldığı sırada, sarsıntının üzerinden yaklaşık on iki saat geçmişti ama televizyonların ekranları ağlayarak yardım isteyen, fakat bir kürek dahi bulamayan insanlarla doluydu.
Almanya-İsrail-Belçika hükümetleri sabahın erken saatlerinde kurtarma ekiplerinin hazır olduğunu, Türkiye'den izin beklediklerini bildirdiler, ama bizim devletimiz yine ortada yoktu.
Yok...
Bunun hesabını Kızılay'dan, Bayındırlık Bakanlığı'nın bürokratlarından, Sağlık Bakanı'ndan ayrıca soracağız.
Şimdi yaramız sıcak… 
diyerek yaşanan durumu özetliyordu. Yaşananlar gerçekten büyük felaketti. Ama asıl felaket, Ankara’nın hala uyuyor olmasıydı. İlk anda bilgi kirliliği doluydu. Depremin merkezi ve şiddeti dahi tam olarak açıklanamamıştı. Önce 6.7 diye geçti gazeteler. Sonra 7.1, 7.2 ve 7.4… Ancak asıl bomba depremden 12 gün sonra patlayacak; ABD ve Kandilli Rasathanesi depremin gerçek büyüklüğünün 7,8 olduğunu duyuracaklardı. Sadece bu durum dahi ne kadar tecrübesiz ve aciz olduğumuzu açıkça gösteriyordu. Bununla birlikte TÜRPAŞ’ta başlayan yangının hala kontrol altına alınamaması bunun için İngiltere ve Azerbaycan’dan özel uzmanların ve kimyevi maddelerin gelmesi acziyetin bir başka resmiydi. 

Ekonomi çökmüştü. Çünkü sanayinin kalbi oradaydı yani deprem kuşağında… Oysa ki Jeoloji Bilimi’ne büyük hizmetler vermiş ve Kuzey Anadolu Fay (KAF) hattının keşfini yapan Prof. Dr. İhsan Ketin, Kocaeli ve Sakarya Bölgelerinde kurulmak istenen sanayilerin çok ciddi risk taşıdığını söylemiş, ancak kimse ciddiye almamıştı. Üstelik dönemin siyasileri tarafından susturulmuş ve bunları ne yazık ki hatırlayan çok fazla olmamıştı.

Depremin merkez üssü ve büyüklüğünden, ölü sayısına; yardımın nasıl ulaşacağından, kimin ne yapacağına kadar her şey muammaydı.  Devlet mekanizması kilitlenmiş, büyük bir kriz yaşıyordu. Gölcük donanması, askeri birlikler, emniyet ve itfaiye binaları çok ciddi hasar görmüş, birçok yere yardım gidemez olmuştur. Bununla birlikte kaçak yapılar gün yüzüne çıkmış, çürük binalar yerle bir olmuş, bunları yapan müteahitler ortadan kaybolmuştu. 

Medya 3 gün boyunca kesintisiz 24 saat canlı yayınla depremi vermişti. Ama hala yardım gitmeyen, ulaşılamayan yerler vardı. Ülke tüm mekanizmalarıyla bir doğa felaketine mağlup olmuştu.

Deprem kuşağında olup, depreme bu kadar hazırlıksız olan Türkiye, geçmişiyle yüzleşmedikçe, bu acı tablonun benzerleri kaçınılmaz olacaktır. Başta 17 Ağustos depremi olmak üzere tüm depremzede ailelerin kaybettiklerine Allah’tan rahmet dileriz.

DEPREM GERÇEĞİNİ UNUTMA, UNUTTURMA!

MEHMET AVCI / Canlihaber.Com Özel Haber

17 Ağu 2014 - 04:32 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Canlı Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Canlı Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Canlı Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Canlı Haber değil haberi geçen ajanstır.




Anket Kanal İstanbul anket Yapılmalı Mı ? Yapılmamalı mı ?