Yalçın Akdoğan: Dinlere Sövmek Marifet Değil

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, katıldığı "İskele Sancak" programında gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Haber albümü için resme tıklayın

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, "Çözüm süreci" kapsamında PKK'nın silah bırakmasına ilişkin, "Bu noktada Öcalan'ın bu süreçte daha ileri, geçen seferin bir adım ilerisinde mesaj vermesi önemli olacaktır elbette. Gerekir diye de düşünüyorum. Bir silah bırakma hadisesi yaşanacaksa öncelikle bunun fikri zemini, psikolojik zemini, siyasi zemini önemlidir" dedi.

Akdoğan, Kanal 7'deki "İskele Sancak" programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

"SABOTAJ GİRİŞİMLERİNE RAĞMEN SÜREÇ DEVAM EDİYOR"

"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çözüm süreciyle ilgili 'Çok daha somut, umut verici gelişmeler bekliyoruz' dedi. Bundan ne anlamamız gerekiyor?" sorusu üzerine Akdoğan, Türkiye'nin daha önce bu sorunları böyle bir yöntemle, toplumu da işin içine katarak, temaslar, görüşmeler yoluyla çözme tecrübesini yaşamadığını söyledi.

Bunun farklı bir yöntem olduğunu dile getiren Akdoğan, "Bunu da tabii bu sorun üzerinde yaşıyoruz. Birtakım sorunlar yaşanıyor. Bu sorunlara, sabotaj girişimlerine rağmen sürecin bir şekilde aşılanarak bu noktaya gelmesi, tekrar trenin raya oturması, bunlar önemli kazanımlar. Şu anda da usul ve yöntem üzerine bir anlaşma var ve muhteva üzerine çalışılıyor" diye konuştu.

"TAKVİM BELİRTMEMİZ DOĞRU OLMAZ"

Bunun çok kolay bir süreç olmadığını ancak buna rağmen iyi niyetle, kararlı şekilde, güçlü bir iradeyle hükümetin bunu devam ettirdiğini belirten Akdoğan, "Temenni ederiz ki bir an önce de nihai sonuca ulaşabiliriz ama burada takvim belirtmemiz doğru olmaz. Ama seçime endeksli olarak biz bunu yürütmüyoruz. Daha önce olmasını temenni ederiz. Bunu vurgulamak için seçim öncesi lafını kullanıyoruz" ifadesini kullandı.

"BÖYLE BİR ÇAĞRI OLMASI GEREKİR"

Akdoğan, "Öcalan'ın, silahlı grupların Türkiye'yi terk etmesine yönelik olarak, 2013 mart ayında nevruz meydanında okunan mektubundan daha farklı ve somut bir çağrısı olur mu, böyle bir şey hissediyor musunuz?" sorusunu, "Olması gerekir. Böyle bir çağrı olması gerekir diye düşünüyorum" diye yanıtladı.

"ÖCALAN DAHA İLERİ BİR MESAJ VERMELİ"

"Böyle bir çağrıyla bu noktaya gelinmesi önemli bir aşama olacaktır" değerlendirmesinde bulunan Akdoğan, şöyle devam etti: "2013 nevruzunda Öcalan'ın verdiği mesaj, 'artık silah dönemi geride kalmıştır, silahlar sussun, fikirler konuşsun, silah ve terör değil demokratik siyasetle bu meseleler hallolabilir.' Bu anlayışın yerleşmesi çok önemlidir. Yani silah bırakmadan önceki aşama silah bırakma fikriyatının kabullenilmesidir. Bu noktada bir mesafe kat ediliyordu. Ama Kobani olayları, bölgesel gelişmeler, bu paradigma bir sarsıntı geçirdi. Yani silah bırakma fikriyatı yerine bir şekilde silah geçer akçe, yani bölgede bir sürü örgüt var, birbiriyle mücadele ediyorlar, birtakım alan hakimiyeti kurma çabaları var Suriye'de, Irak'ta vs. Yani burada 'Silah olmazsa biz tutunamayız, amacımıza ulaşamayız' gibi, farklı eğilimler güç kazanmaya başladı ve bu paradigma aslında sarsıldı. Bunun tekrar güç kazanması gerekiyor. Bu noktada Öcalan'ın bu süreçte daha ileri, geçen seferin bir adım ilerisinde mesaj vermesi önemli olacaktır elbette. Gerekir diye de düşünüyorum. Bir silah bırakma hadisesi yaşanacaksa öncelikle bunun fikri zemini, psikolojik zemini, siyasi zemini önemlidir."

"'ÖCALAN'A BEL BAĞLIYORLAR' ŞEKLİNDE ANLAŞILMASIN"

Akdoğan, "Burada tabii 'Öcalan'ın çağrısına bel bağlıyorlar' şeklinde anlaşılmasın. Ortada bir örgüt var, elinde silah var. Ona çağrı yapan kişinin kim olduğu, etkisinin olduğu tabii ki önem taşıyor. Yoksa sizin demenizle herhangi bir örgüt silah bırakmıyor. Bu noktada bir anlam ifade edecektir. Yani o çağrı üzerine örgütün silah bırakmasından ziyade bu fikrin gelişmesine bir şekilde katkıda bulunması gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu.

"BUNLARI BİRBİRİNE KARIŞTIRMAMAK LAZIM"

Akdoğan, "HÜDAPAR'ın çözüm sürecine dahil edilme ve masaya oturma talebi devam ediyor. Sürece dahil olması söz konusu olabilir mi?" sorusu üzerine, kamu düzeni ve güvenliğinin yanı sıra bölgedeki bütün aktörlerin sürecin paydaşı ve muhatabı olduğunu özellikle vurguladıklarını söyledi.

Bu yeni aşamada bütün örgütlü yapıları, STK'ları vs. daha fazla sürecin parçası haline getirmek için bir çabaları bulunduğunu ifade eden Akdoğan, şöyle konuştu: "Ama bu, şu demek anlamına gelmiyor, şimdi bu sürecin bir ayağı da İmralı'da devam eden görüşmelerdir. Örgüt, elinde silah olan örgüt ve bunun bileşenleriyle devam eden birtakım temaslar var. 'Bu, bir müzakere masası ben de oraya oturacağım' diye anlaşılırsa bu yanlış anlama olur. Öcalan'ın nevruz mesajı, bunun bir anlamı var. Şimdi bunu herhangi bir dernek başkanı yaptığında, örgüte 'Sen şunu yap, bunu yap' dediğinde bir anlamı olur mu? Çünkü onun etkisi olmaz. Bunları birbirine karıştırmamak lazım."

"YONTAR ŞEKİLDE İFADE ETMEK, SAYGISIZLIK OLUR"

"PKK'nın veya HDP'nin, diğer yapıların 'Biz Kürtlerin temsilcisiyiz' sözü ne kadar doğru olmazsa 'Biz Müslüman Kürtlerin temsilcisiyiz' gibi bir söz de doğru olmaz" diyen Akdoğan, insanların iradesini siyaseten temsil etmenin, onların desteğini almanın önemli bir çaba olduğunu ancak bunu kendine yontar şekilde ifade etmenin insanların iradesine saygısızlık olarak anlaşılabileceğini, gerçeği de yansıtmayacağını belirtti.

"BU KONULARDA BEKLENTİ ÜRETMEK DOĞRU DEĞİL"

"Şubatta, martta kapsamlı bir demokratikleşme paketi açıklanacak beklentisi var. Böyle bir hazırlığınız var mı?" sorusuna karşılık Akdoğan, bu konularda beklenti üretmenin doğru olmadığını söyledi.

Kendilerinin birçok adım attığını, önce bunları takdir etmek gerektiğini belirten Akdoğan, "Çözüm sürecinde nihai sonuca da ulaşabiliriz. Peki insanların talepleri, ihtiyaçları, demokrasiyle ilgili beklentileri bitecek mi? Bitmeyecek. Süreç bitti, her şey bitti anlamına gelmez. Bir paket çıkacak, süreçte sihirli değnek gibi her şey çözülecek, güllük gülistanlık cennet ortamı olacak, bu da doğru bir şey değil" dedi.

Her zaman farklı alanlarda bir reform üzerine çalıştıklarını ifade eden Akdoğan, yeni anayasa bağlamında atılması gereken köklü adımların da olduğunu vurguladı. Akdoğan, "Seçim sisteminden Siyasi Partiler Kanunu'na kadar, belki başkanlık sistemine kadar tartışılması gereken birçok konu var. Bunları biz sürekli çalışıyoruz. Ama bunların hepsi çözüm sürecine endekslidir demek doğru olmaz. Çözüm süreci nihayete erse bile bu konulardaki çalışmalar devam edecektir" ifadesini kullandı.

"EYVALLAH EDECEK HALİMİZ YOK"

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, "Seçim geliyor, HDP parti olarak seçimlere gireceğini açıkladı. Yüzde 10 barajını aşamazsa bu bir kaos senaryosu karşımıza çıkarır mı? Bölgesel parlamentolar kuracağı söyleniyor HDP'nin, ne diyorsunuz?" sorusu üzerine, "Böyle bir şeyi özellikle kendilerinin telaffuz etmesi, 'kıyamet kopar, seçim meşruiyeti tartışmalı olur, alternatif yapılara evrilir vs.' gibi bir dayatma unsuru olarak, şantaj ve tehdit aracıymış gibi bunun bu şekilde gündeme taşınmasını doğru bulmuyorum. Bu tür yaklaşımlara da eyvallah edecek halimiz yok" diye konuştu.

Barajın, bundan sonra yeni anayasa bağlamında tartışılabilecek bir konu olduğunu anlatan Akdoğan, şunları kaydetti:

"HODRİ MEYDAN GİRERLER, GEÇEBİLİRLERSE GEÇERLER"

"Neticede bugün önümüzde bir seçim var ve bu baraj var. Siz gözünüz kesiyorsa arkadaş girersiniz parti olarak, geçersiniz geçemezsiniz. Yani siz şantaj yaptığınız zaman, dayatma yaptığınız zaman, bu tür söylemlerle insanları korkutmaya çalıştığınız zaman buradan ne elde edeceksiniz. 'Aman ha bu olmasın' diye insanlar size emanet oy mu verecek veya diğer partiler mi size destek olacak, 'Aman bunlar barajı geçsin de Türkiye çalkantı yaşamasın' diye, bu doğru bir yaklaşım değildir."

Bunun çözüm sürecinin parçası bir konu olmadığına işaret eden Akdoğan, "Hodri meydan, girerler, geçebilirlerse geçerler. Geçemezlerse bu seçimin meşruiyetini de tartışmaya açmaz, hiçbir şey de olmaz. Türkiye'de siyaset ve demokrasi yerinden de sarsılmaz. Bunu istismar edebilirler, kullanabilirler. Bu çözüm sürecinin sağlıklı bir şekilde bir noktaya ulaşması zaten birçok meseleyi halledecektir diye düşünüyorum" değerlendirmesinde bulundu.

'SÜRECİN BİRÇOK BOYUTU BULUNUYOR'

Programda "Hem yeni anayasanın konuşulacağı hem de başkanlık sisteminin belli ki gündeme geleceği Türkiye'de bu kadar önemli bir hareketin parlamento dışında kalmasını kimse istemez" yorumunun yapılması üzerine Akdoğan, "Ama bu elbirliğiyle onlara barajı geçirelim anlamına da gelmiyor" dedi.

Akdoğan, "Kürt kamuoyunda oluşan 'İmralı'da Kürtlerin temel haklarının pazarlık konusu yapıldığına' dair kanaatlerin" sorulması üzerine, bunun temel bir yanılsama olduğunu söyledi. "Bir toplum kesiminin, bir bölgenin bütün meseleleri bir yapıyla oturulup tartışılıyor, pazarlık konusu yapılıyor falan değil" diyen Akdoğan, bu sürecin birçok boyutu bulunduğunu, bütün kesimlerin demokratikleşme bağlamında sürecin muhatabı olduğunu vurguladı.

"HDP'NİN MECLİSTE OLMASI ÖNEMLİ"

HDP'nin Mecliste olmasının önemli olduğunu, bu süreçte bir misyon üstlendiklerini, bunu önemsediklerini aktaran Akdoğan, "Siyaset yapan adamın güç kazanması, dağdaki adama karşı, diğer yapılara karşı, illegal unsurlara karşı güç kazanması, bu elbette arzu edilen durumdur" ifadesini kullandı.

Bunları önemsediklerini ve küçümsememek gerektiğini belirten Akdoğan, şunları söyledi: "Fakat şöyle bir paradoksu var HDP'nin. Türkiye partisi olup olmama, bu ayrı bir tartışma, biraz kendi bilecekleri bir iş. Ancak cumhurbaşkanlığı seçiminde Sayın Demirtaş'ın ortaya koyduğu bir profil vardı. O profille de oyu arttı. Burada Ekmeleddin İhsanoğlu faktörü, diğer partilerdeki memnuniyetsizlik vs. başka saikler de var oy kaymasına sebep olan ama neticede sergilediği bir profil vardı. Bu Kobani olayları, 6-8 Ekim olayları bunu önemli ölçüde sarstı. Yani bölgede örgüte karşı da bu uygulanan şeylere karşı da tepki oluştu."

"BİRBİRİYLE ÇELİŞKİ ÜRETİYOR"

"Oysa diğer profil, Demirtaş'ın ortaya koyduğu seçim sürecindeki profil bambaşka bir görüntüyü gerektiriyor" diyen Akdoğan, "Şimdi bu ikisi birbiriyle çelişki üretiyor. Bir taraftan Cizre olayları, Kobani eylemleri. Bölgede süreci de zorlayan birtakım hadiseler, yani şiddet, gerilim vs. ölüm hadiseleri. Öbür tarafta siz bambaşka bir imaj üretmeye çalışıyorsunuz. Eğer bu hadiseler bu şekilde devam ederse HDP ne almak istediği oyu alabilir ne de o imaj üzerinden bir siyasi güç devşirebilir. Bu kendi yaşadıkları bir paradokstur" görüşünü dile getirdi.

"ÖCALAN'IN NE DİYECEĞİNİ BİLMİYORUZ"

HDP'nin siyasi menfaati gereği bunu devre dışı bırakıp, diğer yönlerini ön plana çıkarması gerektiğine değinen Akdoğan, bu süreçte hem asayişi bozan eylemlerden hem de algıyı bozan söylemlerden kaçınılması gerektiğine işaret etti.

"Seçime partiyle girilmesi konusunda Öcalan'ın rolü olduğunu düşünüyor musunuz" sorusunu da Akdoğan, "Öcalan'ın böyle bir kararı var mı bilmiyorum. HDP ile Kandil'in, 'Biz karar verdik, mümkünse barajı indirtmeye çalışalım, bunun için zorlayalım, aman biz geçemezsek şöyle olur, böyle olur' gibi. Böyle bir strateji uyguladıklarını görüyoruz. Tabii Öcalan ne diyecek, son anda anketlere bakıp 'Biz herhalde geçemeyeceğiz, eski usule mi dönelim' diyecekler, onu bilmiyoruz" diye yanıtladı.

"TERÖR HADİSESİNDE TAVRIMIZ BELLİDİR"

Charlie Hebdo karikatürlerinin Türkiye'de yayınlanmasıyla ilgili soruya karşılık Akdoğan, bu olayın, sonrasında yaşananlara bakıldığında ele alınması gereken birçok boyutunun olduğunu söyledi.

Akdoğan, Paris'teki terör saldırılarını hemen kınadıklarını vurgulayarak, "İnsanların bu şekilde katledilmesinin savunabilecek bir tarafı yoktur, terör hadisesidir ve prensip olarak burada tavrımız bellidir. Vakit geçirilmeden bu tavır ortaya konmuştur" ifadesini kullandı.

Kategorik olarak bu tür eylemleri reddettiklerini dile getiren, "Sayın Başbakanımızın Paris'teki gösteriye katılması da bence birçok oyunu bozdu, anlamlı bir mesaj içeriyordu" dedi.

"İSLAMOFOBİ'NİN EKMEĞİNE YAĞ SÜREN BİR BOYUTA TAŞIDI"

Akdoğan, algı operasyonları boyutunun da ayrı bir anlamı olduğuna işaret ederek, "Son dönemde Avrupa'da birçok ülkede Müslümanların kutsallarına dönük ciddi saldırılar var. Bunlar da bir tansiyon yükselmesi, gerilimin artmasına sebep olan olaylardır. Bu hadise biraz daha bunun ekmeğine yağ süren bir boyut taşıdı. Avrupa'da yaşayan Müslümanlar ya da yabancılar bir şekilde 'acaba ne olur, bizim hayatımıza bu nasıl bir etki yapar?' diye kaygıya kapıldılar. Bu kaygının oluşması bile başlı başına değerlendirilmesi gereken bir konudur" diye konuştu.

Herhangi bir dinin mensuplarının rencide edileceği, üzüleceği şekilde kutsallarını bu şekilde tartışmaya açmanın, resmetmenin nereye kadar ifade ve basın özgürlüğü anlamına geldiğinin tartışmalı bir konu olduğuna dikkati çeken Akdoğan, şöyle devam etti:

"HAKARETİN FORMUNUN NE OLDUĞUNUN ÖNEMİ YOK"

"İnsanların siz kutsallarına bir şekilde hakaretamiz şekilde ifadede bulunuyorsanız bunun formunun ne olduğunun önemi yoktur. Sanat formunda mı icra ediliyor, karikatür müdür, köşe yazısı mıdır... Bu formun ne olduğu o işin aslını değiştirmez. Bir hakaret varsa bunu siz hangi yolla yaparsanız yapın bu hakarettir. Bir suç varsa hangi yöntemi yaparsanız yapın, hangi aracı kullanırsanız kullanın bu suçtur. Bir karikatür veya köşe yazısı şeklinde çıkması, bir yayın formatında gündeme gelmesi onun vasfını değiştirmez. Bu, bir saldırıysa saldırıdır, hakaretse hakarettir, suçsa suçtur. Bunu da birbirinden ayırt etmek lazım. 'Biz kendi peygamberimize de sövebiliriz sizinkine de sövebiliriz.' Böyle bir hakkı yok kimsenin. Dinlere sövmeyi bir marifet sayan, bunu bir ilericilik gibi takdim eden çarpık anlayıştır bu. Avrupa'da yükselen ırkçılığı, tepkiselliği, İslamofobiyi biraz da bunlar besliyor ve Avrupa'nın üzerinde yükseldiği bütün değerlerde çatlamaya da sebep oluyor."

"BÖYLE BİR ÖZGÜRLÜK YOK"

Akdoğan, Paris'teki saldırı gibi Müslümanların kutsallarına hakaret, bir şekilde İslam alemini rencide eden bu tür yayınları da kınadıklarını belirterek, "Bütün peygamberler bizim için kutsaldır. Sadece Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed değil, Hz. İsa da Hz. Musa da. Hiç kimsenin onlara hakaret etmesini kabullenemeyiz. Bu yüzden 'ben, kendi peygamberime istediğim gibi hakaret edebiliyorum, sövebiliyorum sizinkine de ederim' böyle bir özgürlük yok" değerlendirmesinde bulundu.

Charlie Hebdo karikatürlerinin Türkiye'de yayınlanmasıyla ilgili olarak Akdoğan, "Bu da çelişkili bir durum" diyerek, şunları söyledi:

"MADEM BU RENCİDE EDİCİ, NİYE KÖŞE YAZARLARI KOYUYOR" 

"Bir taraftan yayın ekibi, 'Birtakım hassasiyetler ortaya koyduklarını, Müslümanları rencide edecek karikatürleri ayıkladıklarını ve yayınlamadıklarını' söylüyor ama bazı köşe yazarları bunu köşelerine taşıyor. Bu eğer insanların inançlarına karşı saygısızlık, rencide etme, sıkıntılı bir durum varsa ki siz 'bundan dolayı onu gazeteye koymadığınızı' söylüyorsunuz. Madem bu rencide edici, saygısızlık içeren bir durumu niye köşe yazarları koyuyor. Bu, başlı başına bir çelişkidir zaten. Onların saygısızlık yaptığını, rencide edici bir iş yaptığını siz o savunmanızla aslında ifade etmiş oluyorsunuz. Bu, Müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibi bir şey. Bunun üzerinden bir ifade özgürlüğü tartışılması yapılmasını çok anlamlı bulmuyorum."

"HOLLANDE, SAĞDUYULU BİR TAVIR SERGİLEDİ"

Akdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande'ın antisemitizm, İslamofobi'nin aynı kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine dönük vurgularının önemli olduğunu dile getirdi.

 "Hollande gerçekten çok sağduyulu bir tavır sergiledi" diyen Akdoğan, "Olayın ilk olduğu andan itibaren Müslümanlarla bu teröristleri, İslamla bu hadiseleri ayırt etmesi, Fransa'daki bütün Müslüman toplumunun Fransa'nın asli unsuru olduğunu ifade etmesi çok serinkanlı ve olumlu tavırlardı" ifadesini kullandı.

Akdoğan, bu tür olaylarda Avrupa'da yaşayan Müslümanların hemen kaygıyla savunmacı bir pozisyon üretmesini çok doğru bulmadığını vurgulayarak, şöyle konuştu:

"MÜSLÜMANLAR MAĞDUR DURUMDADIR"

"Burada bizim savunmacı olmamızı gerektirecek bir durum yok. Bu sorunun mağduru bir kere biziz. Bu olay Avrupa'da yaşandı ama Avrupa'da yaşanana kadar her gün İslam aleminde yaşanıyor. Bu saldırıyı yapan örgütler, birçok eylem gerçekleştiriyor. Bu türevi olan örgütler İslam aleminde kan döküyor. İslam dünyası, Müslümanları burada mağdur durumdadır. O yüzden savunmacı davranmaya da gerek yok, biz bunları eleştiren, bununla mücadele eden tarafız, bu mücadelede de yalnız bırakılan tarafız. İslam aleminde her gün yüzlerce kişi öldürülecek bu örgütler tarafından, sesinizi bile çıkarmayacaksınız, uluslararası basın hep es geçecek ama sizde olduğu zaman bütün dünyanın gündemini meşgul edecek. Bu, çifte standart olur. Bu sorunu her gün yaşayan biziz, buna karşı ortak mücadele vurgusu yapan da biziz."

"MEDENİYETLER İTTİFAKI PROJESİNDE YALNIZ BIRAKILDIK"

Yalçın Akdoğan, dünya çapında İslamofobi'nin bir gündem yapılmasının büyük önem taşıdığını ve bu konuyu gündeme taşıyan kişinin de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu aktardı. 

Medeniyetler İttifakı Projesini de hayata geçirmeye çalışanın kendileri olduğunu belirten Akdoğan, "Ama burada çok yalnız bırakıldık. Biraz hor görülen bir teşebbüs olarak kaldı. Buna da güç verilmesi gerekir" dedi. 

Paris'te yaşananlardan sonra "nasıl birlikte olabiliriz, nasıl bunu tolere edebiliriz, birlikte nasıl bunu aşabiliriz" anlayışının ön plana çıkmaya başladığının görüldüğüne değinen Akdoğan, "Burada terörün tuzağına düşmemek lazım. Son dönemde baktığımızda yönetimler düzeyinde daha basiretli bir tavır hissediliyor" diye konuştu.

Akdoğan, "Eğer Sarkozy'nin iktidarda olduğu bir dönemde bu saldırı olsaydı bu olumlu gelişmeler yaşanır mıydı" sorusunu "Kişilerin yönetim tarzı bunda etkili ama biraz konjonktür de önemli. Avrupa'nın kendi içinde yaşadığı krizler bağlamında baktığımızda bu, biraz da kaçınılmaz bir durum. Bugün Sarkozy olsaydı bu kadar olmayabilirdi ama buna yakın tavırlar sergileyebilirdi" diye yanıtladı.

"DIŞARIDAKİLERİ ARATMAYACAK ŞEKİLDE İÇİMİZDE..."

"Türkiye'nin İslamofobisi ne olacak" sorusu üzerine Akdoğan, dışarıdan ziyade içeride İslamofobik tipler olduğunu söyledi.

Akdoğan, "Dışarıdakileri aratmayacak şekilde içimizde bu İslamofobiyi destekleyen, kızıştıran, besleyen birtakım şeylerin olduğunu biliyoruz. 'Laiklik baskı altında' yaygarası yaparak aslında İslomofobi yapılıyor" ifadesini kullandı.

Türkiye'de son dönemde muhafazakar kesime dönük birçok demokratikleşme adımı atıldığını dile getiren Akdoğan, "İnsanların normal sahip olması gereken haklara ulaşmaya başlamasını birileri 'mahalle baskısı' diye takdim etti. Bunu bir karşı baskı gibi 'sen yaşaman gereken şeyleri yaşama, ben bundan rahatsız oluyorum.'İçimizde İslamofobiyi besleyenler olduğunu görüyoruz, bu da bir sorundur" değerlendirmesinde bulundu.

"TÜRKİYE ÖNEMLİ BİR ROL MODEL"

Akdoğan, bu olaylarda Türkiye'nin konumunun doğru anlaşılması gerektiğine işaret ederek, "Türkiye'nin ve AK Parti'nin ortaya koyduğu argüman aslında bir panzehiri bu işin. Türkiye, bir model ülke olarak konumlandırılabilir. Bu noktada da AB'ye daha hızlı üye yapılması, birçok meseleyle yüzleşmek ve taşların yerli yerine oturması açısından büyük bir fırsat olabilir. Çünkü Türkiye ılımlılık, İslam-demokrasi ilişkisi, laiklik modelini bölgeye yayması noktasında önemli bir model ülke pozisyonunda. Bunu görmek lazım" diye konuştu.

Bu tür algı operasyonlarına birilerinin fırsat vererek rol kapmaya çalıştığını gördüklerini aktaran Akdoğan, şunları kaydetti:

"(Bunlar radikal, terörü destekliyorlar...) Bu algı operasyonu uzun zamandır var, hem AK Parti'ye karşı hem Türkiye'ye karşı. Bu hadiselerden sonra da paralel yapı gibi birilerinin rol kapmak için 'bak onlar fanatik, radikal, biz ılımlıyız, biz bu işi yaparız' gibi kendilerini öne sürmeye çalıştıklarını görüyoruz. Türkiye'de son dönemde yaşanan olaylara bakın. İnsanların hayatını mahvettiler, sicillerini bozdular, cezaevlerini doldurdular. Kime ne olacağına bakmadan, kendi amaçlarını kutsayarak ve her yolu mübah görerek hareket eden bir şeydir" 

17 Oca 2015 - 12:53 - Siyaset


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Canlı Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Canlı Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Canlı Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Canlı Haber değil haberi geçen ajanstır.




Anket Kanal İstanbul Yapılmalı Mı ?