Arif Cansın kimdir ?

Arif Cansın, Roman ve Edebiyat kategorilerinde eserler yazmış olan bir yazarımızdır. Son eserinin adı "Songül"dür. Bunun yanı sıra "Üstünde Ne Var ve Songül 2" adlı eserlerini okuyucusu ile buluşturmuştur.

Klasik bir soru ile başlayalım; Arif Cansın kimdir?

11 Ağustos 1985 yılında İstanbul’un Şişli ilçesinde dört çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelmişim. Babam sendika yöneticisi, annesi aşçıydı. İlk öğrenimimin ardından Kadıköy Saint Joseph Fransız lisesine devam ettim. 16 yaşındayken “Düşük gizli ket vurma” hastası olduğunu öğrendiğinde hayatım tamamen değişmişti diyebilirim. Bu hastalığı benimle birlikte öğrenen annem bana bir gün “Beş dakikalık mutluluklar için kimsenin hayatını karartma” dediğinde ne demek istediğini anlamamıştım. Bu hastalığı araştırdığınızda ne demek istediğimi anlayacağınıza eminim.

Yıllar geçtiğinde ne demek istediğini anlamaya, bu hastalığın dezavantajlarını, insanları inceleyerek avantaja çevirmeyi öğrendim. Lise çağlarında edebiyat öğretmeninin desteğiyle kitaplara yöneldim ve liseler arası hikaye yarışmasında Türkiye birincisi oldum.

2008’de Yıldız Teknik Üniversitesinin Mimarlık fakültesinden mezun oldum. Öğrencilik hayatının bitmesinin ardından evlendim ve Efe adında bir oğlum oldu.

2010-2012 yılları arasında İzmir Balçova evleri projesinde baş mimarlık yaptım. İstanbul’a döndüğümde Mimarlık ofisi açtım ve mesleğimi geliştirmeye devam ettim. Mezun olduğum üniversiteden beden dili seminerleri vermem yönünde teklifler gelince Beden dili ve mikro ifadeler üzerine seminerler verdim. 2 yıl boyunca çok sayıda seminer verdim fakat bazı üniversitelerin seminerlerin ücretli olması yönünde baskılar yapınca, seminer vermeye ara verdim. Çünkü benim amacım seminerlerden para kazanmak değildi. Üniversiteler farklı sebeplerden dolayı öğrencilerin önüne bilet koymalarına müsaade edemezdim. Son seminerimi Beyoğlu öğretmen evinde verdim.

2014 yılında evliliğimin son bulmasının ardından İstanbul Ataşehir’de yalnız yaşamaya başladım. Bu yalnızlık işe yaramış olacak ki; 2019 yılında Songül, 2020 yılında Songül 2 ve Üstünde ne var? kitaplarını yazdım. Kitaplarımda yaşanılan/yaşanılacak hayatları yazmaya özen gösterdim. Yazdığım ilk romanım Songül, beş ay gibi çok kısa bir sürede ilk baskısı tükendi ve bundan çok mutluyum.

Çocukken hayalinizdeki meslek neydi?

Çocukken değil de hali hazırla hayalimdeki meslek doktorluk. Kendimi bildim bileli, Biyolojiye ve insan anatomisine farklı bir ilgim oldu. 2019 yılında ÖSS sınavına girdim ve 477 puan aldım. Tabi bu puan İstanbul’daki tıp fakültelerine girmeme yetmediği için doktorluk hayallerimi ertelemek zorunda kaldım. İstanbul’un dışında okuyamama sebebim ise yaşama sebebim olan oğlum Efedir. Mimarlık mesleğinin de seviyorum ama doktor olmak benim için çok başka bir tuttu.

Yazar olmaya ne zaman karar verdiniz?

Lise çağlarından beri yazıyorum. İlk yazdığım kısa romanım (Tren rayı) Türkiye genelinde birinci olmuştu fakat ödül Ankara’da verildiği için gidemedim. Evliliğim sonlandıktan sonra kafamdaki hikayeleri kağıda dökmeye kadar verdim. Şuan itibariyle kitap haline getirilen üç (Songül, Songül 2, Üstünde ne var?), bastırılmayı bekleyen üç (Ceket, Savaş Köpekleri, Erkek Zarı) bitmiş kitabım var.

“Yazar” tanımına da farklı bakıyorum. Bir kaç kitap yazmakla yazar olunacağına inanmıyorum. Yazar olmak uzun ve emek isteyen bir süreç ve benim gibilerin çok yolu var. Yaşar Kemal yazar ise, birkaç kitabı olan bizler nasıl olurda yazar olabiliriz?! Kültür bakanlığında ismimizin karşısında “Yazar” diye yazıyor olması bizi yazar yapmaz. Yazar olmak bu kadar basit olmamalı. Bizler ancak “Yazar adayı” olabiliriz.

Yazmak için özel bir ortama ihtiyacınız var mı?

Yazdığım konu ve duyguya göre ortamda müzik açarım ama şart değil. Kitaplarımdaki sahneleri (Senaryo kurgusundan dolayı sahne olarak hayal ettiğim için sahne diyorum) yazacağım ortamda olmayı tercih ediyorum. Örnek verecek olursam; Songül kitabının evde geçen sahneleri evimde, kafede geçen sahneleri kafede, Beyoğlu’nda geçen sahneleri ise Beyoğlu’nda yazdım. Songül 2 kitabında bir daha ileri gittim sanırım. Kitabın ilk bölümü yazmak için Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesine 4 kere gidip incelemeler yaptım. “Erkek Zarı” kitabının bir sahnesi konveksiyonda geçmesi gerektiği için o bölümü yazmak için evimin çevresindeki konfeksiyon atölyesinde 3 gün çalıştım ve incelemeler yaptım. 

Bunların dışında ortamın kalabalık olmasını umursamıyorum. Yazmaya başladığımda çevremdeki tüm ses ve görüntülerde bağımı koparıyorum. Kitap yazmak için o gün kendimi iyi hissetmem yetiyor.

Yazmak dışında hobileriniz var mı?

Yazmayı hobi olarak değil de, içimi boşaltmak olarak görüyorum. Sorunuza gelecek olursam; belki de hiç bir zaman işime yaramayacak şekilde çizimler yapıyorum. Bıraktığım mimarlık mesleğini bu şekilde bastırıyor da olabilirim, tam emin değilim. Çizim yaptığımda kendimi deşarj ettiğimi düşünüyorum.

Son yirmi yılımı bilginin peşine koşmakla geçirdim. Hiçbir şey öğrenmeden başımı yastığa koyduğumda o günün boşa geçtiğini biliyorum.

Kitabınızı ilk kim okudu?

Songül kitabını bitirdiğimde uzun bir süre düşünmeye başladım. Kurgusu ve olay örgüsü kusursuz olmalıydı. Sonra aklıma başka bir akılla bakılması gerektiği düşündüm ve Çanakkale Onsekiz Mart üniversitesinde okuyan arkadaşımla kitabımı paylaştım. Yaptığı yorum ve fikirler kitabın oluşmasında büyük katkı sağladı. Buradan arkadaşıma teşekkür etmek istiyorum..

Songül'ün hikayesi nasıl doğdu?

2015 yılında ......... adındaki bir kadınla aynı sitede oturuyorduk. Tabi o zamanlar evliyim. Kadın bir süre sonra hareketlerinin bana karşı değiştirdi. Beni psikolojik olarak rahatsız etmeye başladığında eşi ile konuştum. Eşi, karısının şizofreni hastası olduğunu söylediğinde aklıma çok farklı bir kurdu geldi ve birkaç yıl geçtikten sonra Songül kitabını yazmaya başladım. Tecavüze uğrayan kadınları ve yaşadıklarını araştırmaya başladığımda kitabın kurgusu tamamen değişti. Bazı kadınların anlattıklarıyla yaşadıklarının farklı olduğunu anladım. Bu şekilde hayatını yaşamak zorunda kalan kadınların bazıları gerçek hayatla hayal ettikleri hayatların arasında sıkıştıklarını anladım ve Songül kitabını yazmaya başladım.

 

Yazmadan önce kurgu, karakterler, kitabın sonu her şey kafanızda hazır mıydı, yoksa yazdıkça aktı mı?

Her kitabımın GİRİŞ ve SONUCUNU önceden belirlerim. Kitabın olay örgüsüne göre GELİŞME kısmı sürekli değişir ve sonunda da en doğru gördüğüm şekilde kitabı sonlandırırım. Ana karakter kafamda bellidir ama ara karakterler yazdıkça değişiyor, eklenip çıkarılıyor. En güzel fikir ve karakterlerin yazarken ortaya çıktığına eminim.

Yazdıklarınızda yaşadığınız şehrin etkisi var mı?

Mutlaka var fakat benim asıl amacım ulaşamadığımız şehirlere ve hayatlara ulaşmak. Songül 1 kitabı; İstanbul ve Giresun da, Songül 2 kitabı; İstanbul’da, Üstünde ne var? kitabı; İstanbul ve Sinop da, Ceket kitabı; Mardin, İstanbul ve İzmir’de, Savaş Köpekleri kitabım ise Kanada, Japonya ve Türkiye de geçiyor. Kitabın her sahnesini gerçekten işleyebilmek için sadece hayal etmediğini yetmediğini biliyorum. Örnek verecek olursam; Songül kitabında Songül çalıştığı kafeyi Şişli de incelememe ya da önceden gitmiş olmam gerekiyor. Aşırı detaycı olduğum için önceden gördüm bir ortamı unutmuyorum ve bu durumda kitabın her sahnesini yazmamda yardımcı oluyor. Üstünde ne var? kitabında karadeniz köylerini anlattım ve her sahnesini yazmak için karadeniz köylerinde dolaştım, incelemeler yaptım. Keşke fırsatım olsa da Türkiye’nin tüm köylerini ve güzellikleri görsem. Zamanla bununda olacağını biliyorum ve çok faklı hayatların anlatıldığı kitaplar yazacağıma eminim.

Senaryo yazmak mı, roman yazmak mı?

Kesinlikle roman. Hikayesi olan herkes zaten roman yazabilir ama buradaki asıl sorun; hayal ettiğimiz sahneleri kağıda dökmek. Tabi bunu yaparken gördüğümüz hayali okuyucuya da göstermek. Bunu başarabilirsek gerçekten güzel bir kitap yazmış oluruz. Benim kitaplarımı okuyan insanların genel yorumları; “Kitap bir çırpıda bitiyor” oluyor. Bunun amacı romanlarda günlük hayat konuşması ile yazıldığında daha başarılı olduğunu düşünüyorum.

Senaryo yazmak ise başlı başına farklı bir iştir. İzleyicinin hayal kurmasıyla ilgilenmesine gerek yoktur. Bu iş yönetmene ve oyunculara bağlıdır. Senaryo yazmayı elbette seviyorum ama bence kesinlikle şizofren işi 

Songül'ün uyarlanmasını ister misiniz?

Tabi ki isterim ama kurgusu ve ayrıntılarının bozulmaması şartıyla. Kitapların film sahnelerine çevrilmesi oldukça olağan bir durumdur ama bazı kitaplar; kalitesiz senaryo, yönetim ve oyunculukla resmen çöpe atılıyor. Kitap yazarken nasıl büyük emek sarf ediliyorsa, senaryosu yazılırken de büyük emek vermek gerekiyor. “Zaten yazar yazmış, ben senaryolaştırsam yeter” düşüncesi kitabın çöpe atılmasını sağlıyor. Bu durum tam tersinin de yaşandığı çok örnekte var. Mesela; Christy Brown’un zorluklarla geçen yaşam mücadelesini anlattığı Sol Ayağım kitabı film haline getirildiğinde müthiş bir başarıya ulaşmıştır. Bunun yanı sıra; kitabını zevkle okuduğumuz halde sinemaya uyarlandığına hüsrana uğradığımız çok film var.

Kitaplarınıza baktığımız hepsinin sade bir dille yazıldığını ve kolay okunabildiğini görüyoruz. Bu özel bir taktik mi yoksa sizin kaleminizin geneli bu şekilde mi?

Türk ve dünya klasiklerinin dışındaki kitaplarda gerektiğinde fazla ağdalı cümle ve betimlemelerin olmasına anlam veremiyorum. İnsanlar konuşurken farklı, yazarken ya da okurken neden farklı olsunlar ki? Elbette bir kitapta betimlemeler ve tasvirler olmalı ama okuyucu şişirmemeli. Zaten bunu büyük yazarlarımız yapmış ve o kitaplarda klasiklerde yerini almıştır. Ülkemizdeki kitap okuma oranı vasat bir durumda. Bence bunun asıl sebebi insanların anlamadığı kelimelerin ve uzun betimlemelerin olduğu kitapları okumaya başlamasının ardından kitaplardan uzaklaşıyor. Mesela; bir insan kitap okuma alışkanlığına dünya klasiklerinden başlamayı denerse hüsrana uğrar. Önce sade ve ince kitaplardan, bir süre sonra kalın ve klasiklere geçmeli. Lev Tolstoy’un 1225 sayfalık ve içinde ağdalı cümlelerin olduğu, betimlemelerin ve tasvirlerin havada uçuştuğu Savaş ve Barış kitabıyla kitap okumaya başlayan biri nasıl kitap okuma alışkanlığı edinebilir ki? 

Kitaplarınızın sayfa sayıları 200 ile 250 arasında. Bunu bilerek mi yapıyorsunuz?

Biraz önce de bahsettiğim gibi benim amacım insanlara kitap okuma alışkanlığı kazandırmak. Kitabın bir sahnesinde ana karakteri bir yerden başka bir yere götüreceksem, yolculuk esnasında hikayenin kurgusuyla bağlantılı olmayacak ayrıntılar vermiyorum. Songül evinden çıksın ve gideceği yere gitsin. Neden yolculuk esnasında fırından genel taze ekmek kokusu burnuna gelsin ki? Bu koku çocukluğuyla ilgi bazı anılarını canlandırmayacaksa ve kurguda değişiklik/eklentiler yapmayacaksa neden yazılsın ki? Bırakın karakteri istediğiniz yere çarçabuk gitsin. Hal böyle olunca kitaplarımda gereksizce uzun olmayan akıcı bir dille ilerliyor. Bir hikaye şişirilmedi ve diziler gibi entrikaların mide bulandırmaması için tam yerinde ve zamanın da bitirilmesi gerekiyor.

Yeni kitabınızda gerçek bir hikaye mi? Hakkında ne söylersiniz?

Yeni kitabım “Üstünde ne var?” gerçek bir hikaye değil ama farklı bir açıdan bakmak gerekiyor. Örnek verecek olursam; dedesi tarafından zulümler gören kaç çocuk vardır? Peki, ilgisiz babanın yanı sıra annesiyle birlikte acılar çeken kaç çocuk vardır? Bu hayatlar çok fazla olduğu için “Hikayelerim Gerçek” demek yanlış olmaz. Bu örnekleri diğer kitaplarım için de söyleyebiliriz.

Son kitabınızın ismi okuyucular tarafından tepki gördü mü?

Üstünde ne var? kitabımın kitap haline getirilme sürecini duyan bazı okuyucular “Kitabın ismini para kazanmak için mi bu şekilde yaptınız”, “Sizin gibi bir yazarın bu tarz kitap yazması gerçekten beni çok şaşırttı” gibi yorumlar aldım. Bu kitabın yazılmasındaki amaçta tamda buydu aslında. Bir insana “Üstünde ne var?” diye sorulduğunda ilk aklına Seksüellik geliyorsa kitap daha çıkmadan mesaj vermeye başlamış oluyor. Bu kitabın ana fikri “İnsanın fikri neyse zikri de odur” tanımıdır. Songül serisini okumamış, okumuş anlamamış bir insanın bu tarz yorumlar yapması doğal fakat “Üstünde ne var?” kitabında Seksüellik hiç yoktur. Bunu okuduklarında anlayacaklar ve bana karşı yapılan olumsuz önyargı için utanacaklarına eminim.  

08 Nis 2020 - 10:57 - Kültür & Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Canlı Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Canlı Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Canlı Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Canlı Haber değil haberi geçen ajanstır.

01

Deniz - Songül ve Songül 2 yi okudum gerçekten mükemmel akıcı bir dille yazılmış kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz yazar Arif Cansın'nın diğer kitaplarını merakla bekliyor başarılarının devamı diliyorum

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 08 Nisan 10:57


İstanbul Markaları

Canlı Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (212) 288 77 85
Reklam bilgi


Anket Kanal İstanbul Yapılmalı Mı ?