Özlem Binel İle Söyleşi

Son dönemde yazdığı kitaplar ve güzelliğiyle dikkatleri çeken yazar Özlem Binel'le keyifli bir söyleşi yaptık.Biz bu söyleşiyi yaparken çok keyif aldık umarım sizde okurken keyif alacaksınızdır.

Haber albümü için resme tıklayın

 Özlem Binel kimdir?

-Hayalbaz kod adıyla gezeninizde varlığını sürdürmeye çalışan…

Şaka şaka. Dünyaya gelmiş milyarlarca insandan biri.  Belki üç beşinden daha fazla yazan, bir ikisinden daha fazla okuyan biri, o kadar… 

Ama iyi insan olma gayretinde, arzusunda, kalbini kirletmeden yaşamaya çalışan, hayal kurmayı ve sevmeyi çok seven,  yaratılmış her varlığa hayran, şarkılara müptela, 40'ların başında bir hanım, diye kendisinden söz edebiliriz.

Yazma serüveninde sizi etkileyen yazarlar, kitaplar oldu mu?

Okumaya çok erken yaşta başlayan ve bunu hayatının en büyük zevki haline getirmiş bir çocuk olarak ders aralarında yemek masalarında ben hep kitap okudum. Yaşıma uygun tüm çocuk dergilerini düzenli olarak yıllar boyu aldırdım, okudum. İlk aşkımı orada buldum.  Teksas'ın Çelik Bilek'i ilk kahramanımdı. Büyüdüm para kazandım, yıllar yılı onun kunduz kürklü şapkasından aradım…  Çocuk klasiklerini eksiksiz okudum. Sevdiğim kitaplarıysa defalarca okudum.  Küçük kadınları çok sevdim bir de Gizli Bahçe'yi. Yaşıma uygun çevirileri bitirince yerli yazarları okumaya başladım.  Muzaffer İzgü, Gülten Dayıoğlu, aynı anda birkaç kitap taşıdım yanımda. Ama biri var ki satır satır aklımda yazdıkları. Kemalettin Tuğcu.  İçimiz parçalanarak, gözyaşlarıyla okuduğumuz o kitaplar bugün vicdanı, merhameti olan çocuklar yetiştirdi. 

Okumaya duyduğum açlığın devam etmesi beni çok mutlu ediyor. Bazen günün telaşesinden kitap okumaya fırsat bulamayınca akşamüstü bünyemde bir sıkıntı baş gösteriyor. Neyim var benim diye bakınırken, gün akşama dönmüş elim kitaba değmemiş  sıkıntımın bu olduğunu anlıyorum. Ben yazdığımın misli ile okurum.

İş bir taraftan annelik bir taraftan yazmaya nasıl yoğunlaşıyorsunuz?

Aklımda dönüp duran karakterlerle yaşıyorum. Ben nereye, onlarda oraya. Kulağımın dibinde konuşup duruyorlar. Beraber derse giriyoruz, çay içiyoruz. Çok akıl sağlığı yerinde bir durum gibi değil, değil mi? Her ne ise de ben çok memnunum. Velhasıl onlar bana anlattıkça yazmak kolay.

Kitabınızı yazarken araştırıp mı yoksa içinizden geldiği gibi mi yazıyorsunuz?

-Yazmaya başlamadan önce bir konu araştırması yapmıyorum. Sadece kulağıma fısıldananın peşine düşünüyorum. Konu araştırılması yapıldığını, hangi içerik, hangi başlık çok satar onun kovalandığını  biliyorum. Ben bana geleni kâğıda geçiriyorum. Böylesi ticari kaygılarla da kalıcı bir eser üretilebileceğine inanmıyorum.

Yazmak için özel bir ortama ihtiyaç duyuyor musunuz?

-Evet, yanımda sohbet edilmesi gerekiyor. Sevdiklerimin sesi lazım. Ya da sevdiğim sesler lazım. Ve de sevdiğim şarkılar. Her metnin bir şarkısı var. Ve bin defa, binlerce defa dinliyorum aynı şarkıyı. İçinde kayboluyorum. Şarkıların, notaların arasında bir şey duyuyorum ve o notalara basa basa çıkiyorum sayfaların üstüne. Her ses, her saz, her bestede olmuyor bu kayboluş. Metin kendi şarkısını kendi seçiyor. 

 Sırbende ve Ay ışığım iki koca roman ve yalnızca iki şarkı dinlenerek yazıldı. Kültür bakanlığı sanatçısı, benim has assolistim Çiğdem Gürdal'ın sesinden aşk masalı ve yalnız sen. Baktım, iki şarkının da bestekarı aynı, dünya çapında bir  kanuni Göksel Baktagir.  Tevafuk, diye diye yürüdüm… Şu kitabı yazarken yaşadıklarımı yazsam best seller olur. Ama şimdi anlatmayacağım. Biraz daha tanınsın Sırbende… Öyle. Sırra niyet ederseniz, açılıyor bir bir kapılar. Ağzınız açık kalıyor rastlantılara da. Rastlantı olmadığını öğreniyor insan.  

Ders verirken aklınıza yazdıklarınızla ilgili bir şey gelirse ne yaparsınız? 

-Geliyor da. Defterim hep yanımdadır. Bir cümle ile not alıyorum. Hızlıca, usulca. O cümlenin bana anımsatmasını umut ederek bırakıyorum orada. Bazen eksiksiz hatırlarken bazen ise burada ne demek istedim acaba, ne geldi aklıma da bu cümleyi yazdım, diye başında durup izliyorum. Kayıplar olsa da çoğunu kurtarıyorum. Ama bildiğim şey şu ki; içinde bulunduğum şartların maksimumunda çalışıyorum.

Öğrencileriniz yazarlığınız hakkında ne düşünüyor, yardımcı olup destek oluyorlar mı? 

-Fotoğraf video bölümünde görev yapıyor olmanın avantajlarını yaşıyorum. Öncelikle harika fotoğraflarımı çekiyorlar. Beni bulamazlarsa kitabı çekiyorlar. Her biri benim için çok kıymetli ama bir kaçı artık öğrenci gibi değil dostum yoldaşım hatta evlat kategorisinde.  Onların duyduğu gurur gözlerinden okunuyor. 

8-öğrencilerinizle aranız nasıl? 

Bence çok iyi. Ama onlara sormak lazım bunu.  Bazıları ile ise çok çok iyi. Sadece derslerine değil özel hayatlarına da karışırım. Kiminle konuşuyorlar, nereye gidiyorlar, sorar sorgularım. Aşık olduklarını gözlerinden anlar, getir önce ben göreyim, derim.  Hatta bazı öğrencilerim beni birbirlerinden kıskanırlar. Ki buna bayılıyorum. 

Genel çerçevede ise bireysel sorumluluklarını yerine getirdikleri sürece aramızda hiçbir olumsuzluk olmaz. Derse geç kalmasınlar, ben konuşurken konuşmasınlar, ödevlerini zamanında yapıp bir de benim dersime iki dirhem bir çekirdek gelsinler. Başka bir şey istemiyorum. Sadece ders anlatmak değildir benim nazarımca öğretmenlik. O dersi benim yerime birçok kişi anlatabilir. Ama vizyon katabilmek, bir estetik perspektif sunabilmek, kültürel destek sağlamak, ihtiyaç duyduğu her alanda öğrencinin yanında olabilmektir hoca olmak. 

Vakit bulursam her fırsatta da adabı muaşeret anlatmaya gayret ediyorum. Keşke bu başlıkta bir dersimiz olsa okullarda. Detaylarına değil kaba hatlarına bile muhtacız. Çünkü çoğunluğun hal ve tavrından şikâyetçiyim. Kendi öğrencilerim, ilk dersimizden sonra bile ciddi bir çekidüzen veriyorlar kendilerine. Ama tanışmadıklarımızın kampus içinde birbirine seslenişleri, yüksek sesle konuşmaları, oturmaları, açılan kapılardan omuz atarak geçmeleri, diksiyonları, bu konuda konuşacak çok şey var.  

Bu kadar yoğunken sosyal medyaya zaman kalıyor mu? Sosyal medyayı aktif kullanıyor musunuz? 

-Ben kâğıt, kalem, defter yandaşıyım. Teknolojiden çok hoşlanmıyor ve çok yakın durmuyorum. Ama çağa ayak uydurmak gerek geri kalmamak adına. 

Facebook'a haftada bir açıp bakıyorum. Her seferinde moralim bozuluyor. Korkunç ifadeler, fotoğraflar, kara haberler. Bir daha da girersem diyerek kapatıp haftada bir yazışmalara göz atmak üzere giriyorum. İnstagram'a sıcak bakıyorum ama o da çok vakit alıyor. Beş dakika sonra çıkacağım diyorum, bir bakmışım bir saat olmuş. Oradan oraya, konular, başlıklar beni sürüklüyor ve gereksiz çok ciddi bir zaman kaybı olduğunu düşünüyorum. Ama  okuyanlarımla ilişki halinde olmayı çok seviyorum. Sırbende henüz bir haftalıkken  alıp bulup okuyan, ülkenin dört bir yanından insanlar var. Onlar bana ulaştı, ben de onlara sarıldım. Ve biliyorum ki o ilk sevenlerimi bir ömür unutmayacağım.

 Öğrencilerinizle sosyal medyada da iletişim kuruyor musunuz? 

-Tabi. Telefonum yoksa onlarda,  istedikleri soruyu istedikleri saatte instagram üzerinden sorarlar. Birçok mezunumu da oradan takip ediyorum.

Öğrencileriniz kitaplarınız okuyor mu, üzerinde tartışma sohbet yapıyor musunuz? 

-Tamamı diyemesem de hatırı sayılır bir miktarda okuyan öğrencim var. Okurlar, alırlar, biran önce imzalansın isterler. İmza günlerini ve söyleşileri kaçırmazlar. Devamında ne olacak diye sorarlar. İçlerinde bana anne diyen birkaç tanesi var ki onlar dünyalara bedel… 

İnternetteki yazarlar hakkında ne düşünüyorsunuz? 

-Hiç okumuyorum, okuyamıyorum, vaktim yok. Nerede olduğunu, nasıl ulaşıldığını bile bilmiyorum.

Siz de blog, whatpadd gibi platformlarda yazmayı düşünür müsünüz?

-Onlar bambaşka yoğunlaşma alanları olsa gerek. Ben elimdeki işleri hakkıyla yapabilirsem ne ala. Her yer de olmaya çalışmak çok doğru olmasa gerek.

 Gelecek için planlar var mı?

-Okuyucuyu ters köşe yaptıracak bir öykü kitabı gelecek. Allah ömür verirse, muzip, çağdaş, keyifli bir şey  olmasını planlıyorum. 

Aslında Sırbende bir üçleme olarak doğdu. Nehir roman olacak. Ama her biri bağımsız okunabilir karakterlerde . Üçlemenin sonuncusunu da bu öykü kitabından sonra yazmaya niyetliyim.

Okurlarınızla vedalaşmadan önce söylemek istediğiniz bir şey var mı?

-Hayal etmek çocukluktan edinilen bir alışkanlık. Ücretsiz, zahmetsiz, şahane bir mutluluk kaynağı.  Kendimiz için deneyip çocuklarımıza da anlatırsak daha yaratıcı ve farklı perspektiflere sahip bir nesil yetişmesini sağlayabiliriz.

27 Şub 2020 - 14:48 - Kültür & Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Canlı Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Canlı Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Canlı Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Canlı Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Canlı Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (212) 288 77 85
Reklam bilgi


Anket Kanal İstanbul Yapılmalı Mı ?