• BIST109.330
  • Altın156,133
  • Dolar3,8638
  • Euro4,5501
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara -2 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »

    Kabe'yi Yıkmak

    Bilal OKUDAN

    İslam Coğrafyası 19. ve 20. yüzyıla kan ve göz yaşlarıyla girdi. Ardından Müslümanları  toparlamaya çalışan bir çok İslami Hareket ortaya çıktı. Çünkü Osmanlı'dan sonra kurulan Müslüman Devletlerin hemen hemen hepsinin yöneticileri, uluslararası güçlerin emrinde ki kişilerdi.
    Bu sebeple Müslüman Ülkelerde, Müslüman Halka zulm edilirken, birileri boş duramazdı ve durmadılar da zaten. Müslüman Ülkelerdeki İslami Hareketler, kurulduklari andan itibaren inanılmaz baskılar gördüler  ama bu baskılar onları yıldıramadı. 19. yüzyıl başlarında başlayan İslami Hareket grupları 20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde inanılmaz başarılı  sonuçlar elde ettiler. Fakat malesef, kendi aralarında çıkan ihtilaf sebebi ile bu başarıları gölgelendi. Mesela Afganlı Mucahitler dönemin süper gücü Rusya ya karşı vermiş oldukları mücadele ile dünyaya kahramanlıklarını gösterdiler. Rusları Afganistan'dan göndermeyi başardılar. Fakat hemen ardından kendi aralarında girdikleri ihtilaf sonucu ülke hala kan ve gözyaşı ile boğuşuyor.  Bu örneklemeyi tüm müslüman ülkeler için yapabiliriz. Aslında biz Müslümanların  illa birleşmesi için dışarıdan düşman saldırısına mı uğramamız gerekiyor. 
    En büyük kanayan yaramız Filistin de dahi islami gruplar bölünmüş durumda. 

    20. yüzyılın sonlarına gelindiğinde yani 1990 lı yıllarda bu sefer, İslami Guruplar biraz daha birleştirici tutum sergileyerek, gerek siyasi gerek se ekonomik manada başarı elde etmeye başladılar. Malezya, Endonezya, Mısır, Pakistan, Nijerya ve  Türkiye gibi İslam Ülkeleri dünya da ses getiren başarılara imza attılar. 1997 yılına gelindiğinde 54. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti  Başbakanı Merhum Prof Dr Necmettin Erbakan öncülüğünde, yıllar sonra ilkkez nüfusu 50 milyondan büyük 8 tane Müslüman Ülke bir araya gelerek İslam Birliğini kurma yolunda ciddi adım atarak D-8’i kurdular. Gerek ekonomik, gerek siyasi ve kültürel alanda işbirliği protokolü imzalanarak müslüman ülkeler arasında işbirliği artırılmasına yönelik çalışmalar başladı. Fakat yine müslüman ülkelerdeki islami grupların güç savaşı bu projelerin başlamadan bitmesine sebep oldu.

    21. Yüzyıla girildiğinde Müslüman Ülkelerdeki İslami Guruplar ülke yönetiminde söz sahibi olmaya başladılar. Adına Arap Baharı denilen Diktatör Müslüman Yöneticilerin devrilerek, yerine İslami Hareketlerin öncülerinin iş başına gelmesi ile birazcık nefes almaya başlayan Müslümanlar, malesef yine kendi aralarındaki güç savaşı sebebi ile batıya bahane vererek, ellerindeki iktidar gücünün kaybolmasına neden olacak hatalar yapmaya başladılar. 
    Ülkemize gelecek olursak 1990 lı yıllarda ciddi sıkıntılar çeken İslami Hareketler, öncesinde Necmettin Erbakan Hocamızın öncülüğünde yerel yönetimlerde iktidara geldiler. Hemen ardından kısa da olsa 1996 ve1997 yıllarında hükümet ortağı olarak milletimize ve mazlumalara hizmet etme fırsatı buldular. Malesef  Türkiye’deki İslami Cemaatlerin hemen hemen hepsi bu iktidara savaş açtılar ve 54. Erbakan Hükümetini devirmek için içeride ve dışarıdaki bir takım güçlerle ittifak yaparak hükümeti önce zayıflatılar ve hemen ardından hükümeti beceriksizlikle suçlayarak derhal görevi bırakmasini istediler. Kısa süren bu iktidarın ardından İslami Kesim 28 Şubat sürecini yaşadı. Sonrasında 2002 yılında AK Partinin zaferi ile kısa bir sürenin ardından İslami Cemaatler yeniden iktidarla tanıştı.


    Sonuç olarak 21. Yüzyıl girildiğinde Türkiye’deki İslami Cemaatler tarihin en büyük zaferini elde etmenin sarhoşluğunu yaşamaya başladılar Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde kurulan 59 -60 -61 hükümetler sayesinde İslami Cemaatler son iki yüz yılda ulaşılabilecekleri en iyi noktaya geldiler. Geldikleri bu noktada malesef yine kendi aralarında düştükleri güç savaşlarında tüm kazanımlarını kurban etmek uzereler. Yine birbirlerine olan çekememezlik, iktidar ve güç kavgası  böyle devam ederse kaçınılmaz son yakın olur. Ama tarihe bakıp ders alır ve iktidar hırslarını bir kenara bırakıp birleşirlerse Ümmet adına iyi sonuçlar elde edilebilir.

    Dünya genelindeki tüm Müslümanlar farkında olmadan gözlerine perde inmiş gibi ellerindeki tüm güçleriyle Kabeyi yıkmaya çalışıyorlar. Kabe demek İslam demek. İslam demek tüm Müslümanların kardeşliği demek. Biran evvel Müslümanlar uyanmalı ve birbirleriyle kenetlenmeli. Yoksa Allah korusun Siyonistlerin 1400 yıllık rüyası olan Kabe’yi yıkma hayallerine ortak oluruz.

    Amacı Müslümanlar arasına nifak sokmak ve Kabe’yi yıkmak olan Siyonistlere, farkında olmadan hizmet etmek onları en kısa sürede hedefine ulaştırmak demektir. Bizler Hidayet, Feraset ve Dirayetimizle doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, faydalıyı zararlıdan, adaleti zulümden ayırt ederek Beş Vakit yöneldiğimiz Kabeyi ancak bu şekilde koruyabiliriz.

    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları