• BIST105.324
  • Altın146,472
  • Dolar3,4715
  • Euro4,1666
  • İstanbul 36 °C
  • Ankara 33 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »
    • CANLI PAYLAŞIM
    • Yazarlarımız
    Tüm Yazarlarımız »

    Kayıp Gençlik

    Bilal OKUDAN

    1990 lı yıllarda muthiş bir gençlik hareketliliği olan bir Türkiye vardı. Bu hareketliliğin temel dinamikleri arasında Milli Gençlik Vakfı, Ülkü Ocakları ve diğer İslami Cemaatler vardı. Bu dinamikler,  inanılmaz gayretler sarf, ederek yaptıkları mücadele ile ülkemizin bugünlere gelmesinde en büyük katkıyı oluşturmuşlardır. Bu dinamiklere Halk arasında Milliyetçi, Muhafazakar ve İslami kesim deniliyordu. Hepsi sevgi, saygı, hoş görü,  vatan sevgisi, ahlak ve maneviyat gibi kavramları yeni nesillere aktarmanın mücadelesini verdiler. Tek amaçları, vatanın birlik ve bütünlüğünü korumak, aynı gaye ve inanç etrafında güçlü Türkiye’yi oluşturmaktı.

    İftiradan kaçınan, makamlara arkadaşlarını satarak değil, onları da düşünerek gelen, eğer mücadele sonunda bir paylaşım olacaksa önceliği kendine değil, kardeşlerine veren, milleti için bir iş yapılacaksa sonunu düşünmeden hemen harekete geçen, ayak oyunları nedir bilmeyen, haddini bilen, edep timsali olan, mütevazide sınır tanımayan, argo cümle kurmayan ve bi benzeri bir çok konuda eğitilerek yetiştirilen bir gençlikten bahsediyoruz.

    Evet 1990 lı yıllarda, yukarıda saydığımız dinamikler dediğimiz gruplara ait en az 5 tane siyasi parti olmasına rağmen, siyasi rant elde etmek amacı ile bile olsa bir birlerine hakaret etmezler, iftira atmazlar ve ülkeyi kutuplaşmaya dönüştürmeye kalkmazlardı. O zamanların siyasi liderlerinin ağzından birbirlerine karşı tek kelime hakaret cümlesi duyamazdınız.

    1980 li yıllardan ders alınmış, kavga etmenin bir sonuç doğurmayacağı görüşü hakim olmuştu. Artık ilim ve bilim etkin olmalıydı. Kavganın kimseye faydası yoktu. Bunu yaşayarak öğrenen Türkiye hızlı bir şekilde eğitim seferberliğine girmişti. Fakat bunu gören Siyonizm, hemen tehlikenin farkına vararak, Anadolu İnsanın önünün açılmasına sebep olacak olan bu eğitim seferberliğine darbe vurmak amacı ile Ülkemiz zamane işbirlikçi hükümetlerini yanlarına alarak bir takım yasaklar devreye soktular. Universitelerde uyguladıkları yasakçı zihniyetle Başörtülü, Milliyetçi, Ulusalcı, İrticacı, Komünist gibi lakaplarla gençlerimizi böldüler. En verimli yaşlardaki gençlerimiz vatana hizmet yolunda eğitim alıp bilgi, beceri ve tecrübelerini milleti için kullanacaklarına, gençlerimiz tamamen ithal kavramlar için birbirlerine girdiler. Amaç Anadolu İnsanını oyalamak ve cahil bırakıp ülke yönetiminden uzak tutmaktı.

    1990 lı yıllarda,herşeye rağmen sahada kandırılmışlar da dahil tamamen vatan ve millet sevgisi ile dolu, okuyan, araştıran, ülke ve dünya meselelerine duyarsız olmayan, heyecenlı bir gençlik vardı. Otobüslerde yaşlı, hamile ve engelli gördüğünde hemen ayağa kalkıp yer veren bir gençlik vardı. Apartmandaki herkese selam veren, mahallesindeki arkadaşları için her türlü fedakarlığı yapan, sınıf arkadaşlığını kardeşlik gibi algılayan, öğretmeni bırakın azarlamayı, dayak attığında bile sırf öğrettiği birkaç bilginin hatrına saygısından sesini çıkarmayan, bilgi ve deneyimi fazla olsa bile büyükleriyle aynı ortamda laf kavgası yapıp, bilmişlik taslamayacak kadar edepli bir gençlikten bahsediyoruz.

    Gelinen noktada maalesef, 2000 li yılların başından itibaren toplu kitle iletişim silahı olan, internet tarafınfan maruz kaldığımız, yoğun dezenformasyon sayesinde  bir nesli kaybetmek üzereyiz. Yukarıda saydığımız insani özelliklerin büyük çoğunluğu yeni nesil tarafından yok farzedilmiş durumda. İşi gücü tüketim olan bu nesil böyle giderse tüketecek bir şey bulamayacak ve etrafına zarar veren bir varlık haline dönüşecek.

    Umudumu yitirmiş değilim çünkü Türk Milleti asil bir millettir. Her zaman küllerinden yeniden doğmayı becermiştir. Umutsuzluk ve tutsaklık bu aziz milletin lügatında olmayan kavramlardır.

    Medeniyet savaşı diye nitelendireceğimiz soğuk savaşın görsel ve işitsel silahlarına malup olmak üzereyiz. Üstelik üzülerek ifade etmeliyim ki ilk kez bu savaşı kendi mahallemizde kaybetmek üzereyiz. Ak Partili, Milliyetçi Hareket Partili, Saadet Partili, Büyük Birlik Partili ve Cemaatlerimiz deki gençlerin hali ortada. Hepsi birbirine benzemiş. Alın bir gencimizi Londra’ya, Washington’a, Moskova’ya, Pekin’e, Berlin’e, Paris’e, Atina’ya koyun buradaki gençlerden ayırt etme imkanınız maalesef olmayacaktır.

    Sözlerimi bitirirken şunu açık bir şekilde ifade etmek istiyorum. Gençlerimize özbenlik ve kimlik şuuru veremedik. Dünyalık hırslarımız evlatlarımıza olan sevgimizin önüne geçti. Birbirimizin açıklarını gözleyip, bulduğumuz açıkları açığa vurmaktan kendi ailemizin kusurlarını göremez olduk. Çocuklarımız ve Gençlerimiz gözlerimizin önünde yok olup gitmekteler. Gözümüzü bürüyen dünya hırsı, aslında güzel bir gelecek bırakmak istediğimiz evlatlarımız için sonun başlangıcı olmak üzere. Evlatlarımızı güzel okullara göndererek, yazları kuran ve din eğitimi verdirerek, İmam Hatip Liselerine göndererek, ceplerine fazlası ile harçlıklarını koyarak koruyup kolladığımızı sanırsak ancak kendimizi kandırmış oluruz. Onların en fazla ihtiyaç duyduğu şey mayadır. O mayada vicdanımızı rahatlatmak için yukarıda saydığım işler değil sadece ve sadece Ruh’tur. Ruhun içeriği ise iman ve inancın temelini oluşturan, ahlak ve maneviyattır. Bu iki kavramda sadece okuyarak öğrenilmez bizzat takbiki olması gerekmektedir. Bu da ancak onlara önderlik edip, yol göstercek olan, önce ailesi sonra hocaları tarafından olacaktır.

    ‘Kayıp Gençlik’ şuan ortalama 30-40 yaş gurubu aralığında ve dünya telaşası içerisinde hızlı bir şekilde ömrünü tamamlamak üzere. Ya 90 lara geri dönecek aynı aşk, azim ve heyecanla kendisi gibi bir gençlik yetiştirerek, vatanına ve milletine olan görevini yerine getirmiş olacak. Ya da gün sayıp ona sunulan dünya meşgaleleriyle zamanını tüketip hep beraber yok olup gideceğiz.

     

     

    • Yorumlar 1
    • Facebook Yorumları 0
      Yazarın Diğer Yazıları