• BIST109.330
  • Altın156,133
  • Dolar3,8638
  • Euro4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara -3 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »

    Kimse Kimseye İyilik Yapamaz Kimse Kimseye Kötülük de Yapamaz

    Hüseyin ŞANLI

    Ahmet amca maddi durumu gayet iyi bir insandı. Babasından miras kalan birkaç tane evi vardı ve Allah’ın rızasını kazabilmek için, sırf Allah onu cennetine koysun diye, Allah’a şirin gözükmek adına bu evlerden birini Hasan adında birine infak etti yani karşılıksız veriverdi.

    Aradan uzun yıllar geçti ve kendisine ev verdiği kişiyle bir ortamda herhangi bir konu üzerinde tartışmaya başladılar. Aynı fikirde değildiler zaten tartışmalar da bu yüzden çıkmaz mı? Tartışma kızıştı ve Ahmet amca kızgınlıkla : “ Hasan, ev sahibi olduktan sonra senin sesin fazla çıkmaya başladı.” deyiverdi.

    Bu söz, bir dağın dinamitlenmesi, tuz buz olmasıydı. Ahmet amcanın bağışladığı evin boşa gitmesiydi. Bu evden elde etmeyi düşündüğü ecir: “Fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzedi.” (İbrahim Suresi 18)

    İnsanların kalplerine devamlı, fısıltıyla kötü düşünce ve kuruntular fısıldayıp duran şeytan, o iyiliği yaptığı günden beri Ahmet amcanın yanında böyle bir anı kolluyordu.

    Yemiyor içimiyor, yatmıyor uyumuyor onu izliyordu. Evi verdiği ilk gün Ahmet amcanın ruhuna riya, gurur, kibir tohumları ekti. Ve her gün müthiş bir ustalıkla onları suluyor, onların gelişmesine mani olan her şeyi söküp atmak için olanca gücü ile çabalıyordu.

    Ahmet amcadan önce binlercesini cehenneme yuvarlamıştı ve sıra Ahmet amcada idi. En ufak bir iyiliğe tahammül edemiyor, Allahın onu affedebileceği şeyler şeytanı çileden çıkarıyordu.

    Bizler de şeytanın aksine bir bahçıvan hüneri ile her gün ruhumuzu tımar etmez, namazla onun  dizginlerinden tutmaz, Kuran’la ayrık otlarından onu temizlemezsek sonumuz pek de iç açıcı olmayacaktır.

    Diğer taraftan Abdullah amca ise bırakın başkasına ev bağışlamayı, kendi kirasını ödemekte zorlanan biriydi. Onun büyük büyük evleri yoktu ama geniş, pırıl pırıl bir yüreği vardı. Ev veremezdi belki ama içten bir selam verebilirdi elbette. Genellikle apartman kapısının önünde oturan Selahaddin amcanın o gün orada olmadığını farkedip kapısını çaldı. Selahaddin amca kapıyı açtı ve: Buyrun ne istemiştiniz? dedi. Ben üst kattaki komşunuz Abdullah dedi. Sizi her gün kapının önünde hava alırken görürdüm. Bugün göremedim ve kendi kendime: Yaşlı adamdır, başına bir şey gelmiş olmasın? Bir isteği ihtiyacı var mı acaba? dedim ve kapınızı çaldım.

    -Sen şimdi benim halimi hatırımı sormak için mi geldin?

    -Evet, Allah rızası için.

    -Oğlum kızım beni arayıp sormazken hiç tanımadığım birini kapıma yolluyor ve bir isteğimin olup olmadığını sorduruyorsun. Allah’ım beni affet diyerek ağlamaya başladı Selahaddin amca.

    Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Ellerini karnında birleştirmiş başını önüne eğmiş ağlıyor, ağladıkça biraz daha eğiliyor, eğildikçe daha da fazla ağlıyordu sanki. Vücudunu ayakta tutan şey neyse ayak uçlarından çıkıp gidiyor gibiydi. Abdullah amca olanlara pek bir anlam veremedi, sadece bakakaldı. Selahaddin amca yerle aynı hizaya geldi yani “yerle bir oldu”. Fiziken yerle bir oldu ama onun ruhunda depremler oluşturan, asıl ruhunu yerle bir eden şey, hiç tanımadığı birinin Allah rızası için bir ihtiyacının olup olmadığını sormasıydı hem de çocukları onu buraya terk etmişlerken.

    Yerde secdeye kapandı: Allah’ım beni affet dedi, beni affet... Sen benim huzurumu tesis etme adına muazzam kanunlar koymuşken ben nefsime, heva ve hevesime teslim olmuşum, beni affet.

    Bu dünyada böyle mutsuzsam ahirette benim halim nice olur dedi ve Rabbinden özür diledi, af diledi, bir çocuğun annesinden bir şey istemesi gibi ısrarcı ve doğaldı. Allah’ım nolur, lütfen diyor ve bir çocuk gibi hıçkırıklarla ağlıyordu…

    Bir evi şeytan hiç etti; ama bir selam da bir hayatı mamur etti. Bir selam belki cennette iki ev hazırladı; biri Selahattin amcanın biri Abdullah amcanın… Allah azze ve celle niceliğe değil niteliğe bakar. Kumaşın kalitesine bakar. Ömrün boyuna değil enine bakar.

    “Ben kimseye iyilik yapmadım, kimseye kötülük de yapmadım; ben ne yaptıysam kendime yaptım.” diyen Ali (ra) bu konuyu harika bir şekilde özetlemiştir. Allaha ve ahiret gününe inanan bizler, Kıyamet günü kurulacak teraziye (mizan) iman etmek zorundayız. Ve yaptıklarımız sadece iki kefesi bulunan bu terazinin ya iyilikler kefesine konulacaktır ya da kötülükler kefesine. Yani bizler kendi terazimizin kefesini doldurmaktayız. Kimse kimsenin terazisine bir şey koyamaz, kimse de kimsenin terazisinden bir şey çalamaz.

    O zaman kıyamet günü Allah’ın azabından korunabilmek için yaptığın şeyleri ne cüretle birinin başına kakarsın. Kendi cebini doldurmak için yaptığın şey ile nasıl bir başkasını ezmeye çalışırsın. Aksine yaptığın her iyilik seni daha fazla tevazu sahibi yapmalı, daha bir alçakgönüllü olmalısın. Neden mi? Çünkü Allah Azze ve Celle o fakiri doyurmaktan aciz değildir. Senin elinle onları doyurduğu için Allah’a hamd et. Bunu pekala bir başkası ile de yapabilirdi.

    Kim cihad ederse, yalnızca kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah alemlerden müstağnidir. Ankebut, 6 Allah’ın alemlere ihtiyacı yoktur. Sana ve senin yaptığın cihada da ihtiyacı yoktur. Senin Allah’a ihtiyacın var, senin Allah yolunda mücadele etmeye ihtiyacın var.

    “Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar, affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”

    Nur suresi, 24. ayetinin tefsirinde müfessirler şöyle bir not düşerler: Hz.Aişe’ye iftira edenlerden biri de, Hz. Ebubekir’in, himayesini ve bakımını üzerine aldığı Mıstah adlı bir kişi idi. Bu hadise üzerine Hz. Ebubekir, bir daha bu adama maddi yardımda bulunmayacağına dair yemin etti. İşte, müfessirlere göre, yukarıdaki ayet hem Hz. Ebubekir (r.a.)’in faziletine işaret edilmekte, hem de ona ve diğer müminlere, Allah rızası için yapageldikleri yardımları kesmemeleri öğütlenmektedir. Çünkü bu karşımızdakine değil kendimize yaptığımız bir yardımdır.

    Allah’ın kendisine herhangi bir iyilik isabet ettirdiği kişi, bunun Allah’ın bir lütfu olduğunu fark etmeli hemen. Hal ve hareketlerinizle bırakın karşınızdaki kişiyi kötü hissettirmeyi, aksine Allah’ın size yaptığı bu iyilik karşısında siz mahcup olmalısınız. Karşınızdaki  bir an şaşırıp şöyle hissetmeli: Ben mi buna iyilik yaptım yoksa bu kişi mi bana?

    Evleriniz olmayabilir, paranız olmayabilir. Elinizde ne varsa elinizdeki ile en iyi kulluğu yapın Allah’a.

    Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.(İnsan Suresi,9) diyen müminler gibi karşınızdaki kişliden bir teşekkür bile beklememelisiniz. Size sadık olmasını, bir dediğinizi iki etmemesini beklememelisiniz, size minnet duymasını beklememelisiniz yoksa bunun adı “iyilik” olmaz bu düpedüz “ticarettir.”

    Kediye nankör derler; ama o, gerçekte kendini kimin doyurduğunu iyi bilir, şahsiyetli hayvandır. 

    • Yorumlar 1
    • Facebook Yorumları 0
      Yazarın Diğer Yazıları