• BIST105.324
  • Altın146,472
  • Dolar3,4715
  • Euro4,1666
  • İstanbul 36 °C
  • Ankara 33 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »
    • CANLI PAYLAŞIM
    • Yazarlarımız
    Tüm Yazarlarımız »

    Küçük Mavi Tahta Güvercin

    Bahadır YENİŞEHİRLİOĞLU

    “Sen kimsin?”

    “Ben güvercinim.”

    “Ama mavisin!”

    “Garip olan sadece bu mu?”

    “Hayır, elbette değil; tahtadansın aynı zamanda.”

    “Belli oluyor mu?” diye gülmeye başladı tahta mavi güvercin.

    “Neden sen mavisin?”

    “Mavi olduğum için.”

    “Neden tahtadansın?”

    “Tahtadan yapıldığım için... Peki, ben sana sorayım. Sen neden beyazsın?”

    Beyaz güvercin kanatlarını çırptı. Gagasını tüylerine sürtüp boş boş mavi güvercine baktı. Verecek bir cevap bulamamıştı.

    Küçük mavi güvercin ikinci soruyu sordu.

    “Neden tahtadan değilsin?”

    Beyaz güvercin bu soru üzerine iyice şaşırmıştı. Kanatlarını havalandırıp tekrar yerine yerleştirdi. O da gülmeye başlamıştı.

    “Haklısın. Özür dilerim, sorduklarımı geri alıyorum. Hiçbir anlamı yoktu. Neden sorduğumu ben de bilmiyorum. Sanıyorum şartlanmalardan ya da çevremde senin gibi hiç küçük mavi bir tahta güvercin görmeyişimdendir. Affetmeni isterim.”

    “Önemi yok. Senin bunu iyi niyetle sorduğunu biliyorum. İnsanları gördüm uçtuğum esnada; şehirleri, çiftlikleri, tepeleri, nehirleri ve kayalıkları gördüm, bir sürü mağara ve içerisine gizli saklı girip çıkanları. Kendi insanına da, memleketine de hainlik yapanları... Yollardaki askerî araçları, tepelerdeki karakol üzerinden güneşin nasıl battığını gördüm. Korku ve sevgisizlik gördüm. Neden insanlar birilerine başka anlamlar yükleyerek onları seviyor gibi yapıp, diğerlerini dışlayarak ya da düşman ilan ederek nefret üretmeye çalışırlar? Bu koca topraklarda bir uçtan diğerine adaletin, dayanışmanın, kardeşliğin bir hayal değil; gerçek olabileceğini neden göstermiyorlar?”

    “Daha çok kazanmak için... Var olabilmek için... Böyle yapmazlarsa yok olacaklarını sandıkları için... Bütün hoyratlıkların kaynağı sevgisiz kalmış yürektir. Bu yüzden barış olsun istemiyorlar. Hep kavga olsun, bu kavga hiç bitmesin ve asla kurdukları düzen bozulmasın istiyorlar. Böyle düşünüp, buna inanıp artık tamamen bu yönde yaşadıkları için içten ve dıştan adeta etrafları sarılı ve kalpleri mühürlü... Kötülükleri kendi zaman ve mekânlarıyla sınırlı kalsa iyi fakat bunu giderek tüm zamanlara yayıyorlar.”

    “Öyleyse iyi bir şey değil bu.”

    “Bunun iyi bir şey olmadığının anlaşılabilmesi için insanların düşüncelerinin özgür olması gerekir. Oysa özgür bırakılmıyor düşünceleri; sürekli olarak yeni düşmanlıklar üretiliyor ve bunlar üzerinden kendilerini yeniden, tekrar, tekrar var ediyorlar. Bunun için de kutsallar yaratıyorlar. Aslında onlar da buna inanmıyorlar ama gözlerinde o kadar çok büyütüyorlar ki bir süre sonra kendilerini de inanır buluyorlar. Böylelikle sadece kendileri gibi olanları seviyor ve kendileri gibi düşünmeyenleri yok sayıyorlar. Kitleleri yönetmek için daimi düşman üretiyorlar. Bu durumda idare edenlerin kutsanması ve düzenlerinin devamlılığı sabitleniyor. Acı veren toplumsal felaketler bile birilerine ihale edilerek sürekli bir algı oluşturuluyor. Kimse kendi yanlışını görmüyor. Oysa gerçek özgürlüğün sesini asla kimse yok edemez. Bunun için ne kadar çok çabalasalar da asla başaramazlar.”

    “Neden peki?” diye sordu küçük mavi güvercin.

    “Çünkü hiç kimse kendisini kusurlu bulmuyor. Herkes mükemmel olduğu algısıyla sürüleri güdüp duruyor. Başkalarını suçlamak kolay olanı... Ne çok suçluyor ve başkalarının yokluğu üzerine kendi varlıklarını kurguluyorlar anlatamam. Bu, azabı artırıyor ve düşmanlıkları, sevgisizliği ve merhametsizliği... Giderek inanç haline geliyor ve en kötüsü buna inanıyor ve inandırılıyorlar. Dahası bunu kutsuyor ve kutsadıkları üzerinden kendileri de kutsanmış ve güç yüklenmiş oluyorlar. Yanlış ve hatalar ve bunda inat etmek giderek kimlikleri haline geliyor ki işte bu durumda cehennem alevleniyor. Kötülükte ısrar, kötülüğün kendisi yapar insanı.”

    “O zaman bu çok kötü bir şey!”

    “Fakat bunu bir yücelik haline getirdikleri için kötü bir şey olduğunu düşünmüyorlar. Ne düşünürlerse ona inanmaya başlıyorlar. Bu çok daha kolay çünkü. Kitlelerin temelsiz bilgi birikimiyle birlikte kolayca yönetilmesi için altyapı oluşturur bilgi kirliliği.”

    “Peki, neden birileri doğruları onlara anlatmıyor?”

    “Doğruları öğrenecekleri, değer verdikleri kim varsa kötüler tarafından itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Yanlış olan ne varsa doğru gibi servis ediliyor. Kitleler neyin doğru, neyin yanlış olduğunu, kimin iyi, kimin kötü olduğunu anlayamaz hale geliyorlar. Tetikçiler kazanıyor böyle zamanlarda. Aslında kazanır gibi görülüyor ama asla itibarlı olamıyorlar gerçeğin karşısında. İnsanoğlunun kötüsü, bilinen evrensel gerçekleri bile kendi menfaatine göre çarpıtır ve bunda çok mahirdir. Kişilerin evrensel hakları artık hiçbir önem arz etmez. Bu yöntem yıllarca uygulanır ve her zaman kârlı gibi görülür ama inan bana bu asla kârlı değildir. Hesabın görüleceği çetin günde ne varsa ortaya dökülür ve başlar öne eğilir ama iş işten çoktan geçmiştir ve artık asla geriye dönüş söz konusu değildir.”

    Kanaviçe den…

     

    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları