Mirza Tazegül "Düzen insanı eğmez insan düzene baş eğer."

Nitelikli yazar gibi nitelikli okurda var tabi. Yani her kitap yararlıdır, ama almasını bilene, okumasını bilene… Her yazı yazan, nasıl yazar değilse her kitap okuyan da okuyucu değildir

Kültür Sanat 27.11.2019, 15:21 27.11.2019, 20:15 Çağdaş Balıbey
Mirza Tazegül "Düzen insanı eğmez insan düzene baş eğer."

Yazar Mirza Tazegül, vatandaş Mirza Tazegül'ü bize nasıl tanıtır?

 Diğer bütün insanlar gibi, ama tabi işim yazmak olunca yaşam şeklimde gündüz mesaiye git gel şeklinde değil. O açıdan farklılık olabilir. Bunun dışında sosyal hayatta diğer insanlardan farkım doğal olarak az konuşmak, çok düşünmek.

Yazmaya nasıl başladınız?

Yazabilmek için otuz beş yıldır okuyorum ve artık yazmamın vaktinin geldiğini, hazır olduğumu anladığımda yazmaya başladım.

Okuma hayatınızın neresinde, sizin için ne ifade ediyor?

Ben yazmaktan daha çok okumaya vakit ayırırım. Şöyle ki: Günde altı saat okuyorsam bir saat yazıyorum. Okumak benim için olmazsa olmaz; nefes almak, yemek, içmek gibi bir şey. Okuyamadığım ve yazamadığım zamanlar huzursuz oluyorum.

Yazar nasıl olmalı, yetenek yeterli mi?

Sadece yetenekle yazar olunmaz kanısındayım. Yazar, genel kültürün dışında entelektüel bir bilgi birikimine sahip ve düşünce yolculuğuna çıkmış kişi olmalı. Bunları yeteneğin yanına da koyacaksınız. Bir yazar, okunma kaygısıyla yazmamalıdır. Amacı; dilin gücüyle toplumun dertlerini ve yaralarını anlatan konuları dramatikleştirmek olmalıdır. Tabi yazarlığında çeşitleri var. Örneğin, bir fantastik macera yazarının böyle bir kaygısı olmaz. Ben toplumsal içerikli roman ve denemeler yazan adamdan bahsediyorum. Yazarlık en basit bir işmiş gibi görünen ancak en zor olan iştir; çünkü kâğıt, kalem ve hikâye yeterli değildir. Bilgi birikimi, yaşanmışlıklar, yetenek ve birde teknik bilmek gerekir tüm bunlar bir masanın dört ayağı gibidir.

Bir dönem çok tartışılan "Sanat toplum içindir" ve "Sanat sanat içindir" fikrini edebiyata uyarlarsak yazar kendi için mi, toplum için mi yazmalı?

Yazar toplumun bir bireyidir, kendini  toplumdan soyutlayarak yaşayan biri kanımca yazar olamaz olsa da eksik ve kuru kalır. Dolayısıyla kendi için yazdıkları da toplum için yazılmış olur. Yani bir duyguyu yalnız bir kişi yaşamaz, bir problemle bir kişi karşılaşmaz, aksaklıklarla bir kişi yüzleşmez; herkes bunları yaşar, yazar da yaşar. O açıdan kendine yazan adam zaten topluma hitap etmiş olur. Örneğin bir deneme yazısını düşünün yazar kendi görüş ve düşüncelerini kesin yargılara varmadan serbestçe anlatır. Bu da demek ki yazar kendi bildiği ve düşündüğü şeyleri hangi dalda olursa olsun anlatır, anlattığı şeyler zaten toplumda karşılık bulacaktır.

Her dönem revaçta olan bir söz var:"Hayatımı yazsam roman olurdu." Sizin hayatınız roman mı olsun, film mi olsun?

Evet, her insanın hayatı bir hikayedir, hikayesi olmayan adam yaşamaz, hikaye biterse ömür de biter. Sıradan bir hikâyeyi öyle bir kurgular, öyle dramatik bir hale getirirsiniz ki düş gibi bir hal alır. Bazen de olaylı bir hayatı öyle bir yazarsınız ki sıradan bir durummuş gibi algılanır. Yazarlık ve yazıda ustalık burada gereklidir. Tarz, dili kullanma, cümle yapıları, duyguların anlatım şekli, bilinç akışı teknikleri sıradan bir hayatı roman yapar, ama bazen de sıra dışı bir hayat roman olmaz. Yani burada “ Hayatımı yazsan roman olur” ile “Hayatımı yazsam roman olur” arasında fark vardır. Hayır efendim, hayatını yazsan roman olmaz, ama iyi bir kalem yazarsa roman olur. Mesele hayatlar değildir, yaşananlar da değildir hayatı ve yaşananları anlatım biçimidir. Benim hayatıma gelince zaten bir yazar romanlarında ve denemelerinde kendi hayatından, görüşlerinden, fikir ve bilgilerinden parçalar koyar ayrıca kendi hayatını yazmasına gerek bile kalmaz. Benim hayatım zaten parçalar şeklinde okunuyor. Bu yazdıklarım film içinde geçerlidir.

Aynı sözden devam edelim; herkes yazmaya meraklı, en azından kendi yaşadıklarını ama kimse okumaya meraklı değil. Bu bir çelişki değil mi?

Çok okumayan bir adamdan nasıl yazar olur ben bilemem. Olmaz diye düşünürüm. Milyonlarca cümle yapısı, binlerce teknik, on binlerce kelime ile haşir neşir olmadan neyi yazacaksınız. Okumaktan çok yazmaya meraklı olan gençlerin tek hedefi ünlü ve popüler olmaktır. Ama bir kişi ünlü ve popüler olmak için yazarsa zaten sıkıntı var, ayrıca olamazda. Çünkü ünlü olmanın yolu yazarlık değildir. Daha az zahmet gerektiren, bilginin çok önemli olmadığı sektörler var, yani  ünlü ve popüler olmanın yolunu araştırsınlar şayet amaçları buysa çok daha kısa yollar var. Ama bir yazarın amacı bu olmamalıdır. Amacı; toplumun derdini fikir sanatıyla anlatmak olmalıdır. Tabi böyle başarılı olunca ün yanında gelir mi gelebilir de gelmeyebilir de çok da önemli değil yani amaç değil ve olmamalıdır. Yazarlık ünlü olmak için seçilmişse yanlış bir seçimdir; çünkü bu onlarca yıl sürecek günde on beş saat çalışmayı gerektirecek bir adanmadır. Düşünce yolculuğudur. Okumak, yazmak, araştırmak, düşünmek bir hayat şeklidir ve de bunun uzun yıllara yayılması gerekmektedir. 

Kişisel gelişim kitapları hakkında ne düşünüyorsunuz, gerçekten bireye katkı sağlar mı?

banner32
 Nitelikli yazar gibi nitelikli okurda var tabi. Yani her kitap yararlıdır, ama almasını bilene, okumasını bilene… Her yazı yazan, nasıl yazar değilse her kitap okuyan da okuyucu değildir.

Daha önceki kitaplarınızın adları Sessizliğimle Dans, Yalnızlığın Bilinmeyen Yüzü, Hayalini Arayan Kadın, Kaybetmek, şimdi de İnsan ve Maskesi. Hep olumsuzluk, yalnızlık çağrıştırıyor; bu sizdeki yaşadığınız olumsuzlukların mı yoksa toplumda gözlemlediğiniz, fark ettiğiniz olumsuzlukların yansıması mı?

Sessizlikle Dans neden olumsuzluk olsun bilakis olumlu bir şeydir. Yalnızlığın Bilinmeyen Yüzü’nde yalnızlığın iyi, olumlu tarafları anlatılmıştır. İnsanın hayallerini gerçekleştirmek istemesi, bu süreçte uğraş vermesi de benim için olumsuzluk değildir. İnsanın hayata tutunmasına yardımcı olur. Kaybetmek de bir hikâyedir. Yaşam, tekdüze devam eden bir yol değildir. Kaybetmek de o yaşamın unsurlarından biridir ki zaten bu kitabımda anlattığım hikâyeye isim oldukça uygundur. Kısacası; isimlere bakarak ön yargı oluşturmak bir cehalet göstergesidir. İçeriklerine bakınca hayattan kesitlerdir iyi veya kötü ağır basmamıştır yani bir olumsuzluk söz konusu değildir. İşte yukarıda da belirttiğim gibi nitelikli olan okuyucu bunun farkına varır, kitabın ismine bakarak ön yargı oluşturmaz. Kaldı ki hayatın içinde olumsuzluklar yok mu var elbette, yaralar yok mu var elbette. Olumluyu anlatmak ne kadar doğalsa olumsuzu anlatmak da o kadar doğaldır. İnsan ve Maskesi kitabında da isim kanımca olumsuzluk değil de insan gerçeğini çağrıştırıyor içerik bakımından da zaten oldukça zengin bir kitaptır. İnsanı çeşitli duygu duraklarında indirip, yaşam tespitleri ile yüzleştiren ve farkındalığını yükseltip umut aşılayan bir kitap İnsan ve Maskesi.

Her sene bir kitabınız çıkıyor, ( maşallah) nasıl yetiştiriyorsunuz? Takvime bağlı kalmak baskı yaratmıyor mu?

Takvime bağlı kalmak diye bir şey yok, belli bir takvim yok. Üretince, hazır olunca yayınlanıyor; demek ki hazır olabiliyor. Bazen dokuz ayda bazen on üç ayda çıkıyor; özel bir zamanlama söz konusu değil. Doğal olarak baskı da söz konusu değil. Kaldı ki üretmek, özellikle kaliteli üretmek güzel bir şeydir. İşinizi severseniz hiçbir şekilde baskı hissetmezsiniz.

Yeni kitabınız İnsan ve Maskesi hakkında bizlere ne söylersiniz?

Mutlaka okunması gereken bir kitap, insanın karanlıkta kalmış yönlerine fener tutup tespitler yapıyor. Kişisel gelişimden tutun, romantik yazılara kadar yazılar var. İnsan gerçeğinin başka bir boyutunu farklı şekilde ele aldım.

"İnsanım ben, dıştan bir, içten iki ben. Ele geçirmiş beni, iki benli bir düzen. Bir ben; sadece benim bildiğim, gördüğüm. Diğer ben, insanlara motif gibi ördüğüm." diyorsunuz İnsan ve Maskesi’nde. Düzen mi bizi iki benli yapıyor yoksa biz iki benli olduğumuz için mi böyle bir düzen kuruyoruz? 


Düzen insanı eğmez, insan düzene baş eğer. Eğmeli midir? Hayır, kanımca eğmemelidir. İki benli seçim insanın bazen zorunda kaldığı bazen de tercihleriyle seçtiği bir şeydir. Tercih ise çok yanlıştır. Zorunda kalmak ise fark edin diyorum. Kitapta anlatılmak istenen şeylerden biri de kişinin kendi olması, olmazsa nelerin olacağıdır.

İnsanlar gerçeklerin yüzüne vurulmasından hoşlanmaz. İnsanlara maskeli olduklarını söylemek risk değil mi?

Benim anlatım şeklimle kimse itham altında kalmıyor. Hak veriyor olduğundan kimseyi düşman ilan etmiyorum. Kaldı ki risk nedir? Gerçekleri saklamak mı, yoksa söylemek mi? Bence gerçekleri konuşalım, risk varsa da olsun. Gerçekleri saklamak da bir maskedir diye düşünüyorum. Yani o maskeyi ben de mi takayım istiyorsunuz. Buna hayır derim.

Bu evlatlarından birini seç demek gibi oluyor, ama kitabınızı hiç okumamış bir okura hangi kitabınızı okumasını tavsiye edersiniz?  

Okuyucu zaten benim bir kitabımı okuduğunda diğer kitaplarımı da alıp okuyor. O yüzden seçmeden de bir kitabımı okumaları beni tanımak açısından yeterli olacaktır.

Okurlarınıza / takipçilerinize iletmek istediğiniz son söz:  

İnsan ve Maskesi adlı kitabımda bir cümle var onu buraya geçirsem yeterli olacak. “Yaşamı bir oyun gibi düşünürsek, bu oyunun en öncelikli ve vazgeçilmez kuralı oyunda kalmaktır. Yani sağlıklı ve hayatta olmaktır.” 
Başarıya gelince yine İnsan ve Maskesi kitabından devam edelim.
“Her insanın kendine göre bir başarı kriteri vardır. Başarılı olabilmek için sağlıktan ödün vermemek esas olmalıdır. Kaldı ki “Başarı nedir?” sorusuna dünyada bulunan 7.7 milyar insan bir milyar farklı cevap verebilir.”

Yorumlar (0)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@