• BIST102.270
  • Altın149,533
  • Dolar3,5485
  • Euro4,2033
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 13 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »
    • CANLI PAYLAŞIM
    • Yazarlarımız
    Tüm Yazarlarımız »

    Kutuplaşma Siyaseti

    Bilal OKUDAN

    Son zamanlarda, yani yaklaşık bir senedir kulağımı tırmalayan bir kelime ‘Kutuplaşma. Neymiş Türkiye’de, ciddi bir şekilde, tarihinde hiç olmadığı kadar kutuplaşma varmış ve her an patlamaya hazır hale gelmiş bir toplum oluşmuş.

    Kutuplaşmayı, sadece kısacık hafızamı tazeleyerek, birkaç maddeyle özetlemek istiyorum.

    90'ların tamamı ve 2000'lerin başı, toplumun her kesimi her gün bir yerde eylem yapıyordu. Toplum o kadar gerilmişti ki resmen mahallere ayrılmış vaziyetteydi. Milliyetçi, ulusalcı, sağcı, solcu, laik, islamcı, kürtçü, alevi, sunnni… Bu gruplar da kendi arasında bölünmüş ve inanılmaz bir kargaşa meydana getirilmişti. Faali meçhul cinayetler, neredeyse ortalama her ay meydana geliyordu. Cinayet zanlıları bir o taraftan, bir bu taraftan, eşit şekilde dağıtılıyordu. Amaç yukardığı saydım gruplar arasında kini ve nefreti daha fazla körüklemekti. Alevi ve sunni köylerinde yapılan karşılıklı katliamlar, Ulusalcı ve Laik diye tanıtılan gazetecilerin öldürülerek suçun İslamcılara atılması, PKK terör örgütünün güya Kürt sorunu adı altında yaptığı katliamlar, üniversitelerde sağcı ve solcu öğrencilerin sürekli kavga ederek birbirleriyle bir araya gelemeyişleri, tüm bu olaylar ülkemizi o kadar kutuplaştırmıştı ki her yapılan olayın ardından bir taraf diğer tarafa öfke kusmak için sokağa çıkıyor ve eylem yapıyordu. Bu da doğal olarak bu kesimlerin bir birleriyle biraraya gelmesine engel oluyordu. Sizin 90 larda başörtülü bir kızla, başı açık bir kızı bir arada görme ihtimaliniz yok denecek kadar azdı. Toplum o kadar baskı altındaydı ki, Kürt kardeşlerimiz girdikleri bazı ortamlarda Kürt kökenli olduklarını söyleyemiyorlardı. Alevi kardeşlerimiz de aynı şekilde kimliklerini saklama ihtiyacı duyuyorlardı. Üniversiteler gruplara bölünmüş, aksi bir grup diğer bir grubun üniversitesine yanlışlıkla yemek ihtiyacı için dahi girse yakalandığı anda katliam çıyordu. Zıt görüşlü bir partiden diğer zıt görüşlü bir partiye geçen kişiler din değiştirmiş gibi sayılırdı. Bu örnekleri çoğaltmaya kalksak inanın yazıyı bitirmemiz zorlaşır.

    Devlette ve özel şirketlerde yaşanan insan kaynağı kıyımına ne demeli. KPSS daha henüz yok. Sol görüşlü bir Bakan çıkıyor beş bin tane militanı devlette göreve başlatıyor. Kendisini eleştirenlere ise ne yani Faşistlerimi alacaktım diyebilecek kadar bu olayı kendisine hak sebebi görüyor. Özel sektörde de Devlet te de namaz kılan, oruç tutan birinin ve ayrıca baş örtülü bir bayanın yapabileceği tek bir meslek vardı. Temizlik veya çaycılık. Kürt kardeşlerimiz kendi alarında Kürtçe konuştukları anda linç edilme noktasına getirilirdi. Anadolunun çeşitli şiveleriyle konuştunmu, köylülerimizi de aşağalamak için köylü adamın ne işi var burada diyerek, üst yönetici görevine getirilmeleri engellenirdi.

    Osmanlının son dönemlerinde eleştirilen beşik uleması sistemi, Cumhuriyette de devam etmiş ve çaprazlama kurumlar işgal edilmişti. Akademisyenlerin çocukları Yargıya, Yargı üyelerinin çocukları Üniversitelere, yüksek bürokratların çocukları da yine aynı şekilde bir birilerinin kurumlarına çaprazlama dağıtılıyordu. Dışişleri Bakanlığına girmek imkansızdı. Büyükelçilik gayri resmi babadan oğla geçmiş vaziyetteydi. Siyasette ve ekonomide belirli egemen güçlerden referansınız yoksa bir yere gelme ihtimaliniz asla yoktu.

    Şimdi gelelim günümüze, en koyu milliyetçi bir partide siyaset yapmış ünlü bir siyasetçi artık sol bir partide rahatlıkla siyaset yapabiliyorsa, İslamcı patanti olan bir siyasetçi en uç solcu bir partinin en üst kademesinde rahatlıkla siyaset yapabiliyorsa, 60'larda ve 80'lerde bir birine kurşun sıkan siyasi partiler aynı fikir adı altında birleşebiliyorlarsa, 30 senedir devam eden ve on binlerce şehit verdiğimiz PKK sorunu bitme noktasına geldiyse, Kürt kardeşlerimiz istedikleri gibi ana dillerini konuşup, devletin resmi kanalında Kürtçe türküler söyleyebiliyorlarsa, artık her tarafta görmeye alıştığınız başı açık ve başı örtülü kızlarımız beraber sokakta gezebiliyorsa, Hükümet Alevi kardeşlerimizden yapılan bazı yanlış uygulamalardan ötürü özür dileyebiliyorsa, Üniversitelerimizde sağ ve sol kavgalar yok denecek kadar azaldıysa, artık hiçbir bölge ayırt edilmeksizin belirli yeterliliği gösteren insanımız istediği devlet kademesinde görev alabiliyorsa, faali meçhül cinayetler tamamen ortadan kaldırıldıysa ve herkes özgürce istediğini yapabiliyorsa bu başarı Türkiye’nin başarısıdır.

    Hiç kimse, Türkiye’nin içeride sağlamaya çalıştığı birlik ve beraberlik bağını dışarıda üretilen ve ülkemize sokulmaya çalışılan ‘Kutuplaşma’ kelimesiyle yok edemeyecektir. Çünkü biz kararımızı verdik. Artık birbirimizle olan sorunlarımızı kendi içerimizde çözeceğiz ve eski gücümüze kavuşarak bizleri hasletle bekleyen akraba topluluklarımıza şefkat kucağımızı açacağız.

     

    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları