DÜN GEÇTİ YARIN VAR MI?

Oldum olası kahvaltı etmeyi sevemedim. Okul yıllarımda belkide vakit darlığı yüzünden alışamamış olabilirim. Bir elma bir sabah öğünü için yeterde arardı bile benim için.

Bu sabah, annem:

" Kızarmış ekmeğin üzerine tere yağ ve bal sür. Bak köy peynirimiz, Gemlik zeytinimiz, haşlanmış yumurtamız var. Hepsi de ne lezizdir".

Dediği andan itibaren tüm kelimelerin beynimde karşıtlarıyla birlikte dans ettiğini, hazmedemediğim ne çok sözcük, duygu, karekter, mantar zehirlenmesi gibi yüreğimi, ruhumu, beynimi ve hatta midemi bulandırdığını, kanattığını kemirdiğini hissettim.

Cengiz Aytmatov diyor ki,

“Mide beyinden akıllıdır çünkü mide kusmayı bilir, beyin her pisliği yutar.”

Beynin en kötü özelliği bu. Bir boşaltım sistemine haiz değil. Giren her fikir, iyi ya da kötü içerde kalır. Dışarı atamazsın. Görmezden gelir daha az düşünürsün ama yok olmaz. Hatta yediğiniz yemekler bile hiç bir organınıza yaramaz. Hep reddeder. Ruhunuz kanserleşmiştir sanki. Hiç yakıştıramazsınız çok sevdiğimizden gelen zehirli orkide misali ağızdan çıkan acı sözleri. Sadece güzelliğine aldanırsınız. Düşünür taşınır bedeninizin neresinde öğüteceğini bilemezsiniz. Hele kalp kapısını bile açmaz.. Sadece bir yumruk gibi boğazınızdan geçmeyen kuru ekmek gibi kalır. Hatta her yutkunuşunuzda sanki göğsünüz yırtılır. Geçer, geçer de deler de geçer. Şimdi soruyorum kendime bu hazmedemediğim sözcükleri nereye koysam, ne etsem diye? Bir şişeye yazıp notla birlikte denize mi atsam? Dağın başına çıkıp avazım çıktığı kadar bağırsam mi? , kuşlar şahit olsa tek. Soğuk rüzgar bağrına esse, göz yaşların yağmura karışsa, kulaklarını ellerinle kapatsan, hiç duymadın saysan, zaman dursa...

Aşk'a en çok saygı yakışır. Yüce dağlara kar, toprağa yağmur, koyuna kuzu, dosta vefa, sılaya özlem, bayrağa sancak, açlığa ekmek, ocağa ateş, bacaya duman, göğe martı, omuza dost eli, kış'a kar, toprağa çiçek...

Zaman geçerken, kusura bakma, özür dilerim, affet, istemeden oldu, kahroldum inan demek en büyük erdem. Haram geceler, gülüşü buruk dudaklar, çaresiz gönüller kalmasın. Sandıklara, dağlara, taşlara, denize göğe sığdıramadığınız sözlerin acısıyla yetim bırakmayalım güzel kalpleri..

Sevgileri, özürleri, pişmanlıkları yarınlara bırakmayalım.

Dün geçti, yarın var mı gençliğine güvenme, ölen hep ihtiyar mı?...

Hülya Kazak

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hülya Kazak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Canlı Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Canlı Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Canlı Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Canlı Haber değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kanal İstanbul anket Yapılmalı Mı ? Yapılmamalı mı ?