UBUNTU

Dünya milenyum çağı ile birlikte büyük bir değişime uğradı. İlk önce sadece haberleşme ve mesaj göndermeye yarayan klasik cep telefonlarının, daha sonrada neredeyse bir bilgisayarın tüm görevini gören akıllı cep telefonlarının kullanımı yaygınlaştı. Öyle ki insanlar artık ellerindeki akıllı telefonlarla bütün yaşamını yönetir oldu. Sonrasında evlerimizdeki ekranlar büyüdü. O da yetmedi 4K ekranlarla ve 3D olarak adlandırılan gözlüklerle izlediğimiz dizinin, filmin ya da belgeselin sanki içindeymişiz gibi hissettik.

Teknolojik gelişme elbette güzeldir. Bunda kötü bir şey yok ama insanlığa hizmet ettiği ve insanların düşünce yapısını geliştirdiği sürece güzeldir. Ama teknoloji ile insanların başı öyle bir döndürüldü ve düşünceleri öyle bir kemirildi ki bir gün bu dünyada olmayacağını unutan insanlar, ne olacağım endişesi içerisinde ömür çürütüyorlar. Oysa hayat, yaşamakla ölüm arasındaki ince bir çizgi  ve o ince çizginin üstünde yürümek gerçekten marifet istiyor.

Hiç bitmeyecek bir şiirin mısraları gibi yaşanmamalı hayat, o şiir bir gün biter ve mısralara gerek kalmaz. İşte o gün dünyadaki gerçek evine uğurlanınca insan, geçmişiyle yarınlarda yaşayabilmek için dünyanın aldatıcı gücüne değil, gönlündeki imanın gücüne güvenmelidir.

İnsan, yaşamında düşüncelerini kemiren teknolojinin kölesi değil, yaşamının pusulası olan vicdanının kölesi olmalıdır. İnsanın yaşamında doğru istikameti bulabilmesi için bu şarttır. Aksi halde insanın kendi yalan ve hilelerinin içerisinde boğulması kaçınılmaz olur ki bu da insanın kendi nefsi önünde diz çökmesidir.

Hiç kimse nefsinin önünde diz çöktüğünü kabul etmez. Ama teknolojinin nefsimiz karşısında bizi nasıl diz çöktürdüğünü şimdi anlatacağım hikaye, hepimize en iyi şekilde idrak ettirecek.

Afrika’da görev yapan bir antropolog, bir gün bir kabilenin çocuklarına çok basit bir oyun oynamayı teklif eder.

Oyun için çocukları belirli bir bölgede yan yana dizen antropolog, oyunun nasıl oynanacağını çocuklara açıklar.

Herkes, karşıda bulunan ağaca kadar var gücüyle koşacak ve ağaca ilk önce varan çocuk birinci olacak. Birincinin ödülü ise o ağaçtaki lezzetli meyveleri yemek olacak.

Çocuklar oyuna hazırlandıktan sonra antropolog startı verir ve yarışı başlatır.

Antropolog startı verir vermez, bütün çocuklar el ele tutuşarak hedefteki ağaca doğru hep birlikte koşmaya başlarlar. Böylelikle ağacın altına hep beraber varan çocuklar, yarışmanın ödülü olan meyveleri hep birlikte yerler.

Bu durum karşısında oldukça şaşıran antropolog, birincilik için neden hep beraber koştuklarını sorar.

Çocukların, antropoloğa verdikleri yanıt ise oldukça düşündürücüdür;

Çocuklar, ‘UBUNTU' yaptıklarını ve yarışsalardı aralarından sadece bir kişinin yarışı kazanacağını ve birinci olarak meyveleri tek başına yiyeceğini söylerler ve antropoloğa şu manidar soruyu sorarlar;

Nasıl olur da diğerleri yarışı kaybettiği için çok mutsuz olduğu halde yarışı kazanan çocuk meyveleri yiyebilir?

Biz, ‘UBUNTU' yaparak yarışı hep beraber kazandık ve meyveleri hep beraber yiyerek hepimiz mutlu olduk.

Peki, ‘UBUNTU' ne demek?

‘BEN, ANCAK BİZ OLABİLDİĞİMİZ SÜRECE KENDİMİM.’

İşte o toz konduramadığımız teknoloji ‘BİZ' bilincini bizden alarak hepimizi ‘BEN' bilincinin kölesi yaptı.

‘BEN' bilincinin kölesi olan kendi nefsinin kölesi değil midir?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şener Koştu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Canlı Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Canlı Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Canlı Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Canlı Haber değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kanal İstanbul anket Yapılmalı Mı ? Yapılmamalı mı ?
Tüm anketler