Başlamalı Yeniden

Filmde genç kız bir yerde şu cümleyi kurdu ; 

Keşke bu günler hızlıca geçse!...

Ruhunun hasarını kurgulayıp günümüz cümleleriyle indirgemekte bana düştü. Biraz ben kattım. Bir kalp düşüğünden arta kalanlar...

Kalbimle sevdam arasında sanki zaman hükümsüz. Kaç kez uyudum, uyandım, film izledim, kitap okudum, saçlarımı taradım, düşündüm, ağladım, boşverledim... Yetmedi. Terk etmedi sevdan beni. Biliyorum mantık bir gün kalple olan savaşını bu yüzyılda kazanacak. Belki bir yol hikayesi, belki daha baskın soğuk ince bir sızı solan yapraklarımı ya hızlı bir tokat darbesiyle, ya da meltem rüzgarının bir parça saçını alıp yanağında kaydıran ipeksi dokusuyla arındırıp götürecek. Özlemden başka hiçbirşey hissetmiyor gibiyim. Sanki soğukta sabahlamış dilenci elleri ayazı parmaklarım. Ömür sendin. ömür dört ses, iki hece. Bazen düşer bir ses içinden bir hece üç ses kalır geriye. Ama içinde neler vardır neler... bir içindekiler bilir her kahkahanın her göz yaşının, her hayalin, her fikrin kaç ömür olduğunu. Ömrüm ömrün olsun dedik... gerisi üç ses bir nokta: aşk...Zaman aşktan münezzeh. Kaç yaşına da gelsen ilkler unutulmuyor. En çok ta ne yoruyor insanı? galiba bizatihi kişi yada varlık değil. Batıni bir duygu. Farz edin ki şeker ya da biber, tatlı ve acı iki tezat somut ve hissedilen soyut. Gözle görülen maddenin kilo cinsinden ağırlığı değil yoran. Birebir kalp kefesinin acıya olan ağırlığı yoruyor.

Hele kalabalıklar içerisinde sanki otobüste kucağındaki çocuğu başka birinin dizlerine oturtması için verirsin de bir süreliğine almak üzere. İşte kalbinde ve ruhunda taşıdığın o korkunç yükü de sırf belki açılırım konuşarak başkalarıyla deyipte sıkan boğan duyguları da verip kaçmak istiyorsun. Hem de sonsuza dek. O bunalımlı ortamdan kaçarcasına hemen, derhal yine olmadı sinyalleriyle tüm beynini kalbini istila eden çıkmazlar zincirini kıracağını umuyorsun. Hani derler ya oyalan , başka şeyler doyursun açlığını. Ekmek bulamıyorsan pasta ye. Maalesef olmuyor. Hiçbir şey, kaybolan, yok olan şeyin yerine konamıyor. Bu dünya hassas ve nazik kalpler için bir kristal kadar ince. Gülten Akın hani diyordu ya; ''Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya''...incelikler hem keskin hem kırılgandır. Cam parçalarına dokundukça, kanar, birileri gelir ve bu saçmalıkları(!) anlamaz. o ise anlatmaya çalışır ama başaramaz. Sonra insan ya küser diğerlerine ya da incelikleri satır aralarında yaşlanmaya mahkum eder. "seviyeli" ilişkiler yaşar, kum sessizliğine gömülmüş çığlıklar atar. Her bir hayat artık bu yüzyılda okunmadan, fırlatılıp atılmış bir mektuba dönüşür. Magazin basınından birilerinin yaşadığı yalnızlıklar okunur mutlu olunur. porselen demlikte içilen çayın yerini artık poşet çaylarla karışık dedikodulu saatler alır. Herkes kendinden konuşmamak için onlarca şey anlatır, kendinden saklanır. Bazı kalpler iz sürse de sen var gücünle ip ucu kelimeleri gizlemeye çalışırsın. Acından beslenenleri gözeterek.

Aslında soğuk yüzlü katil kim? Bilir misiniz? VEFA...Öyle semte ya da bir insana verilen isme benzemez bu. Hani tüm duygular içinde vefa gurbettedir. Vefa, içten ,sağlam ve sarsılmaz bir bağdır ya O bağ vefa katilleri tarafından koparılır.Vefa kalmadı insanlarda. Bu yüzdendir ki vedalar tercih edildi... Vicdan terazisi çalışmayanlarla, merhamet edemeyenlerle ve vefa duygusu olmayanlarla yollarımı ayırmak, hayatta kendime karşı yaptığım en doğru şeydi.Biz sevgiyi; bağlılık, sadakat, vefa üçgeninde oluşturmuşken bu gece de yalnız olsak kaç yazar söyle ey sevgili?

Aslında öyle basit, öyle saf, öyle ilkel seviyorum ki!
Sebebi olmadan seviyorum ve öyle de sevilmek istiyorum...
Bana kötü davrandığı zamanlarda bile sevdiğinden şüphe duymamak,ona kızdığım zamanlarda bile sarılmak istiyorum...
Göğsümde koca bir pamuk tarlası var ve ben o pamuklardan bir yastık yapmak istiyorum...

Birinin başının altına koymak için...

Çok sevmek değil, sürekli sevmek istiyorum...

Ama görev duygusuyla değil, sebepsiz, alnıma dudak, gözüme ışık, bedenime ruh olsun diye.!!!

Yine de yitirmedim ben umudumu...
Bir sokağın duvarında bağıran bir yazı gibi, geceleyin özgürleşen göz yaşı gibi, "yitirmeli ne varsa başlamalı yeniden...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hülya Kazak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Canlı Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Canlı Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Canlı Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Canlı Haber değil haberi geçen ajanstır.



İstanbul Markaları

Canlı Haber, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (212) 288 77 85
Reklam bilgi

Anket Kanal İstanbul Yapılmalı Mı ?