Çocuklarımızın Güvenini Kaybettik

Büyükler olarak çocukların güvenini kaybettik. Çünkü onlara çok kötülük ettik. Anne ve babalarından ilgi ve sevgi istediler, anne ve babaları ellerine ya bir tablet ya da bir cep telefonu tutuşturarak bunla oyalan beni meşgul etme dedi. Anne ve babalar, elbette çocuklarını canlarını verecek kadar çok seviyorlardı ama onlara sevgilerini hissettiremediler.

Çocuklarımıza insanlara güvenmemeyi öğrettik. Öyle ki onlara, birisi kendilerine dokunduğu zaman hiç düşünmeden çığlık atmalarını tembih ettik. Medyadan o kadar fazla çocuk sapıklığı haberine tanıklık ettik ki yetişkinler olarak hepimizin psikolojisi bozuldu. ‘Bizimde çocuğumuzun başına bir şey gelir mi?’ sorusu zihnimizi devamlı kurcalarken, çocuklarımıza mensubu oldukları topluma güvenmemeleri gerektiği mesajını verdik. Bu mesaj çocuklarımızda psikolojisini bozdu. Çocuklarımız, her an birileri kendilerine bir şey yapacakmış korkusuyla toplum içerisinde yaşıyorlar ve bu korkuyla büyüyorlar. Yani yaşadıkları topluma düşman gözüyle bakıyor ve güvenmiyorlar.

Çocuklarının güvenini kaybeden anne ve babalar, çocukların güvenini kaybeden bir toplum, bugün çocukları ve gençleri hiç acımadan eleştiriyor. ‘Şu çocukların ve gençlerin haline bak. ‘Nerde bizim çocukluğumuz, nerde bunlar!’ diyorlar.

Ben de diyorum ki o çocukları kim yetiştirdi?

Hayat, siyah ve beyaz üzerine kurgulanmıştır. Biz, çocuklarımıza hayatın hep siyah tarafını gösterirken, beyaz tarafını başlarına bir şey gelir korkusuyla onlardan sakladık. Yaşamlarını saygı ve sevgi üzerine değil, korku üzerine kurmalarını sağladık. Duygusuzca yetiştirdiğimiz, kimseye güvenmemesi gerektiğini öğrettiğimiz çocuklarımızdan empati, sevgi ve merhamet bekledik. Aradığımızı bulamayınca da Z kuşağı adını verdiğimiz neslin beyinlerinin boş olduğu eleştirisini yaptık. Çocukların ve gençlerin durumunun çok vahim olduğunu iddia ederken, bir yandan da kendi nefsani duygularımızı tatmin etmek adına çocukluğumuzu 90’lı yıllarda yaşadığımız için kendimizi çok şanslı gördük.

Çocukluklarını 90’lı yıllarda yaşayanlar elbette çok şanslıydı. Herkes, herkese güveniyor, arkadaşlarının evlerine rahatça girip çıkabilen, o evlerde rahatça yiyip içebilen çocuklar, sevgiyi, saygıyı, merhameti öğreniyorlardı. Anne ve babaları üzerlerine titriyor ve onları, başlarından savmıyorlardı. Onlarda şimdi o zamanlardan gördüklerini ve kendilerine öğretileni yaşıyorlar. Elbette şanslılar.

Unutmayın ki bir insan, ömrü boyunca çocukken kendisine ne öğretilmişse onu yaşar. Anne ve babalar olarak bugün çocuklarımıza sevgimizi hissettiremezsek çocuklarımız ömrü boyunca kimseyi sevemeyecek ve yalnız kalacaklar. Onlara topluma güvenmemeyi öğretirsek ömrü boyunca yaşadıkları toplumla sağlıklı iletişim kuramayacak ve kendilerini ifade edemeyecekler. Yani yalnız ve silik bir kişilikle yaşar ve bir gün bu dünyadan göçer giderler.

Çocuklarımızı silik bir kişiliğe ve yalnızlığa mahkum etmeyelim. Onlara, sadece siyahı değil, beyazı da gösterelim.  

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şener Koştu - Mesaj Gönder

# Dedi, ifade

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Canlı Haber Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Canlı Haber hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Canlı Haber editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Canlı Haber değil haberi geçen ajanstır.



Anket Kanal İstanbul Yapılmalı Mı ?