• BIST109.330
  • Altın156,024
  • Dolar3,8638
  • Euro4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara -2 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »

    Nasıl Değiştik?

    Bilal OKUDAN

    Aynen şöyle;

    Aslında biz değişmedik, ortaya çıkardık. Yani inandığımız gibi yaşamadığımızı ispat ettik. Necip Fazılın Büyük Doğusundan, Erbakan Hocamızın Yeni bir Dünyasından, Özal’ın Turancılığından, Türkeş’in Ülkücülüğünden de sanırım bu yüzden uzaklaştık.

    Mücahitliğimiz, Turancılığımız, Ülkücülüğümüz hep makamlardan ve ihale dağıtan kurumlardan çarpıp geri döndü. Sloganlarımızı, Hz Ömer’in itirafı gibi ‘acıktığımda helvadan yaptığım putlarımı yiyordum’ sözleri gibi yedik. 

    Aslında biz hala eleştirirken de samimi değiliz. Eleştirimizi Hakkın ve Doğrunun tesisi için değil, rakibimizin yıpranması için yapıyoruz.

    Yani Allah rızası sadece Allah yolunda kazanılır prensibini geçici olarak rafa kaldırdık. Allah rızasını geciktirmeye aldık. Önce doyacak, sonra biriktirecek, ardından da güçlü Müslüman olacağız! Olacağız ki tüm düşmanlar bizden korksun!

    Bizi Turancılık ve İslam Birliğinden uzak tuttukları için eleştirdiğimiz siyasiler  ve  onların bürokratları gibi oturmaya, kalkmaya, giyinmeye ve en kötüsü düşünmeye başladık.

    Şimdi;

    Türkiye halkların, aynı yerde saymasından, bağımlılıktan, fakirlikten ve geri kalmışlıktan kurtulmalarını istiyor muyuz?

    Yeniden ve emin adımlarla hak ve adalet yolunda, kendi kaderlerinin sahibi olmalarını istiyor muyuz? Ahlaklılığın, dâhiliğin ve cesaretin kaynaklarının bütün   gücüyle yeniden fışkırmasını istiyor muyuz?

    Tarih apaçık bir tespiti göstermektedir: Türkiye halkların hülyasını heyecanlandıracak ve onlar arasında gerekli olan disiplin, ilham ve enerjiyi  gerçekleştirecek tek düşünce Millilik ve Yerliliktir. 

     

    Bizim en büyük felaketimiz batıcılarımızın kullandıkları yabancı reçeteleri kullanmalarında değil, bu reçeteleri nasıl kullanacaklarını bilmediklerinde daha doğrusu bu esnada iyiye yönelik yeterince güçlü duygu geliştiremediklerinde yatmaktadır. Onlar faydalı mamul yerine, aksine medeni sürecin zararlı ve boğucu yarı mamullerini aldılar.

    Bizim batıcıların evlerine getirdikleri değer bakımından şüpheli aksesuarlar arasında, genelde çeşitli "revulusyonel" (devrim gibi) fikirler, programlar, reformlar ve ''bütün sorunları çözen" benzer "kurtarıcı doktrinler" bulunur. Bu "reformlar" arasında inanılmaz ufuksuzluk ve uydurma örnekler vardır.

    Yakın tarihimizde Japonya ve Türkiye örnekleri bu hususta klasik durum arz ederler.

    XIX. asrın sonu ve XX. asrın başında bu iki ülke benzer ve kıyaslanabilir durum arz ediyorlardı. İkisi de eski İmparatorluk kendine ait yapıları ve tarih içinde kendi yerleri belli olan ülkelerdi. İkisi de gelişmişlik bakımından birbirine yakın ve hem imtiyaz hem de yük olabilecek muhteşem tarihe sahip idiler. Tek kelimeyle bu ikili gelecek için hemen hemen aynı fırsatlara sahipti.

    Ondan sonra iki ülkede de bilinen reformlar gerçekleşti. Başkasının değil, kendi hayatını yaşamak için Japonya ilerlemeyi ve geleneği birleştirmeye çalıştı. Türkiye ile alakalı olarak, onun modernistleri tam tersi bir yol seçmişlerdi. Bugün Türkiye üçüncü sınıf bir ülke, Japonya ise dünya Milletlerin zirvesine çıkmıştır.

     

     Bu ülkeler hakiki değil, sahte bağımsızlık elde ettiler çünkü gerçek bağımsızlık her şeyden evvel manevi bağımsızlıktır. İlk evvela manevi bağımsızlığı için mücadele edip kazanmayan halkın bağımsızlığı kısa bir süre sonra sadece milli marş ve bayrağa indirgenir ki  bu iki şey  hakiki  bağımsızlık için çok  yetersizdir.

    Müslüman halkların gerçek bağımsızlığı için mücadele, her yerde ve yeniden başlamalıdır.

    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları