• BIST104.123
  • Altın145,971
  • Dolar3,4910
  • Euro4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 20 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »
    • CANLI PAYLAŞIM
    • Yazarlarımız
    Tüm Yazarlarımız »

    Nefis Davası ve Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri

    Mahmut Hüdayi BİLGİN

    Kulluk için gönderildiğimiz dünyada Rabbe kulluk yerine bilakis nefse kulluk için gönderilmişiz gibi şuursuzca yaşamamızı ve sonumuzun iflah olmaz bir helake sürüklendiğini yani kendi kuyumuzu kendimizin kazdığını görmekteyim. Eşi benzeri olmayan, doğrulmayan, doğurmayan, acizlikten, muhtaç olmaktan soyulmuş, her şeye güç yetiren, mutlak güç sahibi, bizleri yoktan var eden, vardan yok eden, O'nu övmeye biz insanların güç yetiremeyip nakıs kaldığı ancak isimleriyle övülen, benim, senin, bizim İlahımız Allahu Azimüşşan'a ortak koşan insanların varlığına tarih her dönemde şahitlik etmiştir. 

    Belki bizler cahiliye dönemindeki gibi putlara tapmıyoruz ve ismimizde putperest değil ancak o denli nefsimizin sözüne itaatkarız ki adeta nefsimize tapıyor gibiyiz.

    Evet, aksini iddia edip "nefsime tapmıyorum" diyoruz. 

    Peki niçin nefsin yap dediğini yapıp yapma dediğini yapmıyoruz. Bu durum nefsimizi ilah edindiğimizden değil mi ? 

    Nefsimizi ilah edindiğimizden değil mi nefsimizi herkesten üstün görmemiz ? 

    Madem nefis bu kadar tehlikeli bizlere düşen ödün vermeyip nefsimizi yok etmektir.

    Rahmetli Üstad Necip Fazıl nefse binaen diyor ki:

    "Bıçaklarım su oldu, boynuna bilenmekten; Bitti benlik madenim her an törpülenmekten."

    Evet, benlik madenini törpüleyenlerin en güzel örneklerinden biri sultanlara sultanlık yapan veli Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleridir.

    Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri Bursa kadısıydı yani mevki, makam, riyaset sahibi idi. Heybetli, vakarlı ve mağrurdu. Taki Üftade Hazretleri ile karşılaşıncaya dek..

    Birgün heybetli Bursa Kadısı Mahmud Hüdayi Efendinin yanına boşanmak isteyen bir kadın geldi. Kadı Efendi neden boşanmak istediğini sordu.

    Kadın başladı anlatmaya:

    " Kadı Efendi! Kocam her sene hacca gitmeye niyet eder, fakat bir türlü fakirlikten dolayı gidemez. Bu sene de hacca gideceğim diye tutturdu. Hattâ: "-Eğer bu sene hacca gidemezsem seni boşayacağım!" dedi. Daha sonra kurban bayramına yakın ortalıktan kayboluverdi. Beş altı gün sonra da ortaya çıkıp hacca gidip geldiğini söyledi. Hiç böyle bir şey olur mu? Kadı Efendi! Artık bu yalancı adamdan boşanmak istiyorum!"

    Kadı Efendi, yapılan şikâyetin tahkîki için kadının kocasını çağırttı ve ona hanımının söylediklerinin doğru olup olmadığını sordu. Adam cevaben:
    "-Kadı Efendi! Hanımımın söyledikleri de doğrudur, benim söylediklerim de. Bilesiniz ki ben gerçekten hacca gidip gelmiş bulunmaktayım. Hattâ o mübârek beldelerde bazı Bursalı hacılarla da görüştüm ve kendilerine getirmeleri için birtakım hediyeler emânet ettim.." dedi.

    Kadı Mahmud Hüdayi Efendi, şaşırdı:

    "-Bu nasıl olur efendi?" diye sordu.

    Adamcağız da anlatmaya başladı:

    "-Efendim, her sene olduğu gibi bu sene de hacca gidemeyince, büyük bir üzüntüyle Eskici Mehmed Dede'ye gittim. O da, benim elimi tutarak gözümü yummamı istedi. Gözümü açtığımda ise Kâbe'deydim, kulaklarım lebbeyk Allahümme lebbeyk sedaları ile çınladı!" dedi. Böyle bir mânevî hâdiseye ilk defa şâhid olan Kadı Efendi, kulaklarına inanamadı ve hadisenin nasıl gerçekleştiğini dinlemek için Eskici Mehmed Dedeyi çağırttı ve sordu:

    "Bu adamın anlattıkları doğru mudur?"  

    Eskici Mehmed Dede ise:

    "Evet efendim en ince noktasına kadar doğrudur" deyince Kadı Mahmud Efendi: "aklım almıyor, nasıl olur söyle nasıl olur?" dedi.

    Eskici Mehmed Dede ise:

    "Bakın Kadı Efendi! Allâh Teâlâ'nın düşmanı olan şeytan nasıl bir anda bütün dünyâyı dolaşıyor da, Allâh dostu olan has bir kul niçin bir anda Kâbe'ye gidemesin?" deyince Kadı Mahmud Efendi kalbinden vurulmuşa döndü ve kararı Bursalı hacıların dönüşüne erteledi. Bursalı hacılar döndüğünde de yaptığı tahkîkat neticesinde meseleyi olduğu gibi öğrendi ve büyük bir hayret içerisinde dâvâyı iptal etmek zorunda kaldı. Kadı Mahmud Efendi günlerce, haftalarca bu hadiseyi düşündü ve sonunda kerametin menbağı olan Muhammed Üftade Hazretlerinin yanına gitmeye karar verdi.

    Üftade Hazretleri ile görüşmek için yola çıkan Kadı Mahmut Hüdayi Efendi, atının ayakları bir süre sonra  toprağa saplanınca atından indi ve yürüyerek tüm olumsuzluklara rağmen kuvvetli bir iradeyle murad ettiği yere Üftade Hazretlerinin yanına vardı. Efendim ben size talebe olmaya geldim dedi. Üftade Hazretleri, şaşaalı kaftanlar içindeki Kadı Mahmud Efendinin niyet ve samîmiyet derecesini iyice ölçmek istercesine talebeliğe hemen kabul etmedi ve "Gidin Kadı Efendi! Sizin şöhrete boğulmuş, mal ve makâm debdebesi içinde şaşaalı bir hayâtınız var. Bu kapı ise, yokluk kapısıdır. Zaten atınız bile buraya gelmek istemediğinden kayalara saplanmadı mı?" diye ihtarda bulundu.

    Bu ihtar üzerine Kadı Mahmud Hüdayi Efendi nefsini terbiye edbilmek için makamını, mevkisini bırakmakla kalmayıp cübbesi ile ciğer satıp bir zamanlar kadısı olduğu Bursa'yı "ciğerci, ciğerci" nidalarıyla inletti. Kendisine deli kadı deyip kovalayanlar, itibarsız deyip alçaltanlarda olmuştu ama o hiç birine kulak asmayıp enaniyet, benlik, nefis davasından vazgeçip nefsini törpüleye törpüleye körelten Bursa eski kadısı Mahmud Efendi, artık Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri olmuştu..

    Yazıma İmam-ı Rabbani Hazretlerinin kudsiyesi ile son verirken daha sonraki yazılarımda Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerinin mübarek hayatını incelemeye devam edeceğimi belirtmek isterim. 

    "Bu nefsin hilesi hem kadri çoktur

    Mehlik yerleriyle sekri çoktur

    Söndürmeye senin aşkın mekri çoktur

    Hatalardan geçip Hakka gidelim

    Cemali ba kemali seyredelim."

    • Yorumlar 3
    • Facebook Yorumları 0
      Yazarın Diğer Yazıları