• BIST102.270
  • Altın149,533
  • Dolar3,5485
  • Euro4,2033
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 13 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »
    • CANLI PAYLAŞIM
    • Yazarlarımız
    Tüm Yazarlarımız »

    O'nun İçin AŞK

    Mahmut Hüdayi BİLGİN

    Aşktır insanı şeytandan ayıran özellik, yani şeytanı şeytan yapan aşksızlıktır. Peki aşk nedir?

    Aşk “hub” sıfatının tecellisidir. Zira on sekiz bin alemde ilk yaratılan şey Yüce Mevlâ'mızın “hub” sıfatıdır. Hub sıfatının tecellisi olan aşk, Resul-ü Zişan Efendimizde (s.a.v) tezahür bulmuştur, "Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım" sözüne mazhar olmuştur.

    Aşk, Allah (c.c.)'nün Habibine duyduğu sevgidir.

    Aşk, sırrın sırrını hissetmektir.

    Aşk, yanmaktır buğday gibi için için.  

    Aşk, maşukta yok olmaktır, varken yok, yokken var olmaktır. 

    Hiç kimse aşkı anlatmaya güç yetiremez, anlatmaya kalksa da kelimeler kifayet etmez. Bu yüzden aşkın ilmi yoktur, varlığını bilirsin, yaşadığında ise hakikatine varıp anlarsın.

    Aşk, güzellikle beraber "kusuru" kabullenmektir. Eski zamanlarda bir âşık, maşukunu görebilmek için iki yakayı ayıran Fırat Nehrini yüzerek geçer maşukunu görüp hasbihal ile muhabbetlerine muhabbet ekleyip tekrar geldiği gibi geri dönerdi. Bir gün maşukunun özlemi galebe çalınca yanına varmak için yola koyuldu. Fırat’ı yüzerek geçip yanına vardığında, varlığını o güne dek fark etmediği bir şey fark etti ve kendini o soruyu sormaktan alamadı. Sen kör müsün? Kız mahcup bir şekilde evet dedi. Genç delikanlı geri dönmek isteyince kız, aşkın sırrını bildiği için gence yolunu değiştirmesini, yüzerek geri dönmemesini söyledi ancak ne yaptıysa sözünü dinletemedi. Dönüş yolunda genç, nehirde boğularak can verdi. Esasında yüzme bilmeyen bu genç, yüzmesine sebep olan cezbe’nin, kusuru gördüğünde kendisinden çıkmasıyla aşkını kaybetmiş, sırrı hissedememiş,  yüzememiş ve can vermişti.

    En güzel aşk: "Maddede olan aşkın manaya ulaşması ve Halkta olan sevginin Hakta son bulmasıdır." 

    Aynen;
    Züleyha validemizin Hz. Yusuf'a duyduğu aşk gibi. 

    Aynen;
    Mecnun'un Leyla'ya olan aşkı gibi.

    Aynen;
    Yunus Emre'nin Elif’te bulduğu aşk gibi. 

    Ve tabiki aşk, çok büyük fedakarlıklar ister. Üstadımız Necip Fazıl KISAKÜREK ne de güzel ifade etmiş aşkın hiçte kolay olmadığını: 

    " Öyle ucuz değil gül koklamak,

      Gül tutan ele diken batmalı,

      Bir aşka gönül veren,

      O aşkın kapısında yatmalı."

    Kırk günde Mevlana’yı Mevlana yapan Şems-i Tebrizi can vermekle, Mevlana ise can dostu, yoldaşı, sevgilisi, biricik mürşidi Şems-i kaybetmekle bedel ödedi. 

    Hallac-ı Mansur, Allah aşkından Mevla ile hemhal olduğu için  “Allah'ta eriyip yok olmak” anlamında söylemiş olduğu انا الحقّ‎‎, En el Hakk” (Ben Hakk’ım) cümlesine can vererek bedel ödedi. 

    Peki ya biz aşk iddiasında bulunan acizler, bedel olarak ne ödüyoruz? Değerli okurlarım, bugün bu soruyu vicdanımıza soralım!  

    Sırların sırrına eren Hz.Mevlana'nın kalbe işleyen şiiriyle bitirmek istiyorum:

    Heyhat!
    Mum gibi erimiyorsa insan, “yanıyorum!” dememeli.
    Yanmıyorsa kişi "Aşk Kapısından" girmemeli. 
    Ya kor gibi yanmalı insan, ya da kor barındıracak kadar “YÜREKLİ”.

    Dilerim Mevla’mızdan, aşkın aynel yakin, ilmel yakin, hakkal yakin mertebelerine ulaşıp sırların sırrına ermeyi cümlemize nasip eylesin. 

    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları