• BIST109.330
  • Altın156,024
  • Dolar3,8638
  • Euro4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara -2 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »

    Oruç Ramazandan Sonra Başlar

    Hüseyin ŞANLI

    Oruç, imsak vaktinden iftar vaktine kadar yemek, içmek ve cinsî münasebetten uzak durmak demektir. İmsak vakti, başka bir deyişle oruç yasaklarının başlama vakti, fecr-i sâdık, yani tan yerinin ağarmasıdır.

    Bununla yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmis olur. Bu vakit aynı zamanda sahurun sona erip, orucun basladığı vakittir. İftar vakti ise, oruç yasaklarının sona erdiği, güneşin batma vaktidir. Bu vakitle birlikte akşam namazının vakti girmiş olur. 

    Akıllı, buluğ çağına erişmiş Müslüman'ın Ramazan orucunu tutması farzdır. Ancak oruç tutamayacak kadar hasta olanlar ile yolculukta bulunanlar oruç tutmayabilirler. Hastalar iyilestiklerinden, yolcular da memleketlerine döndükten sonra tutmadıkları oruçları kaza ederler.

    Hasta olan kisinin iyileşme ihtimali yoksa, tutmadığı her gün için bir fidye verir; yani bir fakiri bir gün doyurur. Hayız ve nifas halindeki kadınlar, bu günlerinde oruç tutmayıp daha sonra gününe gün kaza ederler.

    Orucun ilmihallerde bulabileceğiniz klasik, standart bir tanımıdır bu. Oruç; aç kalmak, susuz kalmak. Rabb'inin rızasına susamak... Peki ben şimdi çıkıp: “Oruç imsakta  (sahurda) değil iftarda başlar.” ve hatta daha da ileri gidip oruç ramazandan sonra başlar desem, “Namaz da camiden çıktığımızda başlar, namaz hiç bitmez desem...

    “Ne saçmalıyor bu adam ya hu?” mu derdiniz?  “Gene bir Ramazan şarlatanı çıkmış dikkat çekmeye çalışıyor ya da patlamış kanalizasyon borularından çok daha fazla evimizi pisleten televizyonlardaki Ramazanlık din tüccarı kanallar ya o kanallardaki dalkavuklardan biri.” mi derdiniz?

    En’am 162. ayette Allah Azze ve Celle şöyle buyurur: "Benim namazım, tüm ibadetlerim, hayatımın her bir anı ve ölümüm de dahil hepsi alemlerin Rabbi olan Allah içindir.”

    Allah Azze ve Teala kendine adanmış hayatlar istiyor. Bir köşede inzivaya çekilmiş ruhbanlar değil, yanlış anlaşılmasın bu dediğim. Giyim-kuşam, yeme-içme, düğün-dernek yani hayatın her bir anına Allah’ın karışabileceğini bilen ve hayatını bu şekilde tanzim etmiş bir kul istiyor.

    Eğer reankarnasyona inanmıyorsanız -ki inanıyorsanız İslam dairesinin dışındasınız demektir, zaten benim bu söylediklerimin muhattabı siz değilsiniz yazıyı okumaya burada son verebilirsiniz- kıyamet günü alemlerin Rabbinin önünde durduğunuzu hayal edelim şu an. Herkes hayatının “pause” tuşuna bassın.

    Sadece birkaç saniye o anı düşünün. Allah Subhanehu ve Teala size şöyle diyor.

    "Hayatın en ince ayrıntısına benim rızama uygun olmalı değil miydi, bana adanmış olmalı değil miydi hayatın? “Ben kullarımdan nasıl bir hayat istediğimi Kitabımda belirtmiştim.  Ünlü yazarların son kitaplarını okurdun ama benim son kitabımı bir kere olsun okuma zahmetine bile girmedin. Kendini kariyerine adadın, çocuklarına adadın, diplomana adadın, mesleğine adadın… Şimdi git hayatını neye adamışsan ödülünü ondan bekle. “ dese, artık kim kurtarır seni sonsuzluğun avucunda tarifsiz acılar çekmekten. Allah’ım Sen’den yine Sana sığınırız, amin.

    İyi de hocam hiç ölmeyecek gibi dünya için yaşamayacak mıydık?  Bu söz senin çok işine geldi hemen onu sahiplendin. Şeker hastası bir komşum vardı. Doktoru ona orucu yasakladı, oda hemen o an orucu bıraktı. Ona sordum: Aynı doktor sana yıllardır: “Sigarayı da bırak.” diyor ama bırakmıyorsun!

    Palavracının biri başına topladığı üç beş cahile karşı övünüp duruyormuş :

    - İşte ben güçlü ve maharetli bir adamım. Evet ben Halep'te bulunduğum sıralarda altmış arşın uzağa atlamış bir kimseyim!.. Nasreddin Hoca da bu sırada oradan geçiyormuş. Palavracının yanına yaklaşıp;

    - Yaa demiş demek sen altmış arşın atlarsın. Haydi atla da görelim. Adam hık mık etmiş.
    - Ama demiş ben Halep'te atladım. Hoca kızmış :
    - Canım demiş, Halep oradaysa arşın burada.

    Söylediklerim senin bildiğin şeylere ters düşmüş olabilir. Halep ordaysa arşın burada. Kuran’ın kapısı herkese açıktır, okuyup sağlamasını yaparsın. “Hiç ölmeyecek gibi dünya için yaşamak..” batıl bir sözdür ve gerçekle uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.

    Kasas Suresi 77 ayette Allah Tebareke ve Teala şöyle buyurur:

    “Allah’ın sana bahşettiği bu servet ve zenginlik ile âhiret yurdunu kazanmaya çalış, fakat dünyadan da payına düşeni Allah’ın senden istediği gibi bir hayatı bu dünyada yaşayacağını; bunun için, Allah’ın sana verdiği tüm imkan ve fırsatları, O’na ibadet ve itaat ederek, O’na kul köle olarak sadece O’nun yolunda kullanman gerektiğini; kısaca bu dünyada yaptığın, yapacağın kulluk ile, ahireti, ancak bu dünyada kazanacağını unutma.

    Bizim öncelikli hedefimiz cenneti kazanmak olmalıdır.

    "Yeryüzünde yaşayan hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın." Hud 6

    Yani sizler rızkınızı dert etmeyin, bana nasıl kulluk yapacağınızı düşünün diyor Allah Azze ve Celle. Bana şirin görünmek için çabalayın, rızamı elde etmeye çalışın diyor.

    Bu yüzden iftar vakti oruçlarımızı bir paçavra gibi buruşturup onlardan kurtulamazsınız. İftardan sonra da orucun güzellikleri sizin üzerinizde görülmeli.

    Karnınızın tok olması Allah’a kul olmaya mani değildir. Akşama kadar kim sizin Rabb'inizse akşamdan sonra da O Rabb'inizdir. Sizi izlemeye devam etmektedir. Akşamdan sonra da razı edilmelidir. Namaz da camiden sonra başlar. Namaz kılarken kimin için secde etmişseniz namazın dışında da saygı gösterilmesi gereken O’dur. “Namaz bizi kötülüklerden alıkoymalıdır. Eğer namaz bizi münker işlerden alıkoymuyorsa sebep bizde gizlidir, namazda değil. Zira kömürün siyah olması su ve sabunun suçu değildir.”

    • Yorumlar 3
    • Facebook Yorumları 0
      Yazarın Diğer Yazıları