• BIST109.156
  • Altın153,298
  • Dolar3,8173
  • Euro4,5053
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 1 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »

    Oyun mu?

    Bahadır YENİŞEHİRLİOĞLU

    Oyun mu?

    Boşuna mı?

    Ne acı,ne beyhude bir çırpınış,ne büyük körlük.

     

     “Her canlı ölümü tadacaktır. Hazreti Peygamber(sav) tevhid

    ve marifetullah neşesi içinde nefsini yok ederek böyle ölebilenleri

    müjdeler ve taltif eder.

    Bunun içindir ki Hazreti Mevlana, fani âlemden kurtulup

    da baki hayata doğuşa düğün gecesi der. Beyitlerinde şöyle

    buyurur:

     

    Öldüğüm gün, tabutumu götürürlerken bende bu dünya derdi

    var sanma!

    Benim için ağlama, yazık, vah vah, deme! Beni toprağa verdiklerinde

    de ‘veda’ , ‘ayrılık’ deme!”

    Mezar bir perdedir ki, onun ardında cennetin huzuru vardır!

     (Bilin ki ben), ölü idim; dirildim… Gözyaşı idim; tebessüm

    oldum… Aşk deryasına daldım; nihayet baki olan devlete eriştim…

    Şüphesiz ki, istisnasız her hayat seyyahının başına gelecek

    olan ölüm, idrak sahibi olan bütün varlıkların çözmeye mecbur

    bulunduğu bir muammadır. Kim cehennemden uzaklaştırılıp

    cennete konulursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Ölüm karşısında

    bütün iktidarlar sona erer ve erir.

     

    ‘Her canlı ölümü tadar. Bir imtihan olarak sizi hayırla da şerle

    de deniyoruz. Ve siz ancak bize döndürüleceksiniz,’ buyrulur

    Enbiya suresinde.

     

    ‘O ki, hanginizin daha güzel davranacağını denemek için ölümü

    ve hayatı yaratmıştı,’ buyrulur Mülk suresinde.

     

    Ölümün bilinen bir dili yoktur. Lakin o, derin bir sükûta

    ne korkunç manalar gömmüştür. Nitekim Hazreti

    Peygamber(sav) buyurur:

     

    ‘Size iki nasihatçi bıraktım. Biri susar, diğeri konuşur. Susan

    nasihatçi ölüm, konuşan ise Kur’an-ı Kerim’dir.

     

    Ölümler, sessiz ve kelimesiz derslerdir ki, alıcı, hassas insanlara

    en salahiyetli ağızlardan daha mükemmel ibret, akıbet

    ve hakikat beyan eder.

    Ölümün ürkütücü ağırlığını, kelimelerin zayıf omuzları taşıyamaz!

    Kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam

    verilecektir.

    Bu dünya hayatı ise aldatma metaından başka

    bir şey değildir.

    Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır;

    burçlarda, sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile!

    Mutlaka öleceksiniz, tüm sevdikleriniz de ölecek, sizden önce ya da

    sonra mutlaka ölecekler. Bundan kaçamayacaksınız, sona

    kalan olsanız da bilin ki tanıdığınız herkes ölecek ve siz de

    ölmek isteyeceksiniz.

    Ölüm size doğum kadar tatlı gelecek.

    Berzah: Kıyamet gününe kadar, engel dönüşe. Berzah: Ahiret

    hayatına kapı. Berzah: Kabir âlemi. Azap ya da neşe bulur

    toprağa giren.

    Gel geç sevdalar, çılgın arzular, geçici zevk ü sefalar ve insanları

    çıkmaz sokaklarda perişan eden sakat felsefeler, ölümün

    önünde solgun sonbahar yapraklarından daha feci bir

    sürünme edası içinde aciz kalır!”

    Ölüler sütunu şehirlerde ruhları çarmıha gerilmiş suretler, umutlarından, hayallerinden, aşklarından, nefretlerinden vazgeçmeye hazır mı?

    Zamanı geldiğinde saf vicdanlar hepimizin gözleri önüne serilecek.

    Hiç mi korkmuyor insan?

    Oyun mu?

    Boşuna mı?

    He acı,ne beyhude bir çırpınış,ne büyük körlük.

     

     “Her canlı ölümü tadacaktır. Hazreti Peygamber(sav) tevhid

    ve marifetullah neşesi içinde nefsini yok ederek böyle ölebilenleri

    müjdeler ve taltif eder.

    Bunun içindir ki Hazreti Mevlana, fani âlemden kurtulup

    da baki hayata doğuşa düğün gecesi der. Beyitlerinde şöyle

    buyurur:

     

    Öldüğüm gün, tabutumu götürürlerken bende bu dünya derdi

    var sanma!

    Benim için ağlama, yazık, vah vah, deme! Beni toprağa verdiklerinde

    de ‘veda’ , ‘ayrılık’ deme!”

    Mezar bir perdedir ki, onun ardında cennetin huzuru vardır!

     (Bilin ki ben), ölü idim; dirildim… Gözyaşı idim; tebessüm

    oldum… Aşk deryasına daldım; nihayet baki olan devlete eriştim…

    Şüphesiz ki, istisnasız her hayat seyyahının başına gelecek

    olan ölüm, idrak sahibi olan bütün varlıkların çözmeye mecbur

    bulunduğu bir muammadır. Kim cehennemden uzaklaştırılıp

    cennete konulursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Ölüm karşısında

    bütün iktidarlar sona erer ve erir.

     

    ‘Her canlı ölümü tadar. Bir imtihan olarak sizi hayırla da şerle

    de deniyoruz. Ve siz ancak bize döndürüleceksiniz,’ buyrulur

    Enbiya suresinde.

     

    ‘O ki, hanginizin daha güzel davranacağını denemek için ölümü

    ve hayatı yaratmıştı,’ buyrulur Mülk suresinde.

     

    Ölümün bilinen bir dili yoktur. Lakin o, derin bir sükûta

    ne korkunç manalar gömmüştür. Nitekim Hazreti

    Peygamber(sav) buyurur:

     

    ‘Size iki nasihatçi bıraktım. Biri susar, diğeri konuşur. Susan

    nasihatçi ölüm, konuşan ise Kur’an-ı Kerim’dir.

     

    Ölümler, sessiz ve kelimesiz derslerdir ki, alıcı, hassas insanlara

    en salahiyetli ağızlardan daha mükemmel ibret, akıbet

    ve hakikat beyan eder.

    Ölümün ürkütücü ağırlığını, kelimelerin zayıf omuzları taşıyamaz!

    Kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam

    verilecektir.

    Bu dünya hayatı ise aldatma metaından başka

    bir şey değildir.

    Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır;

    burçlarda, sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile!

    Mutlaka öleceksiniz, tüm sevdikleriniz de ölecek, sizden önce ya da

    sonra mutlaka ölecekler. Bundan kaçamayacaksınız, sona

    kalan olsanız da bilin ki tanıdığınız herkes ölecek ve siz de

    ölmek isteyeceksiniz.

    Ölüm size doğum kadar tatlı gelecek.

    Berzah: Kıyamet gününe kadar, engel dönüşe. Berzah: Ahiret

    hayatına kapı. Berzah: Kabir âlemi. Azap ya da neşe bulur

    toprağa giren.

    Gel geç sevdalar, çılgın arzular, geçici zevk ü sefalar ve insanları

    çıkmaz sokaklarda perişan eden sakat felsefeler, ölümün

    önünde solgun sonbahar yapraklarından daha feci bir

    sürünme edası içinde aciz kalır!”

    Ölüler sütunu şehirlerde ruhları çarmıha gerilmiş suretler, umutlarından, hayallerinden, aşklarından, nefretlerinden vazgeçmeye hazır mı?

    Zamanı geldiğinde saf vicdanlar hepimizin gözleri önüne serilecek.

    Hiç mi korkmuyor insan?

    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları