• BIST109.330
  • Altın156,133
  • Dolar3,8638
  • Euro4,5501
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara -2 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »

    Özgür Basın, Susturulamaz!

    Mehmet Ali TOPRAK

    Öncelikle sizlere bir özür borcum var. 17 Aralık’ta sizlerin karşısına sürpriz bir yazı ile çıkmayı düşünüyordum. Ancak vicdan muhasebesi ve birkaç arkadaşımla ettiğim istişare sonrasında bu yazının biraz daha ileride yayınlanmasını uygun gördüm. Yayınlandıktan sonra sizlerin de bana hak vereceğini düşünüyorum.

    Yoğun bir haftayı geride bıraktık yine… Yalan, iftira, vicdan sömürüsü, takiye ve nefret dili ile dolu bir hafta idi. Elbette yapılan şovlar ve demokrasi kahramanlıkları da bir kısım seyircilerin yoğun ilgisini çekerken, iç meselelerimizle fazlaca yoğrulup, kahrolan dış basında ise geniş yankı uyandırdı. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Basını özgür olmayan, hür olmayan ülkenin halkı da özgür değildir” diyerek tepki gösterdi. MHP Lideri Devlet Bahçeli biraz daha sessiz tonla aynı şeyleri söylerken, HDP olaya yine kendi cephesinden bakmayı başarabildi. İktidar kanadı ise, hepsinden ayrı konuşup, yorumladı. Sizce özgür basın gerçekten susturuluyor mu? Yoksa çoğunluğu muhalif yayın organları ve yazarlarınca uydurulan bir algı mı? 

    Oysa yakın tarihimizi biraz gözden geçirebilsek, neticeye varabilmemiz hiç te zor olmayacak. Aslında özgür basının susturulması Cumhuriyet Dönemine kadar uzanır. 4 Mart 1925 yılında yürürlüğe giren Takrir-i Sükun Kanunu döneminde, ilk iş olarak iki İstiklal Mahkemesi kurulmuş ve meclisin onayını almadan doğrudan idam kararlarının infazını gerçekleştirme yetkisi ile donatılmıştır. Bu kanuna dayanılarak Son Telgraf, İzmir’de Sada-i Hak, Trabzon’da İstikbal ve Kahkaha, İstanbul’da Press de Suar kapatılmıştır. Tanin, Tevhid-i Efkar, Sebilürreşat, Aydınlık ve Resimli Ay gibi değişik eğilimlere sahip gazete ve dergiler de kapatılır. Daha sonra Vatan ve Vakit gazeteleri de kapatılmış, gazetelerin sahip ve yazarları İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanarak tutuklanmışlardır. Bu dönemde basına yönelik bir susturma hareketi başlatılmış ve tüm muhalif basın organları ve kuruluşları yasaklanmış ve kapatılmıştır.

    Hatta o dönem Milli Mücadele’ye destek veren gazeteler dahi kapatılma ile cezalandırılmıştı. Örneğin Faik Ahmet öncülüğünde Trabzon’da çıkan İstikbal gazetesi, Trabzon’da hatta bütün Karadeniz ve Doğu Anadolu’da halkın Milli Mücadeleyi desteklemesinde önemli bir rol oynamıştır. (Kaynak: 1962 Yılı Milliyet Gazetesi). Atatürk Dönemi ile başlayan bu süreci, Milli Şef İsmet İnönü de izledi. Cumhuriyet ve demokrasi kahramanı olarak sunulan İnönü, tam 108 gazete kapattı! Yanlış duymadınız!  İnönü, “Siyasi haberlere müsaade etmem” diyerek tam 108 gazetenin kapısına kilit vurdurdu.

    O dönem Cumhuriyet Gazetesi, tek partili dönemin en etkili yayın organıydı ve gazete ister istemez milli şefin isteklerini yerine getiriyordu. Hatta dünyanın aşağılayıp, katil diye yerden yere vurduğu Hitlere bile şirin gözükmek için sipariş üzerine manşetler atmıştı. Bunun söyleyen ben değil, gazeteci yazar rahmetli Ahmet Emin Yalman idi. Kendisi, 1970 te kaleme aldığı 4 ciltlik "Yakın Tarihimizde Gördüklerim ve Geçirdiklerim" adlı eserinde, her şeyi içtenlikle anlatmıştı. Kitabında İnönü döneminde medyaya baskıyı da ele alan yazar, dönemin Cumhuriyet yazarlarından Nadir Nadi Abalıoğlu’nun 30 Temmuz 1940 günü yayımlanan yazısından sonra başına gelenleri de anlatıyordu. Yazar Nadi, Türkiye’nin savaş karşısında takınacağı tutumu anlatan yazısıyla geniş yankı uyandırmıştı. Yazının yayımlanmasından sonra Dönemin Başbakanı Refik Saydam, Nadi’nin babası ve aynı zamanda Cumhuriyet Gazetesi’nin kurucularından Yunus Nadi Abalıoğlu’na telefon ederek yazının çok kötü olduğunu söyler. Yunus Nadi durumu eski arkadaşı İnönü’ye anlatmak ister. Milli Şef’e bir türlü ulaşamayan Yunus Nadi 7 Ağustos günü Ankara Garı’nda karşılamaya, durumu anlatmaya gider. Ancak eski arkadaşı İnönü’den beklemediği tepkiyi alır. İnönü sinirli bir şekilde Nadi’yi azarlar ve elini sıkmadan gider! Bunun üzerine konunun medyaya sızmasını istemeyen Basın Yayın Genel Müdürü Selim Sarper, oğlu Nadir Nadi’ye telefon eder ve Ankara Garı’nda yaşanan olayla ilgili tek bir satır dahi yazılmayacağını aksi halde gazetenin kapatılacağını söyler. Nadir Nadi bunları sindiremez ve bir baş yazı ile kalemini kenara koyar. Yazısında İsmet Paşa’ya bir mesaj vererek, “özel çıkarlar uğruna yazı yazmayacağını” söyler. Şef İsmet Paşa buna çok sinirlenir ve kendi çıkarlarına çalışan gazeteyi bile kapatır. Gazete tam 3 ay yayın yapamaz!

    Elbette tarihimiz, basına yönelik saldırılara sadece bu kadarla şahit olmadı… Tek partili dönemi kapatıp, halkın iradesinin gerçek yöneticileri ile tanışan halk tam rahat nefes almıştı ki, cunta ve darbe seven Milli Şefin önderliğinde, asker yine olaya el atma gereği duydu. Yazılan ve çizilenden hayli rahatsız olan Paşa önderliğinde hedef hem yönetim hem de özgür basındı. 27 Mayıs’ta yönetime el koyan paşalarımız, onlarca gazeteyi kapatıp, basının genetiğiyle oynuyordu. Fazla bir şey istemiyorlardı; sadece tek çizgide düşünen, sorgulamayan bir halk isteniyordu… 1970’lerde askerin torpiliyle iktidara gelenler de farklı değildi. Aralarında Uğur Mumcu’nun da bulunduğu onlarca gazeteci en az 7,5 yıl sürgüne mahkûm edildi. Hepsinin suçları aynıydı: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yasalarına karşı çıkmak…

    Özgür medya Baba Demirel döneminde de susturuldu. Tercüman gazetesi üç defa kapatıldı.

    Ve 80’ler… Medyanın adeta dilinin koparıldığı vakitlerde, Hayat, 
    Arayış, Sesimiz, Yeni Gündem, Halkın Kurtuluşu, Özgürlük, Güney Kültür Sanat, Sağlıkçının Sesi gibi onlarca gazete ve dergi süresiz kapatıldı. Hepsi için yüzlerce dava açılırken, sayısız para ve hapis cezaları verilmişti. Kendi yağında kavrulan küçük tirajlı yayın organlarını susturan Enver Paşa, gözünü biraz daha yukarılara dikmişti. Milli Gazete ve Cumhuriyet tam 4 kez, Tercüman, Hürriyet ve Günaydın 2 kez, Güneş, Milliyet ve Tan 1 kez kapatıldı.

    Türkiye’nin faili meçhullerle dolu, karanlık yılları 90’larda ise, deyim yerindeyse tam anlamıyla basın özgürlüğü faciası yaşandı. 1992’de 189, 1993’te 452, 1994’te 961, 1995’te 661, 1996’da 660 kez gazete toplatıldı. 118 gazeteciye toplamda 159 yıl 10 ay hapis cezası verildi ve 39 gazeteci katledilip, faili meçhul ölümler yaşandı. Bu gazetecilerin tek suçu, ya o karanlık dönemi aydınlatmak istemesi ya da çok fazla düşünmesiydi belki de… 28 Şubat Medya darbesinde de durum farklı değildi. Vakit Gazetesi ve Yeni Şafak Gazetesi tam anlamıyla hedef tahtasına konulmuştu. Vakit Gazetesi’nin aldığı para cezası rekor olarak, Yeni Şafak Gazetesi’ne yapılan işkenceler ise kara leke olarak tarihte yerini alacaktı. 2002 Ocak ayında, Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz koalisyonunun, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile başını çektiği ve Doğan Grubunun da medya sponsorluğu yaptığı bir tiyatro sahnelenmişti adeta. Tuncay Özkan’ı da es geçmeyelim tabi, başrolü o üstlenmişti. Algı operasyonu ve karalama kampanyalarını delil kabul eden, dönemin polis şefi Adil Serdar Saçan, Albayrak ailesine baskın yaparak, hanımlarını ve hatta çocuklarını dahil hepsini gözaltına almıştı. Elektrik şokları ve işkenceler eşliğinde ifadelerin verildiği, o dönem de yaşananlar basın özgürlüğünün kısıtlanması ile açıklanabilir miydi Allah aşkına? Çocukların gözleri kapatılarak işkencelerin türlüsü yapılan 13 yıl öncesini hafızalarımız ne kadar çabuk silmiş öyle… O dönemki gazetecinin başını eğerek, “Bana elektrik şokları verilmesi ve ellerimin bağlanması bana koymuyor. Ben bunları yutarım, ülkem adına yutarım. Ama çocuklarıma bunların yapılmasını sindiremiyorum. Elbette bir gün hesabını soracağım.” sözleri özgür, susturulamayan basının nasıl susturulduğunu gösteriyordu! Tek suçları Recep Tayyip Erdoğan’a yöneltilen suçlamaları kabul etmeyip, itiraz etmeleriydi… Ancak tarih öyle adaletli ki, 2002 Kasım’da tüm taşları yerinden oynattı. Bu süreçten günümüze kadar batmayarak kapatılan tek bir gazete dahi olmadı! 2007 yılında Gözcü Gazetesi ve 2012’ de Radikal Gazetesi kepenkleri kapattı. Gözcü yerini daha farklı bir imaj ile Sözcü’ye bıraktı, Radikal ise yerini internet haberciliğine bırakmayı tercih etti… Biliyorum içinizden “Oda TV, Zaman ve STV’yi nereye koyacaksınız?” diye geçiriyorsunuz… Bu 3 yayın organı da kapatılmadı! Geçmişte yargı kanadında paralel yapının çeşitli tezgahlarına ortak olan hükümetin Oda TV konusunda karnesi pek zayıf. 14 Şubat 2011’de paralel yapının önderliğinde yürütülen Ergenekon kapsamında Gazeteci Soner Yalçın’ın da aralarında bulunduğu 4 kişi tutuklandı. Soner Yalçın 22 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye oldu. Şu an hala Sözcü Gazetesi ve Odatv de gazetecilik mesleğine devam etmektedir. Bu süreçte başını Yalçın Küçük’ün çektiği, aralarında Soner Yalçın, Barış Pehlivan, Ahmet Şık, Hanefi Avcı, Tuncay Güney ve Nedim Şener’in de bulunduğu 17 kişi tutuklandı. Davaların içi o kadar karıştırıldı ki, kime kumpas kurulduğu, kime gerçekten operasyon yapıldığı yaşanan akıl tutulmasından dolayı henüz bilinmiyor. Ancak tahliye olanların tamamı büyük bir kumpasın olduğuna işaret ediyorlar.

    Ve 14 Aralık 2014… Aralarında Zaman Gazetesi genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı ve STV Genel Yayın Yönetmeni Hidayet Karanın da bulunduğu 4 gazeteci örgüt suçundan ifade verilmeye çağrıldı. Ekrem Bey, 2 gün gözaltında kalarak, mahkemece serbest bırakıldı. Hidayet Karaca ise tutuklandı. Özgür basın, susturulamaz diye naralar atan Ekrem Bey, ifade verdiği anda da, sonra da son çizgisinde yazmaya devam etti… 2011 de “gazetecilikten değil, örgüt suçundan” diyerek operasyonlara alkış tutan, genel yayın yönetmenliğini üstlendiği gazetesinin manşetlerle süslediği bu davalarla Ekrem Dumanlı kendisine halk tarafından verilen kredinin tamamını yaptığı şov ile tüketti. 2011’in efendi  yazarı Ekrem Bey, şimdilerde birçok kesimce kabadayı kalem olarak anılmaya başladı.

    Hükümet kanadı ise kurduğu ittifakın ne kadar kirli olduğunu, bıçak kendi kemiğine dokununca anlayabildi. Ancak, tarih yapılan o yanlışları da hiç unutmayacak! 

    Başta da belirttiğim gibi, tarih adaletlidir. Çünkü bu nizamı kuran Yaradan, adaleti insanların nefsine bırakmayacak kadar adaletli ve merhametlidir.

    • Yorumlar 6
    • Facebook Yorumları 0
      Yazarın Diğer Yazıları