• BIST109.330
  • Altın156,024
  • Dolar3,8638
  • Euro4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara -2 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »

    PARFÜMÜN PERDE ARKASI

    Öğr. Gör. Uğur SOYKAN

              En önemli duyularımızdan biri olan koku alma duyusunun beynimizdeki duygusal ve dürtüsel merkezlerle senkronize çalıştığı yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Kokunun gücü denince akla ilk başköşemizden eksik etmediğimiz parfümlerimiz gelir. Parfümler asırlar öncesindeki dönemlerden tutun da günümüzde dahi popülerliğini sürdürmektedir. Son zamanlarda etrafımızdaki parfüm satış yerlerinin artması, biz insanların kokulara verdiğimiz önemin ve kokulardan fazlaca etkilendiğimizin bir kanıtıdır.

              Parfümü tanımlayacak olursak insan vücuduna, çeşitli nesnelere ve ortamlara güzel koku vermek amacıyla, çeşitli kokulu esans yağlarının, aromatik (hoş kokulu) bileşiklerin, fiksatörlerin ve bazı kimyasal maddelerin (benzil benzoat, ftalat, benzaldehit vb.) karıştırılmasıyla ortaya çıkan üründür diyebiliriz. Biz dilimizde her ne kadar “parfüm” kelimesini tüm koku ürünlerini betimlemek için kullansak da parfüm aslında bir koku türüdür. Kokular, içerdiği aromatik (hoş koku) bileşik yüzdesine göre kendi içinde ayrılmıştır. Hiç fark etmişmiydiniz bilinmez ama parfüm şişelerinin üzerlerinde genellikle “parfüm suyu” anlamına gelen Eau de Parfum (EdP),  Fransa'da bayanların giymiş olduğu çok katlı balo kıyafetlerine verilen isim olarak “tuvalet suyu” anlamına gelen Eau de Toilette (EdT), farklı telaffuz edildiği için Cologne olarak da bilinen Almanya’nın Köln şehrine ait olan “Köln suyu” anlamındaki  Eau de Cologne (EdC) yazıları görürüz. Peki bu şişelerin üzerlerinde bulunan bu yazılar neyi ifade ediyor? Kısaca özetlersek, kokunun EdP, EdT veya EdC olması kokunun içerdiği uçucu aromat konsantrasyonu ifade etmenin bir başka şeklidir. Burada önemli bir noktaya dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Bizler parfüm alırken farklı şekillerle ve gözalıcı renklerle albenisi yükseltilmiş parfüm şişelerine bakarak çoğu zaman parfüm seçimini yapıyoruz hatta parfümün rengi bile etkiliyor bazen bizi fakat bu yanlıştır asıl önemli olan parfümün hangi oranda esansa sahip olduğudur. Bu yüzden parfüm alırken şişe üzerinde yazan yazılar dikkate alınmalıdır!

    • Eau de parfum (EdP): % 10-30 uçucu aroma bileşiği içermektedir.
    • Eau de toilette (EdT):  % 5-20  uçucu aroma bileşiği içermektedir.
    • Eau de cologne (EdC): % 2-5   uçucu aroma bileşiği içermektedir.

              Şimdi gelelim herkesin hep aklından geçirdiği “Parfüm nasıl yapılıyor ?” sorusuna. İlk olarak bir parfümün genellikle su, alkol, aromalar, kalıcılık sağlaması için bazı kimyasal maddeler ve bazen de boyar maddelerin belirli oranlarda karıştırılması ile elde edildiğini belirtmek isterim. Ama parfümü parfüm yapan kesinlikle içerdiği aroma karışımıdır ve aroma karışımı parfümün kalite kriteridir denilebilir. Peki nedir bu aroma? Neden bu kadar önemlidir? Bunun sebebi çok açıktır, parfüm hoş koku için alınır hoş kokuyu sağlayan da aromadır. Aromalar bitkisel, hayvansal ve doğal kaynaklardan elde edilebildiği gibi sentetik yollarla da elde edilebilmektedir. Ama şüphesiz en önemli kaynak bitki ve bitkisel droglarından elde edilen uçucu yağlardır. Buharlı damıtma, ektrasyon ve presyon yöntemleri ile elde edilebilen bu yağlar güçlü kokusu olan, oda sıcaklığında bile buharlaşabilen, yağımsı maddelerdir.Bu uçucu yağların etkisini arttırmak için  parfümün uygulandığı yer de önemlidir.Bu durum parfümün vücutta hangi bölgelere sıkılacağı konusunu akla getirir ve bence aydınlanmak için aromaların doğasına bakmak yeterlidir! Vücudumuzda nabzımızın attığı yerlerde (bilekler, boyun, kulak arkaları, dirsek ve dizlerinizin arkası vb.) kanımız vücudumuzun üst kısmana daha yakın olduğu için daha sıcaktır ve parfümde bulunan aromaların hızlı bir şekilde sıvı halden buhar haline geçmesini sağlayarak daha iyi yayılmasını sağlar. Bu da demek oluyor ki kokumuz başkaları tarafından hissediliyor. Parfümde buharlaşmanın ayrı bir önemi vardır. Parfümü oluşturan aroma bileşiklerinin molekül ağırlıklarının, yoğunluklarının ve kaynama noktalarının farklı olmasından dolayı farklı zamanlarda farklı kokular ortaya çıkar. Parfümdeki kokularının zamanla açılma kademelerine “nota” denir. Parfümde üst, orta ve alt olarak ayrılan nota kavramları tamamen kullanılan esansların uçuculuk sırası ile alakalıdır. Üst nota parfüm uygulandığında duyulan ilk kokudur yani parfüm aroma karışımındaki uçucu özelliği en yüksek olan esansın kokusunu temsil eder ve zaman geçtikçe orta ve alt notadaki kokular hissedilmeye başlanır. Farkında olmasak da zamanla değişen bir kokumuzun olduğunu bilmek ilginç değil mi!

               Parfümü oluşturan bir diğer öğe de alkoldür (genellikle etanol) ve alkol yüzdesi koku türüne göre değişim göstermektedir. Koku türünde alkol miktarının artması ilk başta yoğun ve keskin bir aroma sağlar iken, diğer yandan kokunun uçuculuğu arttırarak kalıcılığı azaltır. Mesela Eau de Cologne yani bildiğimiz kolonyanın alkol oranı yüksektir ve bu yüzden ele sürüldüğünde vücuttan ısı alarak kendisini hızlıca buharlaştırır ve kolonya sürülen yerde bir serinlik meydana gelir. Yaşadığımız süre içerisinde kolonyayı serinleme ve tedavi amacıyla kullanmışlığımız mutlaka olmuştur. Parfümde alkol kullanılmasının bir diğer sebebi de  apolar karakterli uçucu yağların, parfümün bir diğer parçası olan polar karakterli su ile karışmamasıdır. Alkol bu durumda su ve yağ arasında bir köprü görevi görerek parfümün homojen bir hal almasını sağlar ve ayrıca aromayı taşıyan bir nakliyeci görevi görür.

              Bir parfümün fiyatı tek haneli rakamlarda gezerken diğer parfümün fiyatı neden üç haneli rakamlardan oluşuyor bunu hiç sorguladınız mı? Bir parfümün fiyatı iki temel sebebe dayanır; (I) parfümdeki aroma konsatrasyonuna (II) parfümün ne kadar süre kalıcı olduğuna. Aromadan çok bahsettiğim için kalıcılık konusundan devam etmek istiyorum. Bir parfümün uçucu yağımsı aromatik bileşiklerinin oranı fazla olursa ve kaynama noktaları ne kadar yüksekse, kokusu o kadar kalıcı olur. Buna ilaveten parfüme eklenen uçuculuğu az olan ikincil yağımsı kimyasal maddeler de ( örneğin; esmer amber ve balmumu) parfümün kalıcılığını arttırır. Nasıl mı? Kimyasal olarak, parfümde bulunan uçucu yağlar, kaynama noktası yüksek yağımsı ikincil bileşiklerle etkileşerek aromatın buharlaşmasını geciktirerek parfümün kalıcılığını arttırır. Zaten ”Parfümü vücudunuza yağlı krem sürdükten sonra sıkınız.” veya “Parfüm yağlı ciltlerde daha kalıcıdır.” cümlelerinin temelinde apolar etkileşimi arttırarak kalıcılığı sağlamak yatar.

              Gelelim şimdi en merak edilen konuya! Açık parfümler!  Çağımızın en çok tercih edilen parfüm türü! Aslında “parfüm” demek bile içindeki aromat miktarı bilinmediğinden dolayı doğru değildir. Açık parfümler için reklam harcamalarının yapılmaması, standart ve basit şişe dizaynlarının kullanılması vb. sebeplerden dolayı üretim maliyetleri düşüktür, ama ucuz olmalarının asıl sebebi esans yüzdesi bakımından fakir olmalarıdır. Ayrıca açık parfümlerde sadece üst nota (ilk duyulan koku) ön planda tutularak diğer notalar geçiştirilmiş olabilir. Bunlara ilaven, Kozmetik Yönetmeliği’nde koku katkı maddesi olarak kullanımı yasaklanmış çoğu benzaldehit, alkol ve keton türevi olan yaklaşık 29 adet kimyasal madde (benzil siyanit, abitol, 5-metil-2,3-hekzadion, 2,4-dihidroksi-3-metilbenzaldehit ) mevcuttur. Bu yüzden ister açık olsun ister normal olsun parfüm alırken dikkat edilmesi gerekmektedir. Çünkü bu kimyasal maddeler parfümde kalıcılığı, çözünürlüğü ve esans gücünü arttırarak düşük üretim maliyeti sağlarlar fakat kanserojen ve alerjik etki yaptığı için insan sağlığı açısından zararlı olabilmektedirler.

              Tüm bu anlatılanlar dikkate alındığında, parfüm kalitesinin esans konsantrasyonuna ve kalıcılığa bağlı olduğunu, parfüm alırken ve kullanırken çok dikkatli olunması gerektiğini net bir şekilde anlıyoruz. Bitki özlerinden elde edilen %100 saf esanslı yağları (papatya yağı, gül yağı, lavanta yağı vb.) kullanmak varken niye ısrarla %30, %20 veya %10 esans içeren koku türevleri kullanmakta ısrar ederiz anlamıyorum. Hâlbuki saf esanslı yağların hem bağışıklık sistemini güçlendirici hem solunum yolu hastalıklarını tedavi edici hem de bakteri, virüs ve küfleri önleme özellikleri vardır ve aslında bizim için vazgeçilmez olmalıdır. Saf esanslı yağlara en güzel örnek ise eskiden çok kullanılan fakat günümüzde yok olmaya yüz tutmuş misk esanslarıdır. Şimdiki gençlere öcü gibi gösterilen bu koku türü yerini maalesef “Eau de”lere bırakmış durumda. Bu yazımı sizlere sadece bir soru sorarak bitirmek istiyorum. En son ne zaman camdan ve tahtadan yapılmış küçük bir dikdörtgen kap içinde esanslar taşıyan bir miskçi gördünüz???

     

     

     

    • Yorumlar 9
    • Facebook Yorumları 0
      Yazarın Diğer Yazıları