• BIST109.330
  • Altın156,133
  • Dolar3,8638
  • Euro4,5501
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara -2 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »

    Parlayan Fosforun Karanlık Yüzü

    Öğr. Gör. Uğur SOYKAN

           Fosfor, karanlığın parlayan kimyasal elementi... Isı yaymadan karanlıkta ışık verme özelliği sayesinde fosfor, yıllardır herkes tarafından iyi bilinen bir üne sahip olmuştur. “Fosforlu” kelimesini duymayan yoktur sanırım aramızda. Günümüzde ise, fosforun bomba kelimesiyle aynı çatı altında kullanılması, kendi şöhretine gölge düşürmüştür. Fosfor, parlamak yerine,  insanların yüreklerindeki ve çocukların geleceklerindeki ışığı söndürüyor artık. Yüzlerce insanın ölmesine ve yaralanmasına sebep olan, karanlık ve insanlık dışı bir resim çizmek için kullanılan kimyasal bir silah olarak anılıyor son zamanlarda. Aslında tüm bu olanlar, fosforun değil, onu kendi çıkarları doğrultusunda zalimce kullananların suçu olduğunu da hepimiz biliyoruz. Peki, nedir fosforun hem yıldızını parlatan hem de kendisine kötü etiketin yapışmasını neden olan kimyasal sebepler?

           Fosfor doğada, uzaysal yapısındaki dizilişlerin farklı olmasıyla; beyaz, kırmızı, siyah ve mor olmak üzere dört farklı kristal yapıda bulunur. Bu dört değişik fosfor formları, isimlerini görünüş renklerinden almıştır. Siyah, kırmızı ve mor fosforlar hava ile reaksiyona girmezler ve toksik özellikleri yoktur. Kırmızı fosfor kibrit yapımında, siyah fosfor ise yarı iletken teknolojisinde kullanılır. Doğada en yaygın halde bulunan fosfor türü ise beyaz fosfordur. Katı mumsu yapısı, son derece zehirli oluşu ve karanlıkta ışıldama özelliğiyle tanınır. Bizim meşhur “fosforlu” olarak tanımladığımız terim, beyaz fosforun karanlıkta yapmış olduğu ışımalardır aslında. Peki, beyaz fosfor karanlıkta parlak kalmayı nasıl başarıyor? Normalde, atomun yapısında bulunan elektronlar, kararlı halde oldukları en düşük enerji seviyesinde bulunurlar. Atom ışığa maruz kaldığında, elektronlar bu ışık demetindeki enerjiyi emerek, kendini daha kararsız hale getiren bir üst enerji seviyesine çıkarlar. Işığa karşı verilen bu tepki, elektronların tekrar eski düşük enerji seviyelerine gelirken emdiği ışığı yaymasıyla son bulur. Beyaz fosfordaki ışığı geri verme olayı, diğer atomlara kıyasla oldukça yavaştır ve emdikleri enerji miktarlarına göre dakikalarca, saatlerce ve hatta günlerce sürebilir. Yani karanlık bir ortam olmasına rağmen, fosforlu olarak tanımladığımız cisimler daha önceden emdiği enerjiyi ışık olarak yaymaya, bir başka deyişle parlamaya devam ederler. Aydınlıkta da bu parlama olur, fakat biz bunu ayırt edemeyiz.

           Beyaz fosfor, karanlıkta parlama özelliğinin insanlık yararına kullanılmasına rağmen, günümüz savaşlarında insanların hayatlarını karartmak için de maalesef ki etkili bir şekilde kullanılıyor. Son zamanlarda ekranlarda çok duyduğumuz “fosfor bombası”  bu karanlığın baş mimarıdır. Fosfor bombası aslında yoğunlaştırılmış beyaz fosfordur.  Beyaz fosfor çok reaktif olduğu için, havadaki oksijen ile hemen tepkimeye girerek tutuşur ve tetrafosfor dekaoksiti oluşturur. Yanma sırasında, çok parlak sarımsı bir renk meydana gelir ve ateş topuna dönüşen fosfor parçaları havadan insanların üzerine düşerek deriye yapışmış halde yanmaya devam eder. Fosfor bombası yakıcı karakteri ile ön plana çıkmaktadır. Ayrıca beyaz fosforun oluşturduğu yoğun beyaz dumanın teneffüs edilmesi, akciğerlerde içten dışa doğru durdurulamaz yanmalara, nem varlığında oluşan fosforik asit ile akciğerlerin zarar görmesine ve yoğun dumandan dolayı boğulmalara sebep olur. İşte tüm bu korku filmi kareleri fosfor bombasının marifetidir. Alfred Nobel’in insanlık dışı kullanımdan ötürü dinamiti keşfetmekten duyduğu pişmanlığı, eminin ki Henng Brand da fosfor bombasının kullanıldığını görmüş olsaydı kesinlikle yaşardı.

            Periyodik tablodaki fosfor gibi tüm diğer elementler, bizlere, yaşamımızdaki çıkmazlara bir çözüm yolu bulma fırsatı verirken, biz niçin onları kimyasal bir canavara dönüştürürüz hiç anlayamıyorum. Şunu iyi bilmeliyiz ki, bilimde yıkım değil, yapım önemlidir. Bu yüzden bilim insanları, heyecan verici keşiflerini yapbozun parçalarını tamamlamak için kullanmalı, yapılanları yıkmak için değil…

    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları