• BIST102.270
  • Altın149,533
  • Dolar3,5485
  • Euro4,2033
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 13 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »
    • CANLI PAYLAŞIM
    • Yazarlarımız
    Tüm Yazarlarımız »

    Sabır

    Mahmut Hüdayi BİLGİN

    Allah'ın azabından kurtulmak, O'nun sevap ve rahmetine, rızasına nail olarak cennete girmek isteyen biz insanlar, nefislerimizi terbiye edip azgın arzulara talepkar olmadan tüm sıkıntılara ve musibetlere karşı savaşıp sabretmeliyiz.

    Nitekim Mevla Teala sabredenleri sever. 

    Sabır, Allah'ın emirlerine uymaktır yani emirlere uymada sebat etmektir. 

    Sabır, Allah'ın yasaklarından uzak durmaktır yani yasaklara direnmektir. 

    Sabır, musibetlere direnmedir. 

    Sabır, Rabbe sığınmaktır. Rabbe teslim olmaktır. Sabredenlerin en güzel örneklerinden biri kuşkusuz Zekeriya (a.s.) dır.

    Zekeriya (a.s.) bir gün yahudilerden kaçarken bir ağaç görür, ağaca yalvararak kendisini içine almasını ister ve "Ey ağaç yarılda beni içine al" der. Bu söylem üzerine ağaç yarılarak Zekeriya (a.s.)'ı içine alır ve tekrar kapanır. Derken iblis ortaya çıkar, yahudilere ağacın yerini göstererek ağacı ikiye yarmalarını söyler. Onlarda iblisi dinleyerek ağaçla beraber Zekeriya (a.s.)'ı da  bölmeye başlarlar. 

    Mevla Teala Hz. buyuruyor ki;

    "Başına bir bela geldiği zaman bana sığınan kulun, daha hiç o istekte bulunmadan dilediğini yerine getirir ve daha yalvarmadan duasını kabul ederim. Buna karşılık başına bir bela geldiği zaman bana değilde varlıklardan birine sığınan kulun yüzüne bütün gökyüzü kapılarını kilitlerim."

    Evet, Zekeriya (a.s.) Mevla Teala'ya değil ağaca sığındığıdan acıların şiddetli yüzü ile karşı karşıya kaldı, testerenin dişlerini hissedince feryadı kopardı.  

    Bunun üzerine  bir ses işitti:

    "Ey Zekeriya, Allah sana şöyle buyuruyor: Niye belaya sabretmiyorsun da "ah" diyorsun. Eğer bu sözü ikinci defa söylersen adını Peygamberler defterinden silerim." 

    Bu ağır ihtar üzerine ağzından hiç bir feryat ifadesi dökülmesin diye büyük bir sabır örneği göstererek dudaklarını bölercesine ısıran Zekeriya Aleyhisselam, ağaçla birlikte kesilirken Rabbinden aldığı ihtar üzerine sabrını muhafaza ederek şehit peygamberler arasına katıldı. 

    Dünya imtihan alemidir. İmtihan için gönderildiğimiz dünyada herkesçe malumdur ki imtihanın zor olanından geçmek daha makbuldür. Zor olan imtihan ise bela diye isimlendirilir. Bu konuda Cüneydi Bağdadi Hz. şöyle buyuruyor: 

    Bela: 

    Ariflerin kandili,

    Müridlerin uyarıcısı,

    Müminlerin silahı,

    Gafillerin helak olma sebebidir. 

    İsrailoğulları arasında bir fasık vardı. Fasıklıktan bir türlü vazgeçmiyordu. Günün birinde beldesinin halkı ondan bıktı ve onu fasıklık yolundan  vazgeçirmekten ümitleri kesildi. Ondan kurtulmak için Allah'a yalvardılar.

    Allah (c.c.), Hz. Musa (a.s.)'a şöyle vahyetti: "İsrailoğulları arasında fasık bir delikanlı var, onu beldelerinden sür ki onun kötülüğü yüzünden üzerlerine ateş yağmasın."

    Hz. Musa (a.s.) da o beldeye vararak delikanlıyı sürdü. Delikanlı beldeden ayrıldıktan sonra bir köye sığındı. Bunun üzerine Allah'tan o köyden de onu kovma emrini alan Hz.Musa delikanlıyı yeni yurdundan da çıkardı.

    İkinci sefer sürgüne çıkan delikanlı bu defa insansız, bitkisiz, vahşi hayvansız ve kuş uçmaz bir mağaraya sığındı. Bu ipsiz sapsız yerde kendisi ile başbaşa kalan  delikanlı çok geçmeden hastalandı ve yanında bakacak kimsesi de yoktu. Toprağın üzerine yığıldı, başını yere koydu. Bu acıklı durumda dudaklarından söyle mırıldandı:

    "Annem başucumda olsaydı, halime acır ve zilletime ağlardı. Babam yanımda olsaydı yardımıma koşardı.

    Karım burada olsaydı ayrılığımızın acısına ağlardı.

    Çocuklarım yanımda olsalardı cenazemin arkasından gözyaşı döküp 'Allah'ımız! Garip, zavallı, günahkar, beldesinden yabancı bir köye sürülmüş, oradan da dünyadan ayrılarak ümitsiz bir ahiret yolculuğuna çıkmak üzere olan babamızı sen affeyle' diye dua ederlerdi.

    Allah'ım! Beni, ana-babamdan, evladımdan, karımdan, çocuklarımdan ayrı düşürdün fakat rahmetinden mahrum etme. Onların acısı ile kalbimi yaktın fakat günahıma karşılık beni ateşinde yakma."

    Delikanlının bu acıklı yalvarışları üzerine Allah (c.c.) delikanlıya, anası ve karısı kılığında birer huri, çocuklarının kılığına girmiş genç melekler ve babası kılığında da bir melek gönderdi. Gelen huri ve melekler yanı başına oturarak ağladılar. Delikanlı: "İşte anam, babam, karım ve çocuklarım sonunda bana geldiler." diyerek öksüz bir sevince boğuldu, gönlü feraha kavuşarak günahtan arınmış ve affa uğramış bir halde Allah'ın rahmetine kavuştu. 

    Bunun üzerine Allah (c.c.), Hz.Musa (a.s.)'a bildirdi ki: "Filan yerdeki falan kuytu mağaraya git, orada velilerimden bir veli öldü, yanına var, ona karşı yapılacak görevleri bizzat yürüterek ölüsünü defnet." 

    Allah'ın bu talimatlarına uyan Hz.Musa (a.s.) kuytu mağaraya varınca Allah'ın emri ile önce kendi beldesinden sonra sürgün olarak yaşadığı köyden kovulan delikanlının  ölüsü ile karşı karşıya kaldı. Delikanlının cenazesini melekler sarmış ve etrafını çevirmişlerdi.

    Hz.Musa (a.s.), Allah'a: "Allah'ım! Bu ölü senin emrin uyarınca beldesinden ve sürgün yerinden kovduğum delikanlı değil mi?" diye sorar.

    Yüce Mevla, Hz.Musa'ya cevap verir...

    Evet, ya Musa! Fakat sonra ben onu rahmetimin şemsiyesi altına alarak affettim. Çünkü başı toprağın üzerine düşmür bir halde iken bana yakardı. Memleket, ana, baba, eş ve çocuk hasretine katlandı. Ona son nefesinde gurbetteki acıklı durumunun elemine katılsınlar diye anası ve eşi kılığında birer huri, babası ve çocukları kılığında melekler gönderdim. 

    Bilisin ki, bir garip öldüğü zaman yer ve gök ehlinin hepsi onun için yas tutar.

    Ben ki merhametlilerin merhametlisi iken ona nasıl acımazdım...

    • Yorumlar 2
    • Facebook Yorumları 0
      Yazarın Diğer Yazıları