• BIST109.330
  • Altın156,133
  • Dolar3,8638
  • Euro4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara -3 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »

    Siyaset, Cesaret ve Feraset

    Ediz KENTKURAN

    Siyaset ilminin gereğidir. Devletin üst bakışı ile alt için dengeler kurar, dengeler bozarsın. Halkı halka rağmen yönetmektir siyaset. Sana ahlaksız derler, yalancı derler hatta hırsız şerefsiz derler. Başarılı olmak kahraman olmak için çok iş yapman lazımdır da, en ufak hatada en basitidir hain olmak. Anında itilir, yerilirsin. Bazen hata yapmana bile gerek kalmaz. Güçlü ve yeterince ahlaksız bir rakibin olunca da suçlu ilan edilebilirsin. Ne kadar başarılı olduğun önemsizleşir. Bir taraftan uzun vadede en iyisini bulmakla mükellefsindir ki bunların çoğu kısa vadede halk için sıkıntı gibi görünür, bir taraftan bunu yaparken oy kaybetmemen gerekir. Çünkü ben kaybetsem de en iyisini yapayım dediğinde sen kaybettikten sonra senin yerine gelenin, o en iyisini bozması muhtemeldir. Bu görüşünden dolayı sana koltuk sevdalısı derler, bulunduğu mevkiden istikbal bekleyen şerefsiz derler, derler de derler. Hepsini derler de sen susarak yoluna, yani bunu diyenlerin iyiliği için bir şey yapmaya en azından bu uğurda çalışmaya devam edersin. Zor iştir siyaset büyük dimağ gerektirir, büyük sabır gerektirir. Bazen sadece güç için gelen böyle olmayan insanlarda vardır elbet olur ve normaldir de. İnsan doğasında bu gücü elde etme ihtiyacı hep olmuştur. Bu sebeple bazen sırf bu güç için ihtirasları ve egoları için siyasete giren insanları da görürüz çevremizde.

    Türkiye'de siyaset böyle değildir. Türkiye'de siyaset lidere göre değişir. Kimisi için uşaklık ettiği güçler ve merciler arası denge kurmaktır. Kimisi için bu dengeleri bozmaya çalışmaktır. Kimisi için bağımsızlık mücadelesidir de kimse için Allah rızası değildir niyet. Uzun vadeyi düşünmeden kısa vade için icraat yapmaktır. İyi bir şekilde kadrolaşmaktır siyaset ülkemde. Algı operasyonu yapmaktır mesela yeri gelince en büyük güçleri bile tavsiye edebilmektir. Güçlü olmaktır kısacası iktidar olmak muktedir olmak her yere hâkim olmaktır siyaset. Bunun için çabalamaktır. Genelde yalancı mesleğidir. Mahallede iyi yalan söyleyen insanların "bu çocuk tam siyasetçi" dedikleri sözde ki yalancılık merciidir siyaset. Bir insan yeterince yalancıysa is adamı dolandırıcı daha az yalancı ise siyasetçi olurmuş algısı yaygındır Türkiye’de. Yani bizi yönetmesi gerekenleri, basımızdakileri beklide en kritik mesleği biz yalancılık olarak değerlendirir ve öyle biliriz. Hakikaten de öyle olagelmiştir uzun yıllar. Bu sözlerde boşuna çıkmamıştır elbette.  Peki, arada iyi olanlar yok mudur siyasette?  
    Vardır elbette.
    Onlarda iktidara zor gelirler geldiklerinde de çok yaşa(tıl)mazlar. İlla karalanır parçalanır ve bölünürler. İzin vermezler kolay kolay tam bağımsız bir Türkiye’ye. Neden versinler ki? Neden tek başına bıraksınlar ki tarihte başlarına onlarca bela açmış Türkleri kendi akıllarına? Müdahil olurlar sürekli, oyun kurar oyun bozarlar. Bir suru aktör kullanırlar. Ama bir seni sana bırakmazlar. 
    Siyasetin hem kavram anlamı hem de ülkemdeki anlamını beraber yasatan mevcut hükümet Türkiye'yi tam anlamıyla yansıtmaktadır. Ak Parti Türkiye'dir. Türkiye'de ne kadar iyi insan, dürüst ahlaklı insan varsa bu partide de o kadar  vardır. Ne kadar Allah dostu iman sahibi varsa bu partide de o kadar gerçek Müslüman vardır. Ne kadar kötü, hırsız uğursuz varsa bu partide de o kadar imansız insafsız vardır. 
    Ak Parti ilk 5 yıl Türkiye olabilmeyi basarmış, sonra ülkeyi yönetebilmeyi sağlamıştır. 2007 yılından itibaren Türkiye; ekonomik rakamları, askeri atılımları, uluslararası politikaları, yerel kalkınma hamleleri ve diğer ak icraatları ile 2014 yılına kadar  olan süreçte, cumhuriyet döneminin en başarılı yıllarını geçirmiştir. Çünkü önce Türkiye olabilen Ak Parti. Sonrasında o üst akılla insanları yönetebilmiştir. Halktan olabilme özelliği sadece Kasımpaşalılık eli maşalılık değil. Kadrolarıyla, icraatlarıyla, gevura çıkışlarıyla, ezilen muhafazakâr kesmi kalkındırışıyla halktan olabilme özelliğini kazanmıştır. Ancak AK Parti’ninde her muktedir gibi gücün yozlaştırdığı bir dönemi yaşadığını gördüğümüz süreç Cumhurbaşkanlığı süreci olmuştur. Özellikle bu dönemi ile beraber Türkiye’yi yönlendirmeyi değil sadece Türkiye olabilmeyi başarmaya çalışan bir parti haline geri dönmüştür. Tabiri caizse Davutoğlu oyunu bastan başlatmayı tercih etmiş ve Yeni bir bürokrasi, yeni kadrolar, yeni bir anlayış ve yeni bir dönem demiştir. Bu süreçte sadakatini bırakın, sözleri bile sorgulanmayan isimler bir tehdit olarak görülmeye başlanmış ve tavsiye çalışması başlatılmıştır. İçte ve dışta birçok bağlantı ve irtibat koparılmış ve yenileri kurulmaya çalışılmıştır. Teşkilatın bel kemiği gençlik kolları bile teşkilattan alakasız insanlarla tepeden tırnağa değiştirilmiş ve bir bakıma tüm teşkilatların ayarı ile oynanmıştır. Bu süreç partiyi 14  sene öncesine atmış ve ilk secimden daha az milletvekili kazandığı bir secim tablosu ortaya çıkarmıştır. Bunun barajı geçen partiyle de alakası olsa da. Davutoğlu’nun oyları düşürdüğünün farkındayız. Öyle ki bu ekip algı operasyonları ile oyların düşmesini, modern dönemin kurtarıcısı Recep Tayyip beyin Cumhurbaşkanı olmasına rağmen sahalara çıkması olarak göstermeye çalışmıştır. Muhalefette buna destek verince işin bir payı da Cumhurbaşkanı’na kalmıştır. 
    Uzatmayalım AK Parti budur. Tafsilatlandırırız vaka analizleri üzerinden ilerideki yazılarda.

    Peki, bize şuan ne lazım?

    Bizim gibi, ülkemiz gibi bir parti mi? Yani tabanı bilen, milletin oluşturduğu, durum ve konjonktüre göre değişen insanların fikrine her şartta uygun politika geliştiren ve ülkenin bu değişken yapısına uygun bir parti mi? Yani mesela iç politikada anketlere göre, dış politikada güçlü müttefiklerin stratejilerine göre sürekli değişen bir parti mi? Halk ne isterse onu veren bir yönetim mi yani kısacası. Özgürlükçü, kalkınmacı, zincirleri kiran, hürriyet yanlısı, halkı bilen halktan biri.. Demokrasinin hedeflediği gibi...
    2002 - 2007 arası gibi...

    Yoksa üst akılla tüm sorunlara bir doktor mantığıyla yaklaşacak seçkinler partisi mi? Görünen ve bilinen iradeden ötesini ortaya koyan ve halkı dinleyen ama kararını da kendi alan bir yönetim algısı mı lazım? Yani halkı halka rağmen yönetecek ve yönlendirecek bir parti mi? Gerekirse onlara acı gelen ilaçları iyileşsin diye veren bir bilinç mi? Halkı dizayn eden biçimlendiren bir parti mi lazım? 
    Cesur, feraset sahibi, izleyici değil aktör olan, muktedir, ahlaki kuralları yasatan, disiplinli, akıllı...
    Yani Demokrasi mantığına aykırı.
    2007 - 2014

    Ya da tüm bu algıyı yıkacak yerine yeni bir Türkiye modeli ortaya koyacak, 
    sevimli akademik,
    bürokrasinin yeni mal sahipliğine talip, 
    muktedir olmayan ama kendisine kefilim, çok isteyen,
    Üst akıllı görünüp kendini geliştirme yolunda olan bir parti mi lazım? 
    İstekli, azimli, sadık bir kadroya sahip, üniversite mezunu, akademik titri stratejik derinlik kitabının siyaset bilimi dünyasında ki o sarsılmaz, efsanelere konu olan yeri kadar yüksek, 
    Yani ne demokrat ne teknokrat,
    Ama aslında her ikisi de,
    beklide hiç biri ya da biraz ondan biraz bundan yahut farklı bir şey iste.
    2014 -...

    Acaba bizim sorunumuz bizim algımızda ki demokrasi mi? 
    Bunların cevabını da irfanınıza bırakıyorum.

     

    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları