• BIST109.156
  • Altın153,298
  • Dolar3,8173
  • Euro4,5053
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 1 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »

    Sosyal Kin, Sosyal Kibir

    Meral BİLGE

    Dünyanın bazı bölgeleri elektriği bile henüz hayatına dahil etmemişken sosyal medya denilen olgu insanlığın bu dönemdeki sınavı oluyor.

    İnsanlar her gün bilgisayarları akıllı telefonları, televizyonları ve daha bir çok iletişim aygıtı bu sınavın bir parçası… Vaktimizin büyük kısmını alan bu olgu, görünenin aksine gizli bir düşman olarak karşımızda. Ancak biz ne yazık ki bunu göremiyoruz.

    Televizyonsuz günlerde insanların birbirleri ile olan ilişkileri televizyonun gelmesiyle birden tepetaklak oldu. Aile içi iletişimi bir süre sonra koparma noktasına getirdi. Sonrasında 90’lı yıllarda hayatımıza internet girdi. Chat odalarıyla sanal sosyalliğe doğru; yaşam şeklimiz, tarzımız değişmeye başladı. Aslında olmayan ve hiç görmeyeceğimiz insanlarla hayali dünyalarda yaşamaya başladık. Bu hayali dünya bir süre sonra bizi güvensizliğe yöneltti.

    Değişimini hızlı yaşayan internet üzerinde, chat odalarının yerini “ICQ” denilen mecra aldı. Burada kendimizi daha güvende hissettik. Çünkü tanıdığımız, bildiğimiz insanlarla sohbet ediyorduk. Öncekinin aksine daha uzun süreli ilişki ortamı sağladığı için sanal odalar sosyal yaşamdan kaçışımız için bir kapı açmıştı bize. İşten yorgun argın gelip saatlerce bilgisayar karşısında vakit geçirebiliyorduk. Çünkü olmadığımız birine dönüşüp kendimize hayali karakterler empoze ediyorduk… Ve bu halimiz daha makbulmüş gibi geliyordu…

    HAYALİ KARAKTER OLMAKTAN DA SIKILDIK...

    Bir süre sonra değişime hızlı ayak uydurarak bu hayali karakter olmaktan da sıkıldık. Çünkü yaşadığımız sanal dünya ile gerçek dünya arasında bir bağ yoktu. Sonra her şeyin değiştiği bir an geldi ve sosyal medya facebook  denen olguyla büyük bir sıçrama yaşadı.

    Artık arkadaşlarımızın nerede neler yaptığını, ilişki durumunu, eğitimi gibi kişisel verilerini çevrimiçi olmasa bile görebiliyorduk. Ayrıca kendi sayfamızda istediğimiz cümleleri kurarak ruh halimizi, neler düşündüğümüzü paylaşmamız için hiçbir engel yoktu. İşin daha vahim tarafı ise sanal özgürlüğümüz vardı. Ve yazdığımız her cümle bizi yavaş yavaş yalnızlığa itiyordu.

    Bir süre sonra youtube gibi bireysel paylaşım siteleri favorilerimiz arasına girmeye başlamıştı. Hoşumuza giden videoları oralarda paylaşır olduk. Ve biraz daha yalnızlaştık….

    Sonrası mı? Kendi adıma günümüzün fitnesi olarak gördüğüm twitter ortaya çıktı.

    Çok düşünmemize gerek yoktu. Çünkü uzun uzadıya cümleler kurmak twitter yapısında olan bir durum değildi. Bütün düşüncemizi 140 karakterle anlatmamız gerekiyordu. Zaten kitap okumayan bir nesilsek; bilgimizin derinliğinin de çok önemi olmaması, bizi bu karaktere hapsetmek için yeterli bir bahaneydi.  

    Çok sığ düşüncelerle politize olan ve git gide kutuplaşan toplumumuz bunu ne zaman fark edecek? Kendini savunmak ya da gerçek düşüncelerini anlatabilmek adına bu 140 karakterli hapishaneden ne zaman kurtulacak? Sosyal medyadaki hızlı değişim önümüzdeki günlerde bunu bize gösterecektir.

    Biz gelin bir de şuna bakalım…

    Özgür olduğumuzu düşündüğümüz sosyal medyanın 140 karakterlik hapishanesinde aslında hiç olmadığımız birine dönüşüyoruz. Bütün kibirimizle, ağza alınmayacak hakaretler ve sözler sarfederek bizi dönüştürmek istedikleri kişiye adım adım yaklaşıyoruz. Kendi düşüncemizde olmayan, bizim düşüncemizi savunmayan insanlara karşı kin besleyerek, hatta o insanı hasım olarak görmeye başlayarak hapis süremizi uzatıyoruz.

    Oysaki senelerce farklı ideolojik görüşe sahip büyüklerimiz birbirleriyle ne kadar iyi geçinmişler… Hatta birinin bir derdi varsa öbürü koşmuş, çare aramış… Şu anda yaptığımız gibi sen kötüsün benim düşündüğüm gibi düşünmüyorsun diye aşağılamamış, onur kırıcı, kişiliğini zedeleyici cümleler kullanmamış.

    Facebook, twitter  gibi sosyal medya denilen illet çağımızın vebası haline gelmiş durumda… Toplumu birbirine düşürmek için uğraşan güçlere gelin esir olmayalım. Bilgimizin düşüncemizin 140 karakterle sığlaştırılamayacağını, Müslüman kardeşimize düşman olamayacağımızı bir rivayetle şöyle özetleyerek yazımı bitiyorum.

    İbn Ömer'den [r.a]: Resûlullah [s.a.v] buyurdu ki:

    "Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu zalime teslim etmez. Kim kardeşinin yardımında bulunursa Allah da (c.c) ona yardım eder. Kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse Allah da [c.c] onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıbını örterse Allah da [c.c] kıyamet gününde onun ayıplarını örter." [Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 59; Ebû Davud, Edeb, 38; Tirmizî, Hudûd/3; Ahmed, Müsned, 2/91.]

     

     

     

    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları