• BIST102.270
  • Altın149,533
  • Dolar3,5485
  • Euro4,2033
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 13 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »
    • CANLI PAYLAŞIM
    • Yazarlarımız
    Tüm Yazarlarımız »

    Türk ve Kürt İttifakı! Bin Yıllık Kutsal İttifak

    Bilal OKUDAN

    Bu topraklardaki efsanemizin taçlandırıldığı tarihtir 1071.Müslümanlığın, ortak tarihin, ortak coğrafyanın, ortak medeniyetin ve kader birliğinin Türklerle Kürtler arasında ortak payda olduğunu ifade  eden tarihtir.  1071’de Sultan Alparslan Bizans’a karşı savaş açarken Kürt kardeşlerimiz, on bin askerle Alpaslan’ın Ordusunda hazır bulundular. Çünkü onlarda Anadolu’nun Müslümanlaşmasını istiyordu. O zaman ne Türklerin Türkçülük, ne Kürtlerin Kürtçülük iddiası vardı. Tarih boyunca savaşlarda en büyük destek Kürtlerden alındı. Ve yine asırlar boyu aynı inancın kardeşleri olarak siperde vücutlarını birbirlerine kalkan ettiler. Çünkü aynı inancın evlatlarıydılar ve İslam yeryüzüne hakim olmalıydı. Adil bir dünya ancak İslam'la kurulabilirdi.

    1187 yılına gelindiğinde Kudüs haçlı Ordusunun katliamlarına maruz kalmış ve insanlık tıpkı bugünkü gibi sessiz sedasız katliama seyirci kalıyordu. Bir Aslan parçası bu gidişe dur demek için hemen Müslümanlar arasından ortak bir ordu kurarak Kudüs önlerine geldi. Evet yine Türklerin ve Kürtlerin ittifakı sonucu Kudüs Haçlı Ordusunun işgalinden kurtuluyor ve İslam’ın sönmeyecek meşalesi yeniden Kudüs semalarında dalgalanıyordu.

    Yıl 1514 Osmanlı Orduları Batıya doğru seferler düzenlemekte ve Adil bir Dünyanın kurulmasına az kalmıştı. Fakat Osmanlının doğusundaki Safevi Devleti sürekli Osmanlı Devletini taciz ediyordu. Türkmen Beyliklerinin de bir kısmını yanına çeken Safeviler Osmanlıya karşı savaş başlattılar. Bu sırada Osmanlıya en büyük destek yine oradaki Kürt Beyliklerinden geldi. Türklerin ve Kürtlerin bu ittifakından da Osmanlı galip çıktı ve Safevi Devleti yenilgiye uğratılarak, yeniden Adil Bir Dünyanın kurulmasının önündeki engel aşılmış oldu.

    Bu asrın başlarına gelindiğinde Gerek 1. Cihan Harbi gerekse Kurtuluş Savaşlarında, Musul’da toplanan Kürt aşiretleri Osmanlı halifesinin yanında savaşmaya karar verdiler ve Sevr Anlaşması’nı yırttılar. Sonrasında  Kürtlerin Osmanlı’ya karşı savaşmaları için görüşmeye gelen İngiliz Valisine, Kürt Lideri Şeyh Mahmut El- Berzenci elini uzatmadı. Müslümanların Halifesine savaş açan bir ülkenin Valisinin eli necistir dedi. Adıyaman’da Bedir Ağa kendisini isyana teşvik etmek için altın yüklü katırlarla gelen İngiliz görevlisine ben Halifeye isyan etmem dedi. Kendisini altınlarıyla beraber huzurundan kovdu. Aynı İngiliz görevlisi, Van’daki Kürt aşiret reislerini ziyaret ettiği zaman onlarda aynı sözlerle kendisini kovdular.
    Şimdi buradan herkese sormak istiyoruz, asırlar boyu tek vücut olarak yaşadığımız halde ne oldu da bu husumetler ortaya cıktı? Niçin bu kanlar akıyor?  Mesele, sadece bir terör, askeri operasyon ya da Kürt Meselesi olarak görmemek gerekir. Asıl mesele, tek boyutlu olmayıp 3 boyutludur. Her bir boyuttaki olumlu ya da olumsuzluklar, diğerlerini etkilemektedir. Her üç mesele birlikte, bir bütün olarak ele alınıp çözüme kavuşturulmalıdır: Gerçekte mesele bir değil 3’tür. 1-Terör, 2-Kürt Meselesi, 3-Güneydoğu Meselesi.

     Kürt Meselesi ve Güneydoğu Meselesi’nin çözülmemiş olması, terörün gelişmesine ortam hazırladığı gibi, terörde diğer iki meselenin çözülmesine zorluk çıkartıyor. Bu böyledir diye, 3 ayrı meselenin varlığını görmemezlikten gelip veya yok farz edip, meseleyi sadece terör meselesi olarak ele alarak çözmek mümkün değildir. Kürt Sorunu’nun Kaynağı, Sömürü Düzeni, Taklitçi Zihniyet ve Asimilasyoncu Politikalardır.  Kürt, konusunun bir sosyal problem haline gelmesinin ana sebebi, taklitçi zihniyetin, sömürü ve tahakküm düzeninin uyguladığı asimilasyoncu, materyalist ve ırkçı politikalardır. 
     Güneydoğu’nun geri kalmışlığı ve bölgede yapılan zulüm, sadece bölgeye has bir durum olmayıp ülkenin pek çok yöresine ilişkin bir durumdur. Bunun da sebebi, gene sömürü düzeni, tahakküm düzeni ve taklitçi zihniyetli iktidarlardır.

    Yabancılaştırma ve asimilasyon politikaları, Osmanlı’da farklı kavimler arasında asırlar boyu oluşturulmuş olan ortak paydaların ortadan kalkmasına, meydana gelmiş olan kardeşliğin kırılmasına sebebiyet vermiştir. Aynı milletin, aynı tarihin çocuklarının kardeşliği esastır. Gidilecek yol iç barış yoludur, kardeşlik yoludur. İthamcılık yolu değildir. Aynı milletin çocukları arasında görüş farklılıkları, fikir farklılıkları olabilir, fakat bu hiçbir zaman ithamcılığın, bölücülüğün sebebi olmamalıdır.

    Sağlam bir milli bünyeye kavuşmak için içtimai sulhu temin etmeye birbirimizle kaynaşmaya mecburuz. Devlet millet kaynaşması kalkınmada temel şarttır. Konu Tabu Olmaktan Çıkarılmalı ve Her Çözüm Şekli Konuşulabilmelidir.  Türkiye’nin meselelerinin çözülebilmesi için milletin duygu ve düşüncelerinin, özgür bir ortam meydana getirilerek öğrenilmesinin ve her türlü alternatifin tartışılması şarttır.

    Milletin ne arzu ettiğinin ortaya konması için alternatifler millete sunulmalı ve bu alternatifler millete eşit şartlar altında ve yeterince tanıtılmalıdır. Yoksa bir tek anayasa yaparak bu konu çözüme kavuşmaz. 

    Çözüm, sivrisinekleri öldürmekte değil bataklığı kurutmakta aranmalıdır. Derhal, bataklığı yani gayri milli, gayri İslami ve gayri insanı olan, Batı kültür ve medeniyet değerlerine göre Lozan’da Hayım Nahum doktrinine göre kurulmuş olan bu sistemi değiştirelim.
    Lozan’da kurulmuş bir sistemin kanunen ve cebren yeni bir ulus yaratma, var olanı asimile etme macerası, Türkiye’nin sorunlarının ana kaynağıdır. Çünkü kimlik, rıza tabanlı birlikteliktir. Tevdi edilen görevleri severek, isteyerek, gönülden coşarak yapma vardır. Zorla, tehditle kimlik oluşturulamaz. Kimlik, kişinin kendisini nasıl gördüğü, neye ait hissettiği bir iç olgudur. Onun için farklı unsurlar arasında güçlü ortak paydalar bulunmazsa birliktelik, uzun sürmez, ortak bir kimlik oluşmaz. 

    Kimlik oluşumunda temel sorun, aynılaşmanın, aidiyetin hangi değerler etrafında olacağıdır. Irk, soy, renk ve dil eksenli bir bütünleşmenin olamadığı tarihsel süreç içerisine ortaya çıkan bir gerçektir. Bu, farklılıkların birlikteliğini kapsayacak evrensel bir üst kimliğin oluşumunun bu kavramlar etrafında şekillenemeyeceği anlamındadır. Yoksa bu, onların ayrı varlıklar olduğunun bir alt kimlik oluşturduğunun göz ardı edilmesi anlamına gelmemektedir. Tam tersine farklı boy, kabile, ırk ve milletlerin varlığı bir güvenlik alanı, barış ve tanışma alanı olarak görülmelidir ve bunların kimlikleri korunmalıdır. Kavimlerin birbirlerine göre konumları, ne dilleri, ne renkleri ve ne de soyları ile belirlenmektedir. Hiçbir kavim dili, rengi, soyundan dolayı bir diğerine göre üstün değildir.  Bu nedenle ne Türk kavmiyetçiliği ne de Kürt kavmiyetçiliği haklıdır. Bir mümin her ikisine eşit mesafede durmayı bilmelidir. Tavrımız berrak olmalı, ifratla tefrit arasında bocalamamalıyız. Unutmayın!
    Hz. Muhammed (S.A.V.), Asabiyyet (kavmiyetçilik) davasına kalkan, onu yaymaya çalışan, bu dava yolunda mücadeleye girişen bizden değildir, buyuruyor. 

    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları