• BIST104.001
  • Altın145,495
  • Dolar3,5083
  • Euro4,1894
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 30 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »
    • CANLI PAYLAŞIM
    • Yazarlarımız
    Tüm Yazarlarımız »

    Türkiye Siyasetinde 2. Hoca Dönemi Başlıyor

    Bilal OKUDAN

         Ak Partide Yeni Türkiye Kazanmalı. Millet, Eski Türkiye’yi 10 Ağustos 2014 te tarihe gömdü. Eski Türkiye’yi tarihe gömme sırası şimdi Ak Partide. Ak Parti 27 Ağustosta Genel Başkanlık seçimini yapmak için kongreye gidecek. Bu kongre aslında siyasi arenada bir değişiklik olmadığı sürece önümüzdeki 10 yılın Başbakanını belirleyecek bir kongre olacak. Ak Parti kurulduğu 2001 yılından ve iktidara geldiği 2002 yılından itibaren sürekli ulusal ve uluslar arası arenada denge koruma siyaseti izlemek zorunda kalmış ve istediği bir çok yasayı uygulamaya sokmak için hep uygun zamanı beklemişti. Türkiye de etkisiz gibi görünen fakat konjonktür oluştuğunda ülkeyi kaos ortamına sürükleyen ne kadar vesayet kurumu varsa hepsini Milletimiz 12 sene boyunca uygulamalı olarak görme fırsatını buldu. Ak Parti hükümetlerinin başarılı mı başarısız mı olduğu ile alakalı söylemiyorum, sadece 12 yıl boyunca kriz çıkaran tüm vesayet kurumlarının ülkemize inanılmaz maddi ve manevi zararı olmuştur. Her kriz döneminde muhalefet gibi Ak Parti içerisinden de vesayet kurumlarına destek çıkılmıştır. Ak Parti yola beraber çıktığı bir çok şahıs ve kurumlarla yollarını ayırmak zorunda kalmıştır.

         Kongreye yeniden dönecek olursak tüm Türkiye şuan Başbakan kim olacak onu konuşuyor. Herksin ortak kanısı emanetçi bir başbakan olmamasından yana. Eski Türkiyeciler Muhalefeti alt alta koydu olmadı, üst üste koydu yine olmadı, en sonunda yan yana koydu yine olmayınca bu sefer Ak Parti içerisindeki muhalefet ve statükoya sahip çıkan birilerine ön vermeye çalışmak için sürekli haberler yaptırıyorlar. Neymiş güya Ak Parti Hükümeti içerisinden kim gelirse gelsin emanetçi durumuna düşer ve Ak Parti kan kaybedermiş. Bu adamlar ne hikmetse Ak Partinin her yaptığına ateş püskürürken parti içerisindeki üç isim gündeme geldiği anda o isimleri yerlere göklere sığdıramıyorlar. Amaçları, Hoca gelmesin, onun yerine denge siyaseti güden birisi gelsin. Atamalarda ve icraatlarda kendi istediklerini yaptırabilecekleri bir ismi Başbakanlığa getirip eskisi gibi ülkede at koşturmak istiyorlar. 

         Adalet ve Kalkınma Partisi kurulduğu günden bugüne kurucu felsefe gereği ve parti içi dengeler açısından bir çok şahıs ve kurumla ittifak yapmak zorunda kalmıştı. Neredeyse toplumun her kesimini temsil eden kurucular kurulu inanılmaz farklılıklar içerdiği için her dönem farklı bir sorunla uğraşmak zorunda kaldığında parti içersinde verilen tepkiler de farklılıklar gösterebiliyordu. Tabi birde buna uluslar arası konjonktürde eklendiğinde 2002 den bu yana politikalarında sürekli değişiklikler olmuştur. Ama hiçbir döneminde olmadığı kadar yüzünü bu
    denli doğuya yani Osmanlı coğrafyasına dönmemişti. İlk başlarda o zamanın Dışişleri Bakanı Dünya dengelerini güdebilme adına Türkiye’nin tek kurtuluşunu Avrupa Birliği bünyesine girmede görüyordu. Türkiye kayıtsız şartsız yüzünü Batıya dönmüştü. Ama ne olduysa 2006 yılından sonra oldu. Başbakanlık Dış İlişkiler Baş Danışmanı öncelikle TİKA da kurduğu ekibi aracılığı ile Türkiye’nin yüzünü doğuya yani Osmanlı Coğrafyasına döndürmeye başlamıştı. Öylesine akrabalık ilişkileri ilerletiliyordu ki bir takım çevreler homurdanmaya başlamıştı bile. Ama Baş Danışman aldırış etmeden yaptığı stratejik hamlelerin bir çoğunu da gizleyerek yapıyordu. Sonrasında iki farklı kurum daha kurdurarak, Yurtdışı Akraba Toplulukları Başkanlığı ve Yunus Emre Enstitüsü, Osmanlı Coğrafyasına adeta Cansuyu vazifesi gördürmüştü. En önemli özelliklerinden bir tanesi de ekip kurabilme, oluşturabilme ve çalıştırabilme kabiliyetiydi.

         Artık Başdanışman için yaptıkları çok iyi referans olmuştu ve icraatın başına geçmesi gerekiyordu. 1Mayıs 2009 tarihinde Türkiye Siyasetine İkinci kez Hoca lakaplı birisi girmişti. Prof Dr Ahmet Davutoğlu. Hoca göreve gelir gelmez bir çok projeye imza atıyordu. O kadar çok projesi vardı ki çok hızlı çalışması gerekiyordu. Hemen ekibini kurdu ve kendisine üçüncü bir çalışma ofisi olarak uçağı belirlemişti. Projeler tamamlanmalıydı ve bu sebeple dünyanın her yerine gidilmeli Osmanlı Coğrafyası yeniden ayağa kaldırılmalıydı. Ama eleştireler üst üste geliyordu. Türkiye komşularıyla sorunluymuş gibi gösteriliyordu. Bizim dışımızda gelişen sebeplerden ötürü komşularımız iç savaşın getirdiği sorunlar sebebiyle ya bölünmüş ya da bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardı. Hoca, kafasına takmıştı bir kere, Osmanlı Coğrafyası Yeniden canlanmalı ve ayağa kalkmalıydı. Stratejik planlaması o kadar derinden ve hızla ilerliyordu ki temsil edilmediğimiz Ülke kalmamıştı, Osmanlı Coğrafyasında. Akıncılar yeniden dirilmişti bu kez adları TİKA, YTB ve Yunus Emre Enstitüsü olmuştu. 

         Şimdi gelelim basında yer alan haberlere. Neymiş emanetçi Başbakan olmazmış. Dünyanın tanıdığı bir Başbakan olmalıymış. Onlar konuşa dursun Dış dünya Hocayı Başbakan ilan etti bile. Başta Filistin, Kosova, Bosna Hersek, Arnavutluk, Azerbaycan, Doğu Türkistan, Myanmar, Musul buralar onları hiçbir zaman yalnız bırakmayan Hocalarını Başbakan olarak ilan ettiler. Recep Tayyip Erdoğan’a ve Cumhurbaşkanlığı döneminde Abdullah Gül’e Dış İlişkilerden sorumlu Baş Danışmanlık yaparak onların dış politika hedeflerini etkilemişti. Yani söylenenleri ve dikte edilenleri değil, bildiklerini ikna yoluyla anlatabilen ve uygulamaya sokabilen, ekibi olan, vizyonu olan, uluslar arası tanınırlığı olan birisi Prof Dr Ahmet Davutoğlu beş yıllık devlet tecrübesi ile Başbakanlığı fazlasıyla hak etmiş durumda.

         Hocayı ilk kez İstanbul Milletvekili Metin Külünk Beyefendinin organize ettiği Ankara Buluşmaları adlı etkinlikte canlı olarak dinleme fırsatı bulmuştum. Hocanın salon hâkimiyeti mükemmeldi. Değindiği konular gereği salon pür dikkat Hocayı dinliyordu. Zaten partisinin Konya Mitinginde de 200 bin kişiye yaptığı konuşmasından bu işi fazlasıyla yapabilecek kapasitede olduğunu ispat etmişti bile. 

         Sonuç olarak Milletimiz 10 Ağustosta Yeni Türkiye demiştir ve şimdi sıra Ak Partidedir. Ak Parti 27 Ağustosta yapacağı kongreyle ya vesayet kurumlarıyla işbirliğini sürdürecek, statükoyla anlaşabilecek, denge siyaseti kurma çabası içerisinde bir Genel Başkan seçecek ya da Selçuklu ve Osmanlı mirasına sahip çıkan, Milletini tanıyan, Teşkilatın da sempati duyduğu Hocayı Genel Başkan ve Başbakan yaparak Eski Türkiye defterini açılmamak üzere kapatacaktır.

         Eğer Hoca Başbakan olursa Türkiye siyaseti iki tavaffukla karşı karşıya kalacaktır. Bir Konya ikinci kez Başbakan çıkaracak. İki Türkiye Siyaseti ikinci kez Hoca lakaplı bir Başbakan’a yeniden sahip olacaktır.

    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları