• BIST102.270
  • Altın149,533
  • Dolar3,5485
  • Euro4,2033
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 13 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »
    • CANLI PAYLAŞIM
    • Yazarlarımız
    Tüm Yazarlarımız »

    Yeni Oyunumuzun Adı: Fuat Avni Kim?

    Mehmet Ali TOPRAK

    Paralel Yapı’ya yönelik operasyonlardan önce Fuat Avni fırtınası estirildi. Daha önceki yazılarımda defalarca bahsettim, bu ülkede insanlar; tarih boyunca algı operasyonlarına maruz kaldı. Dönemin vesayetlerine karşı dik durup doğru konuşanlar, iftira ve kumpas yağmuruna tutuldu, itibarları zedelendi. Sosyal ve siyaset mühendisliğini temel mühendislik bilimleriyle paralel geliştiren devletler, tarihlerine sırt dönmüş; hala ‘Osmanlıca ders olarak verilmeli mi?’ tartışmalarını yapan bizlerin içine haliyle ‘paralel devlet’ soktular.

    Kendilerine karşı tavır alanları ya susturdular, ya da kumpas oyunlarıyla halt ettiler. Ne devlet erbabı dinlediler, ne de bürokrat! Eğer seçilmiş biriyse, toplumun en hassas ve can damarı olan dini argümanları devreye soktular. Bazen hırsızlık - yolsuzluk oldu bu argüman, bazen de yasak aşk (zina)… Ancak zina yalnızca seçilmişlere uygun görüldü. İnsanların günahları halka orantısız mübalağa ile sunuldu. Medyanın ünlü sosyetik kesimine de bu muamele ‘yasak aşk’ terimiyle yapıldı ve süslenerek magazin dergilerince sunuldu.

    Buraya kadar anlattıklarım genel geçer, bildiğimiz şeyler. Şimdi oyunun asıl boyutunu ele alacağız, zira bu defa durum çok daha farklı. Oyun aynı olsa da, oyuncular arttırılmış ve içine taraftarlar da katılmış! Bu defa bu oyunun içine başlarda ‘sevgi, muhabbet ve diyalog’ ile yola çıkmış ancak şimdilerde bu terimlerin yerini ‘nefret, kin ve saldırı’ya bırakmış (bıraktırılmış) bir grup var…

    Oyunun dışında da artık ülkenin vesayet odaklarına değil, seçilmişine saygı gösterilmesini isteyenler var… Ve bir de bu ülkenin topraklarına mahzar olmuş, ruhunu hala korumaya çalışan İslam var! İslam şimdilerde ağır azap çekiyor… Namazların yerini, kirli siyaset; sohbetlerin yerini dedikodu erozyonu ve sosyal medya almış durumda.

    Sosyal medya argümanları, fenomenleri hızla artarken; ülke hem ahlak erozyonuna hem de otoriter zaaflığa terkedilmek isteniyor. Argümanlar ve fenomenler ise çok güçlü! Bunların en son örneğini Fuat Avni bey ile yaşadık.
     

    Fuat Avni... 17-25 Aralık operasyonlarından sonra, paralel yapının sosyal medya tetikçisi olan bu sahte hesap, yürüttüğü harika bir algı operasyonuyla tweetler atıyor, yetmiyor, Türkiye'yi yurt dışında itibarsızlaştırma çabaları yapıyor. Papağan gibi söylediklerini sık sık tekrar ederek Twitter’ın logosunun hakkını veriyor doğrusu.

    Ve yine fısıldadı kuşumuz… 150 si gazeteci 400 küsür ismin tutuklanacağı yönünde tweetler atarak cemaati (artık tartışırılır) galeyana getirdi. Bir grup Türkçe ve İngilizce pankartlarla Zaman Gazetesi’nin önüne gitti. Bir gün beklediler… Netice: operasyon falan olmadı.

    Sonra bir daha fısıldadı bu kuş! Bu defa rakamlar biraz daha artmıştı… Kalabalık sabahtan toplanmıştı gazetenin önüne! Haklılardı… Çünkü onlara göre birazdan delilsiz, uydurmadan 17 ve 25 Aralık operasyonlarının intikamı ve yüzlerce gazete çalışanı alınacaktı. Düşünsenize ‘özgür basın, susacaktı!’

    Dahası, bay avni haklı çıkacaktı! Bu arada dipnot: seansları arttıran Pensilvanya, operasyon gecesi bir beddua seansı daha vererek ortamı iyice gerdi! “Göbekleri çatlasın, beyin kanaması geçirsinler…”

    Demek ateş kar etmedi! Günümüzün ölüm çeşitlerine geldi sıra. Ah hocam… Allah aşkına, bu sözler İslam ile hemhal olmuş bir lidere yakışıyor mu? Sayende baş örtüsü teferruat olduğu gibi, beddua da meşru olacak!

    Sabah çeşitli illerde emniyet güçlerince kimsenin canı yanmadan, herkese savcılık kararı bildirildi ve gözaltı işlemleri başlatıldı. O an tek duam; haksız yere kimsenin alınmaması oldu! Geçmişte yargı kanadında paralel yapının çeşitli tezgahlarına ortak olan hükümet için bu hem ciddi hem de insani sınav olacaktı. Neticede bu operasyonlarda 4 gazeteci ve 26 kişi gözaltına alındı. Çeşitli isimler, türlü türlü iddialar batı ve ABD medyasına da ulaştı sonunda. Nasıl ulaşmasın ki? Ekrem Dumanlı Bey oturma adresini verdiği Zaman Gazetesi’ne ulaşan polislerin kendisine savcılık gözaltı kararını tebliğ etmesine rağmen, şov yapmayı tercih etti.

    Netice de 3 gün öncesinden Twitter mecrası ile başlayan algı operasyonu şov ile sona erdi. Böylelikle daha neticesi ve yargı süreci tamamlanmamış bir operasyonun pastasından payına düşeni almış oldular! Bu sırada bizim malum medya hemen olaya atlamış, sanal hesap Fuat Avni’yi ön plana çıkartacak haberlere başlamıştı bile. Hadi malum ve paralel medyayı anlıyorum da , ya batının Fuat Avni sevgisine ne diyeceksiniz?

    İngilizlerin gazetesi The Times, “Fuat Avni’nin günler öncesi duyurduğu basına operasyon gerçekleşti” diye vermiş haberleri. Herhalde aynı ismi taşıdığından olsa gerek, bizim Zaman gazetesi de online sitesinden bu şekilde vermiş… Daha evvel İngilizler, olmayan bir hayaleti seçerek, Fuat Avni’yi yılın adamına aday olarak seçmişti. Boşuna değilmiş meğer!

    Buraya kadar her şey tamam. Şimdi gelelim bu pastanın paralel yapıyı zehirleyen kısmına…
    Listede 4 gazeteci isim arasında bir sürpriz vardı. 30 Mart yerel seçimlerinden sonra “Millet bize, yav he he dedi” deyip, daha sonra bu camiadan ayrılan Hüseyin Gülerce!

    Şimdi işler biraz karışmıştı. Oysa Hüseyin Gülerce safını değiştirip, bu yapıyı defalarca uyaran ve yanlışlarını anlatan yazıları ve demeçleri ile gündeme gelmişti.
    Detaylar gelmeye başladıkça “Tahşiyeciler Grubu” diye bir şey çıktı ortaya. Yanlış anlaşılmasın bu hükümetin ya da bu soruşturmayı yürüten savcıların uydurduğu bir şey değil! 22 Ocak 2010 yılındaki bir operasyona ait verilen isimdi.

    Tesadüf o ki, bu isim ilk defa Fethullah Gülen tarafından zikrediliyor, sonra Zaman Gazetesi tarafından çıkarılan haber, yine Zaman Gazetesi Eski Yazarı Hüseyin Gülerce, Bugün Gazetesi yazarı Nuh Gönültaş ve tabi STV’nin Tek Türkiye dizisi ile işleniyor… Ve yine tesadüf o ki, “Tahşiyeciler Grubu” lideri olarak lanse edilen Mehmet Doğan (71 yaşında) örgüt lideri ve El-Kaide ile bağlantı iddiası ile içeri alınıyor. Haydi gelin şu tesadüfler halkasına göz atalım…

    Tesadüfler zincirimiz 1943 doğumlu Mehmet Doğan ya da Kürt illerinde Molla Muhammed ismiyle bilinen Bediüzzaman’ın talebesi bir Risale-i Nur müridinin Fethullah Gülen’in yanlış yaptığını ifade etmesiyle başlıyor.

    Tesadüf 1: Mehmet Doğan 1993 yılında Yeni Asya çevresi içinden kopan grup 1 Haziran 2004 Tahşiye ve Rahle yayınevlerini kuruyor. Bu yayınevi, Risale-i Nurlar üzerinden Gülen Cemaati’nin kendi kurumları için zekat toplamasına, dinlerarası diyalog çalışmalarına, fıkhi meselelerdeki islamın dışına çıkmış hallerini sert şekilde eleştiriyor.

    Tesadüf 2: 6 Nisan 2009 günü Fethullah Gülen’in Pensilvanya’daki haftalık sohbeti yayınlanıyor. Aynen şu ifadeleri kullanıyor:

    “Mesela Tahşiye diye bir şey icat edebilirler. Hafizanallah iyi organize edebilirlerse bunları belki hakiki Müslümanlarla, kitap okuyan Müslümanların içine sokmaya çalışabilirler. Onları güçlendirmek için ellerine silah da verebilirler. Kitapların arkasındaki zatın posterlerini evlerine asabilirler… Biz nurları Haşiye yapıyoruz derler. Adlarına da Tahşiyeciler derler. Sonra Kalaşnikoflar verirler ellerine...”

    Tesadüf 3: Zaman Gazetesi bu konuşmadan 2 gün sonra “Terör örgütü üretenler yeni tezgah peşinde” şeklinde manşetine alarak detaylıca bir haber yapıyor.

    Tesadüf 4: Aynı gün yayınlanan Tek Türkiye isimli dizide bu konu işleniyor.

    Tesadüf 5: 10 Nisan 2009 da Hüseyin Gülerce hocanın ne dediğini anlamaya çalışarak bir yazı yazıyor.

    Soruyu kendi soruyor ve cevaplıyor. “Gülen neden uyardı?”…

    Tesadüf 6: 15 Nisan 2009 da ise sahneye Ahmet Şahin çıkıyor. İrtica ve takiye konularından bahseden Ahmet Şahin, tahşiyecileri hedef alıyor.

    Tesadüf 7: 26 Nisan 2009 da bu kez Bugün Gazetesi yazarı Nuh Gönültaş, konuyu bir daha ısıtarak gündeme getiriyor.

    Tesadüf 8: 12 Haziran 2009… Hükümeti çok seven taraf gazetesi “AKP’yi ve Gülen’i Bitirme Planı” ile manşette süslüyor haberini. Haberin içi ise tam bir facia…

    Tesadüfler zincirinden deliller üretildiğine göre, 22 Ocak 2010 da operasyon yapılır. O zaman 66 yaşında gözlerinin %90 ı görmeyen Mehmet Doğan'ın evinde çeşitli mühimmat ve belgeler geçirilerek her zamanki gibi terörden tutuklanır. Mehmet Doğan hakim karşısına çıkmadan somut delilsiz 17 ay tutuklu kaldı. Üstelik mühimmatlarda kendi parmak izi çıkmadığı gibi, bir de polise ait parmak izleri çıktı. İşte tam da burada bu yapı ele verdi kendini… 

    Bu yapının çok güzel bir özelliği var. Hep birlikte aynı ağızdan konuşup, gerek basın gerek sosyal medyada o kadar güzel algı operasyonu yapıyorlar ki… İçinde takiye var, yalan var ve bolca vicdan sömürüsü… Bir bakıyorsunuz herkes Fuat Avni oluyor. Sonra hep beraber devletin adliyesinde, devletin cumhurbaşkanına “Hırsız Tayyip” diye bağırıyorlar… 

    Ama bir şeyi beceremiyorlar! Yaptıkları operasyonların neredeyse tamamında kendilerini ele verdiler. Gerek hazırladıkları tapelerle, gerek uydurma delillerle… Ve bu operasyonda saf bir polisin parmak izini bırakmasıyla!

    Şimdi bozuk plak gibi “Özgür Medya Susturulamaz” diyenler hala meselenin gazetecileri susturmak olduklarına inanıyorlar mı?

    Eğer hala inanıyorsa ben size 7 Mart 2011’de Ekrem Dumanlı Beyin kaleme aldığı yazısından bir alıntıyla cevap vermek istiyorum:
    “Paniğe hiç gerek yok, yargı süreci devam ediyor. Bırakın... ki, belgeler, bilgiler, bulgular konuşsun...”

    Fuat Avni ile algı operasyonu nasıl yapılıyor? Bir önceki yazısı için tıklayanız!

     

    • Yorumlar 1
    • Facebook Yorumları 0
      Yazarın Diğer Yazıları