• BIST104.123
  • Altın145,971
  • Dolar3,4910
  • Euro4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 12 °C
  • YEMEK
  • Son Haberler
    Tüm yemek haberleri »
    • GAZETELER
    • Günün Manşetleri
    Tüm Gazete Manşetleri »
    • CANLI PAYLAŞIM
    • Yazarlarımız
    Tüm Yazarlarımız »

    Yer Kubbe, Gök Kubbe

    Bahadır YENİŞEHİRLİOĞLU

    İnsanoğlu doğduğu andan çok önceleri serüveni başladı aslında.

     Küçük et parçasının serüveni bu. İnsanlığın serüveni. Sonsuz büyüklükteki kâinat içerisinde kendini ve her şeyi keşfetme serüveni.

    Yaşadığı küçük, sıcak, güvenli gezegeninin içerisinde ilk kalp atışını beklediği ana kadar hiçbir şey ifade etmeyen et parçası kendine üfürülen o ilahi tılsıma kadar bağlı bulunduğu anasının karnında yeni yurdunu bekler.

    İnsanoğlu kendisine verilecek olan kutsalın ağırlığı ve onu nasıl taşıyacağının heyecanı ile bekler misyonunu. İlk kalp atışında ise başlar ana karnında muamma. Sonrasında Dünya ve en sonunda da sonsuz bir anın tanıklığı. İşin sırrı burada aslında.

    Ona verilecek olan öz' ün serencamının heyecanı ile tekmeler anasını. Zamansızlığın özün de yer alan, zaman kavramı algısının çok uzağında bu küçük et parçasına İnsanoğlu diye seslenildi çok öncelerden.

    Bu tek kişilik bir serüveni ancak yaşayarak öğrenebiliriz.

    Acıyı anlatarak öğretebilir misiniz insanoğluna, ya da sevinci öğrenebilir mi insanoğlu yaşamadan.

     Zorbadır hayat sen tanımıyorsan kendinden başka hiç kimseyi.

    Anlaşılan o ki sadece nefes almak değildir yaşamak.

    Arz üzerine indirildiğimiz günde başladı gerçek serüven aslında.

    Çok öncelerden. Tertemiz bir alın ilk günahla kararmadı mı?

    Yalın, pür bir hayat, kara büyülere, efsunlara takılıp kalmadı mı?

     Ak ile karanın savaşının oynandığı bir meydan değil mi aslında Dünya.

    İnsanoğlunu aç, genişlet ve yay bütün arz üzerine, her şeyi göreceksin aslında bütün gerçekliği ile onda.

    Her insan bir dünya aslın da.

    Gerçekleştir meydan muharebelerini nefsinde, dünya dediğin bu aslın da. Zalim şehir değil ki, zalim olan, sokakları acıya bulayan zalim insan aslında.

    Ayaz kesmez aslında insanı, buz gibi donduran, insanın duyarsızlığı. İyi ya da kötü tercihlerin içerisinde, sözlerin seslerin arasında ezelde verdiği sözün ne kadar yakınında ne kadar uzağında kaldığına bir bakmalı ve tanımalı kendini insanoğlu.

    Söz yaratıldı evrenin öncesinde ve aşk bu muharebenin en güçlü silahı aslında. Kutsanan, yüceltilen varlık sebebimiz olan aşk tam da  bu merkez de. Aşk ile yaratılan İnsanoğlu, bu yüzden serüvenini yaşamadan öğrenemez hiçbir şekilde.

    Hangimiz baktık sahiden muhabbetin gözlerinin içinden . Hangimiz dokunduk sahiden yüreğin telinden.
    Eyy zıvanadan çıkmış insanoğlu, gel ne olur arınarak pür bir şahlanışla muhabbete.
    Hangi ağız aramaz süt emdiği ananın saflığını.
    Ne oldu kim mühürledi gönül kapını?
    Zor nefes alır, zor nefes verir, taşa dönmüşse yürek. 
    Zaman dediğin ne ki, an değil mi aslında bu hayat, tek perdelik bir oyun belki.
    Peki, neden o zaman bu kahpelik.
    Canı aziz bilmeyen bir dünya yangınında olmamalı ateşe fayda.
    Bu yüzden işte tam da bu yüzden sanat gerekir bize.

    Kâinatın iz düşümü gibi bir sanat.
    Edebiyat.
    Edebiyat insanoğlunun karanlığını alır.
    Edebiyat zamanı aydınlatır ve yaz insana sunulan en büyük nimetlerdendir.
    Yazarak anlatır insan zaman ötelerine derdini, macerasını, savaşlarını, aşklarını, ölümü, zoru, acıyı, barışı, düğünü ve zamansızlığı.

    Kalbini keşfeder insan okuyarak.
    Kendini ve kâinatı keşfedenleri okuyarak kendine bir kapı aralar.
    Bu yüzden insana gönderilen ilk emir okudur.
    Hoyratlığını alır insanın sanat. Derinlik kazandırır insana edebiyat.
    Okumaz ise savrulur insan, kaybolur, yanar kül olur vesselam.
    Okur ise aşkı bilir insan.

     

     

    • Yorumlar 0
    • Facebook Yorumları 0
      Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Yazarın Diğer Yazıları